20 Eylül 1992 yılında katledilen Kürt gazeteci yazar Musa Anter’in davasının yeniden açılması için ailesi tarafından Adalet Bakanlığı bünyesindeki Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’na başvuru yapıldı.
Avukat Bişar Abdi Alınak tarafından yapılan başvuruda, 21 Eylül 2022’de “zamanaşımı” gerekçesiyle düşürülen davanın yeniden açılması talep edildi.
Aile, “Musa Anter cinayetinin bütün yönleriyle aydınlatılması için etkili, bağımsız ve sonuç almaya elverişli bir süreç yürütmeye davet ediyoruz” çağrısında bulundu.
Dava, Musa Anter’in katledilmesinin üzerinden 30 yıl geçtikten sonra 21 Eylül 2022’de “zamanaşımı” gerekçesiyle düşürülmüştü.
Musa Anter’in oğlu Dicle Anter, başvuruya ve 34 yıldır aydınlatılmayan cinayete ilişkin İlke TV’ye konuştu.
Anter, eski İçişleri Bakanı ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’ın, JİTEM’in kurucuları arasında adı geçen emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün, eski Özel Harekâtçı Korkut Eken’in ve Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin’in dinlenmesi gerektiğini söyledi.
‘Babamı öldüren arka el bulunamadı’
Geçen 34 yılda yargılama sürecinde neler yaşandı?
“İlk davayı biz 1996’da Diyarbakır’da başlattık, avukatımız Selim Okçuoğlu ile birlikte. İlk gittiğimizde babamın dosyası bir tek A4 yarım dosya içerisindeydi. 4 yıl boyunca hiçbir şekilde araştırma yapılmamıştı. Sonrasında AİHM süreci başladı ve AİHM, Türkiye’yi cezalandırarak para cezasına mahkûm etti.
2013’te dava tekrar açıldı. Yani 20 seneden sonra bir 10 sene daha kazandık bu şekilde. 2022 Eylül ayına kadar da 10 senelik bir süreç içerisinde davayı takip ettik. Bu sırada çok önemli tanıklar geldi. Veli Küçük, Ünal Erkan, Kutlu Savaş gibi devlet erkânı… Bu insanlar o dönemlerde çok önemli görevlerde bulunmuşlardı Diyarbakır’da, OHAL döneminde. Ama her nedense bu insanlar, Kutlu Savaş dışında Musa Anter’i tanımadıklarını söylediler. Bu da tabii çok şaşırtıcı oldu bizim için. Kutlu Savaş, “Musa Anter bu işin felsefesiyle uğraşıyordu” dedi. Veli Küçük, “Ben tanımıyorum” dedi. Üç maymunu oynadılar. Sonra Mehmet Eymür tanıklık yaptı. Eymür, ‘Tayfun’ diye bir kişiden bahsetti. O Tayfun isimli kişi bugün hala hayatta. MİT müsteşarının ‘Tayfun’ kod adını kullanması bu dava için önemliydi ama maalesef değerlendirilmedi. Eğer bu kişi konuşursa herhalde bazı şeyleri aydınlatabilir.
Her nedense bu kadar veri doğrultusunda suçlu bulunamadı Türkiye’de. Musa Anter’i öldüren arka el bulunamadı. Tetikçi bulundu. Yalnızca 5 yıl cezaevinde kaldı. Herhalde ona dediler ki, “Sen 5 yıl yat, sesini de çıkartma. 5 yıldan sonra biz seni alırız oradan, kendi işine bakarsın.”
‘Güvenim yok ama umudum var’
Adalet Bakanlığı’na yaptığınız başvurudan umutlu musunuz? Sizce bu kez failler yargılanabilecek mi?
Şimdi yeniden bir adım atılmaya çalışılıyor. Bilmiyorum, dava bir kere yeniden açıldı ve 10 yıl kazandık. Bu 10 yıl içerisinde pek fazla sonuç elde edemedik. Zamanaşımına uğratıldı dava. Arkasından şimdi böyle bir şeyle karşı karşıyayız. Samimi olarak faili meçhul cinayetlerdeki bütün o kişilerin hepsinin ortaya çıkması lazım, konuşsunlar. Onların konuşması lazım, biz ne anlatalım? Bu işi yapanlar konuşsun. Hiçbiri konuşmuyor. Mesela Mehmet Ağar konuşmuyor, “Ben konuşmam” diyor adam resmen. Kimse onu konuşturamıyor. Veli Küçük keza öyle, İbrahim Şahin öyle, Korkut Eken öyle, bunlar özel harpçi…
Hukuk sisteminin olmadığı yerde de adaleti bulmak çok zor. Biz bunu ne yazık ki çok kez yaşadık. Benim güvenim yok ama umudum var. Umarım bu dava bir şekilde ilerler ve sonuç çıkar. Yalnız Musa Anter değil, o dönemde öldürülen Uğur Mumcu ve diğer faili meçhuller için de.
93’te biliyorsunuz Sivas Katliamı oldu. Ne oldu sonuç? 33 tane insan yakıldı ve o yakan insanlar bugün serbestler. Toplumun vicdanına sığmıyor bunlar.
Faili meçhul cinayetlerde zamanaşımını kabullenmek bir insanlık suçudur, bunu uygulamak bir insanlık suçudur.
Uğur Mumcu’nun ailesiyle görüşüldü. Siz de Adalet Bakanı Akın Gürlek’le görüşmeyi düşünüyor musunuz?
Ben talepte bulunmam. Eğer kendisi talep ediyorsa gidip görüşürüz ailece, taleplerimizi kendisine bildiririz. Bunda bizim açımızdan bir sorun yok. Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması konusunda elimizden gelen her şeyi yaparız. Bunda hiçbir sorunumuz yok. Ama beni çağıracaklarını tahmin etmiyorum. Uğur Mumcu çok daha farklı bir konumdaydı çünkü. Musa Anter çok daha farklı. İki farklı insan, iki farklı görüş… Ama çok iyi arkadaşlar bir yerde. İyi insanlar, toplum için, haklarını arayan insanlar için önemli isimlerdi ikisi de. Biri Kürt’tü, biri Türk ama gerçekler ortaya çıkınca, konuşulunca… Türkiye’de öyle bir sistem var ki düşünen insanlar, konuşan insanlar maalesef öldürülüyor veyahut da cezaevine konuluyor. Bu değişmiyor. Bunu değiştirecek bir iktidar da bugüne kadar gelmedi.
‘Ablama olan sözümü tutamadım’
Ablanız Rahşan Anter Yorozlu bir söyleşisinde “Bu ülke bana babamı borçlu” demişti. Siz de böyle düşünüyor musunuz?
Babam öldürüldüğünde biz İsveç’teydik. Ben, ablam ve annem uçakla ertesi gün İstanbul’a indik. Ablam Rahşan bana, “Babamı bana son kez göstereceksin değil mi?” diye sordu. “Evet abla” dedim. Aynı akşam haberlerde Musa Anter’in cenazesinin pazartesi günü yani sabah erken saatlerde askerî konvoyla gömüldüğünün haberini aldık. Yani biz babamızı son olarak göremedik. Biz halbuki İsveç’teyken demiştik ki, “Morgda kalsın, ailesi olarak geliyoruz. Görmek istiyoruz, en doğal hakkımız.” O hakkımızı da elimizden aldılar. Şimdi, bu kararı veren insanlar ortaya çıkacak mı? Bu bir insanlık suçudur, ailenin en son dileğidir yani. Annem kocasını görecekti, ablamla ben babamızı görecektik. Niye elimizden alındı?
Askerî konvoyla gidiyor sabahın 5’inde babam. Elbisesini alamıyoruz. Bir tek kanlı çorabı var evindeki müzesinde babamın. Üzerindeki tişörtü, pantolonu yok. Bize bunu niye yaşattınız? Bu acıyı. Ablam da şimdi hiç olmazsa katillerini bulmak istiyor. Bir teselli arıyor kendisine. İkimiz de yaşlandık çünkü, 75’in üzerindeyiz. Ölmeden sonuçlanmasını tabii ki talep ediyoruz.
Musa Anter cinayeti yalnız bizim için değil, Türkiye’nin geleceği, Türkiye’nin barışı için çok önemli bir davadır ve bunun çözülmesi lazım. Bu cinayetin katillerinin bulunması lazım. Emsal bir davaydı Musa Anter davası. Olumlu sonuçlansa diğer faili meçhul cinayetler de aydınlatılardı ama kimse bunun için yeterince uğraşmadı.
Bir an evvel bu davalar çözülsün, insanlar geleceğe huzurla, umutla yaklaşsınlar. Benim dileğim bu.
Dava süreci
Musa Anter, 20 Eylül 1992’de Diyarbakır’da katledildi. Yanında bulunan yeğeni Orhan Miroğlu da yaralandı. Eski JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, Anter’in kendisinin de içinde bulunduğu tim tarafından öldürüldüğünü itiraf etti.
Anter ailesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurusu üzerine, “yaşam hakkının hem maddi hem de usul açısından ihlal edildiğine” karar verildi. AİHM kararının ardından 2009’da Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı, eski JİTEM’ci Abdülkadir Aygan’ın itiraflarını “ihbar” kabul ederek, cinayetten 17 yıl sonra dosyayı yeniden açtı.
2013 yılında Hamit Yıldırım, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdülkadir Aygan ve emekli Albay Savaş Gevrekçi hakkında, “kasten öldürmek” ve “halkı silahlı isyana teşvik etmek” suçlarından dava açıldı. Dava, 2015 yılında “güvenlik” gerekçesiyle Diyarbakır’dan Ankara’ya taşındı ve JİTEM ana davası ile birleştirildi.
Dava, Musa Anter’in katledilmesinin üzerinden 30 yıl geçtikten sonra 21 Eylül 2022’de Ankara 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 37’nci duruşmada “zamanaşımı” gerekçesiyle düşürüldü. Karar Yargıtay tarafından da onandı.




