• Ana Sayfa
  • Manşet
  • “Çerkesler, kaybettiğimiz sadece kültürümüz değil!”
“Çerkesler, kaybettiğimiz sadece kültürümüz değil!”
Kuban Kural 21 Temmuz 2026

“Çerkesler, kaybettiğimiz sadece kültürümüz değil!”

“Çerkesler, kaybettiğimiz sadece kültürümüz değil!”

 

Yaz ayları Çerkesler için genel de köy düğünleri ve çeşitli Çerkes derneklerinin organize ettiği festivaller ile geçer. İnsanların yaz aylarında memleketlerine, köylerine yaptıkları kısa süreli ziyaretler, geçmişi, anıları, kaybedilenleri hatırlamalarına sebep olurken geleneksel kültürel hayatlarına dokunmalarına da vesilesi olur. Bol bol geçmişin nostaljisi yapılır.

Hepimiz bu duygu durumunu her yıl yaşarız. Ceug’da yapılan her dejuğ geçmişin otantik ortamında geleneği hissetme çabasıdır bir anlamda. Beyhude de olsa eğlenceli ve motive edicidir. “Hay Marje” her Çerkesin yüreğini titretir bir şekilde…

Tatil sonu, ya da düğün dönüşü modern hayat sarıp sarmalar hepimizi. Gerçek, tüm çıplaklığıyla umutlarımızı törpüler, an be an…

Şehirleşmenin, sosyal medyanın, iletişim alanlarının dönüşüm geçirdiği bir dünyada Cerkeslerin agoraları da gün geçtikçe azalıyor ya da değerlendirebilenler için biçim değiştiriyor. Dünün meşe altı bugün bir kuşun (Twitter) kanatları olabiliyor, ya da bir Haçeş olabiliyor whats up grupları…

1960′ lı yıllarda başlayan köyden kente göç sürecinin Çerkes kültürü üzerindeki etkileri yadsınamaz. Kır kökenli bir yaşamı uzun süre, çeperde, kültürel dokularını da kısmen ayakta tutarak taşıyan geniş Çerkes kitlesinin özellikle dillerini ve kültürel özelliklerini şehir hayatıyla birlikte hızla kaybettiklerini, oluşturdukları kurumsal yapıların da bu sosyolojik gerçekliğe cevap olamadığını kabul etmek için kâhin olmaya gerek yok. Mevcut sosyo kültürel hale uzaktan bakmak dahi yeterli…

Kaybedilen sadece kültür değil…

“Candan önce onur gelir” cümlesi Çerkesler arasında sıkça tekrarlanan ve övünç sebebi olan bir özdeyiş. Ancak onurlu bir yaşamın nasıl olması gerektiği konusunda Çerkeslerin pek kafa yorduklarını söylemek mümkün değil. Onurlu bir yaşam; savaş atmosferinde ya da köy hayatının kapalı toplumsal yapısında gerekirse ölmeyi vazetse de modern hayatta, şehirde, küreselleşen dünyada politik bir mücadeleyi örerek yaşamayı gerektiriyor.

Gürültülü bir yaşamı, tartışmayı, mücadeleyi, azmi, cesareti de yamacına alarak tabi.

Tabi buna karşılık sessizlikte sefilliği ve yok oluşu da tercih edebiliyorsunuz…

Bu bağlamda şehir hayatıyla birlikte Çerkeslerin sadece kültürel özelliklerini ve dillerini kaybetmekte olduklarını söylemek hafif kalıyor. Çerkeslerin (yani bizim, hepimizin) mevcut sessizliği, ürkekliği, otoritelerle kurduğumuz “kapıkulu” ilişkisi ve kimliğimizi kaybederken bile bunun farkında olmamamız, o hep bahsettiğimiz ve hatta övündüğümüz “onur”umuzu da gün be gün kaybettiğimizi gösteriyor…

Çerkesliğin dünyada, özellikle de diasporada var olmasının yegâne yolu politize olmaktan geçiyor. Bunun için akademik, sosyal, kültürel olarak yürütülecek her mücadelenin sağlıklı, kapsayıcı ve demokratik bir politizasyona hizmet etmesi gerekiyor. Kamusallaşmaya uygun, özgürlükçü ve dayanışmacı bir dil, bir üslup geliştirmek, kısaca söylemi kurmak için ciddi bir entelektüel emek gerekiyor.

Çerkeslerin böyle bir dertlerinin olup olmadığı bir muamma.

Sorarsanız var, bakarsanız yok…

Peki, tamda bugün, yani şimdi, yaz sıcağında ne yapılabilir?

Bunun üzerine bir sonraki yazıda düşünmeye devam edelim

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.