Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda güncel gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.
Bakırhan’ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:
‘Yeşilin yerini her yeri betona dönüştürdüler’
İstanbul başta olmaz üzere bir kentte yaşanan sele ilişkin Bakırhan şunları söyledi:
“Geçen hafta İstanbul başta olmak üzere birçok kentimiz sağanak ve selle boğuştu. Yaşamını yitiren ve yaralanan yurttaşlarımız oldu. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı; yaralanan, evi, dükkânı su altında kalan bütün yurttaşlarımıza geçmiş olsun diliyorum.
Yağmur elbette bir doğa olayıdır. Yağar, sonra durur. Ama yağmur yağdığında insanların ölmesi, araçların sürüklenmesi, evlerin suyla dolması, 16 milyonluk bir kentin, diğer kentlerimizin de saatlerce felç olmasını sadece yağmura bağlamak doğru olmaz.
Bu durum, kentin nasıl yönetildiğiyle ilgilidir. İstanbul’da yıllardır dere yatakları daraltıldı, su havzaları yapılaşmaya açıldı, yeşilin yerini her yeri betona dönüştürdüler.”
‘İstanbul’da değiştirilmesi gereken belediye başkanları değil’
Belediyelere yönelik operasyonlara dikkat çeken Bakırhan konuşmasına şöyle devam etti:
“Kentteki 168 dere havzasının 108’i çeşitli fiziksel müdahalelerden etkilenmiş durumda. Suyun hafızası vardır arkadaşlar. Siz dereyi arsaya çevirseniz de su eski yolunu unutmaz. Kuzey Ormanlarını yollarla, havalimanlarıyla parçalayacaksınız; vadileri projeye, havzaları rezidansa çevireceksiniz; sonra da her felakette “çok yağmur yağdı” diyeceksiniz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Selden etkilenen yurttaşlarımız da kabul etmiyor.
Bu felaket yetmiyor… Bir de hâlâ Kanal İstanbul gibi bu kentin suyunu, toprağını, yaşam alanlarını tehdit eden projelerde ısrar ediliyor. Oysa İstanbul’un ihtiyacı mega proje değil; mega risklerden kurtulmaktır. Topluma iyilik yapmak istiyorsanız bu mega riskleri ortadan kaldıran projeler yapın diyoruz.
Özellikle bir konuya da dikkat çekerek iktidara seslenmek istiyorum. İki yıldır İstanbul’un belediyeleriyle uğraşıyorsunuz. Bu konuda da çok mahirler, üzerlerine yok. Fakat 14 Ekim’de İstanbul size dedi ki: “Biraz da benim gerçeklerimle uğraşın.” Belediyeleri nasıl transfer edeceğinizi her gün konuşacağınıza su basınca o suyu nereye transfer edeceğinizi de bir konuşsanız?
Bakın, İstanbul’da değiştirilmesi gereken belediye başkanları değil; dereyi arsaya, yeşili betona, kenti ranta çeviren anlayıştır.”
➡️MERI FORUMU’NDAN YANSIYANLAR
🗣️DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan:
📌”Bu süreç yalnızca Türkiye’nin değil bütün bölgenin umududur”
📌”Kürtler bugün bölgede barışın en istekli ve en kararlı taraflarından birisidir. Kürtlerin ortak stratejik çıkarları etrafında birleşmesi, bulundukları ülkelerin başkentlerinde daha güçlü olması, bölge barışındaki kurucu rolünü daha da büyütecektir”https://t.co/RAV9fN47cv
— İlke TV (@ilketvcomtr) October 20, 2026
Orta Doğu’daki güncel gelişmelere de değinin Bakırhan şunları söyledi:
“Orta Doğu’da savaşlar, siyasi ve toplumsal krizler devam ediyor. Artık bölgede yaşanan hiçbir gelişme yalnızca yaşandığı ülkeyle sınırlı kalmıyor. Kimse büyük bir savaş istemiyor ama gerçek bir barış için de yeterli adımlar atılmıyor.
Hewlêr’de düzenlenen MERI Forumu’nda Ortadoğu’nun geleceğini, Kürtlerin durumunu, Türkiye’de yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Sürecini ve Suriye’deki gelişmeleri tartıştık. Sayın Neçirvan Barzani, Sayın Bafıl Talabani, Sayın Kubad Talabani, Sayın Mazlum Abdi ve Sayın İlham Ahmed’in de aralarında olduğu birçok isimle görüştük. Forumda en sık dile getirilen değerlendirmelerden biri, Türkiye’de barışın bölge barışının dinamosu olabileceğiydi. Biz de bu tespite katılıyoruz.
Kürtler kendi aralarında daha fazla konuşmalı, sorunlarını diyalogla çözmeli ve bölgenin geleceğinde güçlü biçimde yer almalıdır.
İran konusunda da Sayın Bafil Talabani, İran’daki Kürtlerle yeni bir diyalog sürecinin başlangıç aşamasında olduklarını ve İran’ın da buna olumlu yaklaştığını söyledi. Biz bunu önemsiyoruz. İran yönetimi, Kürt siyasi aktörlerle doğrudan diyalog kurmalı ve kalıcı bir müzakere süreci başlatmalıdır. Türkiye de olası bir Kürt-İran diyalog sürecine destek vermelidir.”
‘İktidar artık niyet anlatmayı bırakıp karar alma aşamasına geçmeli’
Kürt meselesinin çözümüne ilişkin yürütülen süreci de değerlendiren Bakırhan, şunları ifade etti:
“İki yılı aşkın süredir önemli bir süreçten geçiyoruz. Çok söz söylendi, önemli adımlar atıldı. En son 8 Ekim’de Türkiye’den tamamen çekilme kararı paylaşıldı. Hareket yönetimi tek bir ferdinin kalmadığını açıkladı. Yine bazı kamplar ve üsler boşaltıldı.
Bu önemli adımın ardından Türkiye’de herkesin aklında “Barışın önünü açacak adımlar daha ne kadar bekletilecek?” sorusu yeniden canlandı. Hareket Yönetimi de yaptığı açıklamada, “Bizden beklenen daha ne kaldı?” dedi.
Bu soru artık tüm toplumun sorusu. Cezaevi kapısında evladını bekleyen annenin de, yıllardır sürgünde yaşayan yurttaşımızın da, kırk yılı aşkın acının artık bitmesini isteyen bu ülkenin bütün insanlarının da ortak sorusu.
Fesih yapıldı. Silahlar yakıldı. Çekilme kararı açıklandı. Kamplar boşaltılıyor. Toplum bu sürece umutla bağlandı. Bu kadar açık bir tablo karşısında beklemenin bir gerekçesi kalmadı. Biz de bu toplumun sesiyle açık yüreklilikle soruyoruz: Artık neyi bekliyorsunuz?
Bu soruya sessizlikle cevap verilemez. İktidar artık niyet anlatmayı bırakıp karar alma aşamasına geçmelidir. Çünkü insanlar bize her yerde soruyor:
“Sayın Öcalan ne zaman özgür iletişim ve yaşam koşullarına sahip olacak? Ne zaman doğrudan kamuoyuna seslenebilecek? Cezaevleri ne zaman boşalacak, sürgündekiler ne zaman dönebilecek, dağdakiler ne zaman demokratik siyasete dönebilecek? Kayyımlar ne zaman kalkacak? Ahmet Türk ne zaman görevine dönecek? Siirt belediye eş başkanlarımız ne zaman görevlerine dönecek? Seçilmiş eş başkanlarımız ne zaman görevlerine dönecek? Demokratik siyasetin önündeki engeller ne zaman kaldırılacak? Bu sürecin hukuki güvenceleri ne zaman kurulacak?”
‘Kurul beklemeye alınamaz, hemen kurulmalı’
“Barış, bekleme salonunda tutulacak bir şey değildir. Her hafta yeni bir şart, her ay yeni bir gerekçe üreterek bu tarihî imkân tüketilemez. Açıkça diyoruz: Meclis’in önünü açın. Gerekli yasaları çıkarın. Kayyım siyasetini bitirin. İfade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırın. Hukuku iktidarın sopası değil, herkesin güvencesi haline getirin.
Bir somut adımın da özellikle altını çizmek istiyorum. Sayın Öcalan’ın koordinatörlüğünde Barış ve Siyasallaşma Kurulu artık gecikmeden kurulmalı ve çalışmalarına başlamalıdır. Silahsızlanma bir irade beyanıyla tamamlanamaz; onu sonuca götürecek bir mekanizma gerekir. O mekanizma bu kuruldur.
Bu kurula verilecek isimler, Sayın Öcalan ile gerekirse yedi gün yirmi dört saat barış mesaisinde olmalıdır. Sürecin baş müzakerecisiyle haftalar süren aralıklarla görüşülerek bu iş yürümez. Her geçen gün, barış için kaybedilmiş bir gündür. Bu kurul beklemeye alınamaz. Hemen kurulmalı, hemen çalışmaya başlamalıdır.”
➡️”İktidara diyoruz ki artık neyi bekliyorsunuz?”
🗣️DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan:
➡️”Barışın önünü açacak adımlar daha ne kadar bekleyecek? Madem Türkiye’deki hareket, militanlarını çektiyse madem yavaş yavaş bulundukları üsleri boşaltıyorlarsa, kamplardan çekiliyorlarsa o zaman neyi bekliyoruz, ne kadar bekleyeceğiz sorusunu soruyor insanlar”
➡️”Cezaevi kapısında evladını bekleyen annenin de, yıllardır sürgünde yaşayan yurttaşlarımızın da, 40 yılı aşkın acının artık bitmesini isteyen bu ülkenin bütün insanlarının ortak sorusu”https://t.co/RAV9fN47cv
— İlke TV (@ilketvcomtr) October 20, 2026
Basına yönelik baskılara da dikkat çeken Bakırhan şunları da ifade etti:
“Bir başka önemli konuya da değinmek istiyorum. Eğer barış siyasetin konuşması ise neden konuşan herkes bir şekilde cezalandırılıyor, sansüre uğruyor? Bir elinizle “barış” deyip öteki elinizle toplumu ve basını susturamazsınız.
Halk TV’ye kayyım atıyorsunuz. Bir şirket sahibine yönelik iddiaları yüzlerce gazetecinin emeğine, milyonlarca insanın haber alma hakkına müdahalenin gerekçesi yapıyorsunuz. Ama fon ile ilgili konuşan gazetecileri gözaltına alıyorsunuz. Dipnot Yayınları’nın Mahir Çayan kitabını toplatıyor, yayıncısını yargılıyorsunuz. Mezopotamya Ajansı’na, JINNEWS’e, Yeni Yaşam’a dönük sansür ve erişim engelleri durmadan sürüyor.
21. Yüzyıldayız. Hâlâ hangi kitabın okunacağına, hangi haberin görüleceğine, hangi belediyeyi kimin yöneteceğine iktidar mı karar verecek? Bunun adı korku siyasetidir.
Bakın, işçinin ücreti de, Kürt’ün hakkı da, gazetecinin kalemi de, gencin geleceği de ortak olarak keyfiliğe değil, hukuka ihtiyaç duyuyor. Bizim çağrımız çok açık: Cesur olun. Somut ve demokratik adımlar atın. Liman göründü. Süreci limana yaklaştırmak hepimizin elinde. Ama dümeni tutanların sorumluluğu daha büyüktür.
Cumhuriyet tarihinin en uzun ekonomik krizini yaşadığımız günlerdeyiz. Bu uzun krizle mücadele ederken tarihin en büyük vurgunlarından birini yaşadık. İddiaya bakın, fonlara bakın, faiz gelir-giderlerine bakın. Ülke ekonomisi dünyanın en büyük kumarhanesine çevrilmiş durumda.
Alnı secdeye giden, beş vakit abdesti olan vicdanlı büyüklerimize, kardeşlerimize soruyoruz: Allah aşkına bu kadar soygun ve vurgun, ahlaki çürüme olmadan yapılabilir mi? İslam’ın ve insanlığın en temel ilkesi kul hakkıdır. Yoksulun, işçinin, emeklinin hakkı gizli hesaplarda buharlaşırken susmak, kul hakkına ortak olmaktır.”
Fon krizi: ‘Siyasi güce yaslanarak yüz binleri dolandıranlar var’
Fon krizine yönelik de Bakırhan, şunları dile getirdi:
“Fon vurgununda parası 1 milyon liranın altında olan yurttaş sayısı 341 bin. Yani fon vurgunundan etkilenen her 4 kişiden 1’inin fonda 1 milyon lira ve altında parası varmış. Bu bize çok şey anlatıyor. Yurttaşların çaresiz ve yoksul bırakıldığı için fonlardan, borsadan medet umar hale geldiğini gösteriyor.
Türkiye’de 2018’de başlayan ekonomik krizden beri iki fotoğraf netleşiyor. Bu fotoğraflardan birinde yoksulluk sınırının 6’da 1’i kadar maaş alan emekliler varken, diğer fotoğrafta siyasi güce yaslanarak yüz binleri dolandıranlar var.
Bu fotoğraflardan birinde rekor kıran işsizlik, açlıkla mücadele eden kamu personelleri var. Diğerinde yaptığı milyonluk yolsuzluğu özel evlerde saklayan kayyım yardımcıları var. İSİG Meclisi’ne göre 2025’te en az 2 bin 105 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Bir tarafta yaşamak için ölen işçiler var. Diğer fotoğrafta sırf göğüslerine ampul rozeti takıyor diye janti takım, lüks saat, pahalı arabalarla keyif süren AK-Torpilliler var.”
‘Neyi kimden saklıyorsunuz?’
“Tek bir soru soruyoruz: Fon vurgunu, kayyım yardımcısının soygunu, haksız kazanç elde edenler, liyakatsiz işe girenler… Bunlar siyasi güç olmadan yapılabilir mi? Hiç başka yere çekmeyin. Fon vurgununda ne iç mihrak var ne dış mihrak. Sorumlu baştan sona sizsiniz.
Bu hafta Meclis Genel Kurulu’nda fon vurgunuyla ilgili yasa görüşülecek. Bu yasa, insanları dolandıranları cezalandırmak yerine “Çaldığın parayı getir, helalleşelim” diyen bir yasa. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. AKP iktidarı sorunu çözmek değil, yönetmek istiyor. Biz ise vurgunda mağdur olanlar adına, 86 milyon insan adına diyoruz ki: Bu sorunu çözmek zorundasınız.
Aç karnını doyurmak için baklava çalan çocuğa 9 yıl ceza veren bu sistem, eski parayla halkın katrilyonlarını çalanları korumaya devam ediyor. Böyle adalet olur mu? Öyle bir vurgun ki açıklayamıyorsunuz. İlk günden bu yana başta bizim arkadaşlarımız olmak üzere tüm partiler Meclis araştırsın diye önerge veriyor. Neden kabul etmiyorsunuz? Neyi kimden saklıyorsunuz?
Son olarak şunu söyleyeyim: Geçen hafta 2027 yılı bütçesi sunuldu. Bir AKP klasiği… Kaynaklar yine faiz lobilerine, sermayeye, güvenlikçi politikalara, rantiye kesimine aktarılırken yük yine halkın sırtına bindirilmiş. Buna da “Refah Bütçesi” diyorlar. Birkaç kalem sayayım, durumu siz değerlendirin. Faize yaklaşık 4 trilyon lira ayrılmışken sosyal harcamalara sadece 1 trilyon 300 milyar lira ayrılmış. Bu mu refah bütçesi?”
Meclis’te, her yerde “Ekmek, barış ve adalet için bütçe” diyeceğiz
DEM Parti’nin 24 Ekim’de başlatacağı “Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe” kampanyası hakkında da konuşan Bakırhan şunları söyledi:
“Emekçilerin ödediği gelir vergisinde hedef 5 trilyon 533 milyar lirayken, patronların ödediği kurumlar vergisinden elde etmeyi düşündükleri gelir sadece 2 trilyon 223 milyar lira. Bu mu refah? Yine savunma harcamaları yüzde 60 artmış. Sefalet, yoksulluk bu kadar derinleşmişken, bu ülkenin barışa olan ihtiyacı bu kadar acilken kaynak dağılımının böyle olmasının izahı olamaz.
DEM Parti olarak kaynakların savaşa değil barışa, rantiyeye değil yoksullara ve emekçilere ayrıldığı bir bütçe için mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bunun için “Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe” şiarıyla 24 Ekim’de kampanyamızı başlatıyoruz. Alanlara çıkıyoruz. Alanda, sokakta, Meclis’te, her yerde “Ekmek, barış ve adalet için bütçe” diyeceğiz. Sizlerin de desteğini bekliyoruz.”
‘Karışlıklı adımlarla süreci hızlandırmak gerekiyor’
Grup toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Tuncer Bakırhan, “Karışlıklı adımlarla süreci hızlandırmak gerekiyor” dedi.
🗣️DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan gazetecilerin sorularını yanıtladı:
“KARŞILIKLI ADIMLARLA SÜRECİ HIZLANDIRMAK GEREKİYOR”
https://t.co/xsMM3cRRKk https://t.co/iwUxQRbddK
— İlke TV (@ilketvcomtr) October 20, 2026
🔴 YENİ Parti Grup Toplantısı | Özel’den ‘fon’ yorumu: ‘Vurgunun maliyeti 110 milyar dolar’
MHP Grup Toplantısı | Bahçeli: ‘PJAK silahlarını bırakmalı, bölgesel barış için adım atılmalı’




