27 Kasım 2025’te yaşamını yitiren ve ardından ölümünün şüpheli olduğu ortaya çıkarılan gazeteci ve aktivist Dilan Karaman’ın ölümüne ilişkin soruşturmada aradan geçen yaklaşık sekiz aya rağmen birçok soru hâlâ yanıtlanmadı. Bu sorulara yanıt arayışını en başından beri sürdürenlerin başında, Dilan Karaman’ın ablası Gönül Karaman geliyor.
“Dilan benim için hayatımda en büyük kaybımdı. Bazen zaman zaman düşüyorum kalkıyorum, mücadelesini de vermeye çalışıyorum” diyen Gönül Karaman, Dilan Karaman’ın ölümünün aydınlatılmasına ilişkin mücadelesini kararlılıkla sürdürüyor.
Kamuoyunun uzun süredir takip ettiği soruşturma dosyasını bugün Av. Eren Keskin, Av. Jiyan Kaya ve Av. Jiyan Tosun ve Karaman ailesinin vekaletiyle takip ediyor. Ayrıca Haziran ayından bu yana eski milletvekili Av.Züleyha Gülüm de dosyayı takip ediyor.
İlke TV’ye konuşan Av. Jiyan Tosun ve Dilan Karaman’ın ablası Gönül Karaman, sekiz aydır süren hukuki sürecin geldiği noktayı, kurumsal ihmalleri ve Mazlum Toprak’ın korunup korunmadığına dair kamuoyunda uzun süredir dolaşan soruları yanıtladı.
‘Dosyada en ufak bir ilerleme yok’
Av. Jiyan Tosun, Dilan Karaman dosyasında adı şiddet, tehdit ve şantaj iddialarıyla anılan Mazlum Toprak’ın hâlen tutuksuz yargılandığını söyledi. Toprak, soruşturmanın ilk günlerinde şüpheli sıfatıyla ifade verdikten sonra serbest bırakıldı. Tosun’a göre dosya ise o tarihten bu yana ağırlıklı olarak “intihar” perspektifiyle ele alındı.
Tosun, adli tıp raporunun gelmesini bekledikleri süreci şu ifadelerle aktardı:
“Adli tıp raporunu bekledik. Bazı delillerin toplanması için dilekçeler sunduk ancak hukuki açıdan da doğru olanın bu olduğunu düşünerek bir süre sürecin ilerlemesini bekledik. Adli tıp raporu geldi ve tabii ki de alınan ilaçlar üzerinden buna bağlı bir ölüm gerçekleştiğini söylüyor”
Ancak Tosun’un anlatımı, bunun ötesinde dosyanın yerinde saydığını gösteriyor:
“Çok uzun zaman geçmiş olmasına rağmen, yani adli tıp otopsi raporunun gelmesi dışında, dosyada en ufak bir ilerleme yok.”
Mayıs ayına kadar dosyada herhangi bir işlem yapılmadığını belirten Tosun, ancak avukatların verdiği dilekçenin ardından savcılığın karakola delillerin toplanması için müzekkere yazdığını söyledi. Müzekkerede Mazlum Toprak ve Dilan Karaman’a ait telefonların dijital incelemelerinin tamamlanması, Mazlum Toprak’ın ifadesinde geçen ve olay günü yanında olduğu belirtilen Sıtkı Yakut’un ifadesinin alınması, 112 çağrı kayıtlarının temin edilmesi, olay yerine gelen sağlık çalışanları ve polislerin tespit edilerek dinlenmesi ve olaya ilişkin görüntü kayıtlarının dosyaya kazandırılması talep edildi. Tosun, buna rağmen bugüne kadar herhangi bir yanıt alınamadığını, savcılığın 17 Temmuz’da ikinci bir hatırlatma yazısı gönderdiğini ancak bu yazıya da hâlâ cevap verilmediğini aktardı.
Olay anı görüntülerine savcılıktan cevap: ‘CD kırık’
Dilan Karaman’ın ölümüne ilişkin en önemli başlıklardan biri de son temas ile hastaneye ulaştırıldığı an arasında geçen zaman dilimi. Olay anına ilişkin geniş çaplı görüntüleri savcılıktan talep ettiklerinde kendilerine CD’nin bozuk olduğu yanıtının verildiğini aktaran Tosun, Mazlum Toprak’ın ifadesinde karakolu kendisinin çağırdığını, ekiplerin ise Dilan Karaman’ı ikna edemeden olay yerinden ayrıldığını beyan ettiğini hatırlatarak görüntülerin önemini şu sözlerle ifade etti:
“O görüntülerin olmaması daha büyük bir mesele. Öyle bir vakada hem sağlık ekiplerinin hem de polisin herhangi bir şey yapmadan oradan ayrılması, onlar açısından hukuki bir sorumluluk doğuruyor. Çünkü bu görüntüler geldiğinde biz oraya hangi polisin, hangi memurun gittiğini ve olaya niye müdahale etmediğini bileceğiz. Fakat en önemli şeylerden biri olan bu görüntü ne yazık ki dosyada hâlâ yok.”
Tosun, bunu “bir dosyayı sürüncemede bırakma şüphesi” olarak tanımladı.
Sıtkı Yakut’un ifadesi neden alınmıyor?
Olayın ilk gününden itibaren adı geçen Sıtkı Yakut hakkında çok sayıda ifade ve bilgi bulunmasına rağmen ifadesinin hâlâ alınmadığını belirten Tosun, “Bu kişinin olay yerinde olduğu, hastaneye gittiği yönünde bilgiler var. Buna rağmen birçok kişinin ifadesi alınmış olmasına rağmen Sıtkı Yakut’un ifadesi hâlâ alınmadı. Dosyadaki yavaşlığın önemli nedenlerinden biri bu” dedi.
Gönül Karaman ise soruşturma kapsamında araştırılması gerektiğini düşündüğü bazı tanıklık iddialarına dikkat çekti. Karaman, bir apartman görevlisinin Dilan Karaman’ın Mazlum Toprak ve Sıtkı Yakut tarafından kollarından tutularak götürüldüğünü gördüğüne ilişkin iddiaların konuşulduğunu, bu kişinin ifade vereceğinin söylendiğini ancak dosyada buna ilişkin bir gelişme görmediklerini belirtti.
Mazlum Toprak korunuyor mu?
Dilan Karaman’ın ölümü uzun süredir ara ara sosyal medyada bazı sorularla hatırlatılıyor. “Bir kadının ölümünün baş şüphelisi korunuyor mu?” sorusu da bunlardan biri.
Tosun, bu soruya iki ayrı düzlemde yanıt verdi:
“Yerelde ya da soruşturmanın yürütüldüğü bölgede kimin güçlü olduğu neye etki edebileceğine ilişkin elbette ki haklı şüphelerimiz var. Özellikle yerel bölgelerde müdahalelerin çok yaşandığını biliyoruz.”
Ancak Tosun’a göre bu dosyaya özgü asıl belirleyici unsur, savcılığın olaya en baştan nasıl yaklaştığı: “Bu dosya özelinde, delillerin toplanması açısından savcılığın ve kolluk görevlilerinin dosyaya sıradan bir intihar vakası olarak mı, yoksa şüpheli bir ölüm olarak mı yaklaşması arasında doğrudan fark yaratıyor. Biz bu dosyaya baktığımızda en baştan şu kabulle hareket edildiğini görebiliyoruz: burada bir intihar vakası var. İlgili yerler araştırılıp bu intihar olduğu varsayımıyla doğrudan hareket edildiği için yeterince bilgi belge toplanmamış. Bu olayın aydınlatılması için bir ciddiyetle yaklaşılmadığını çok net görebiliyoruz.”
Sıtkı Yakut’un ifadesinin dahi alınmamış olmasını bu tablonun en somut göstergesi olarak niteleyen Tosun, şöyle devam etti:
“Burada hem motivasyon açısından, hem de Mazlum Toprak’ın buraya, polislere etki edip etmediği şüphesini haklı olarak doğuruyor.”
‘Amed’de gezip bütün kurumlardaki kadınlarla görüşebiliyorsa, evet, Mazlum korunuyordur’
Gönül Karaman ise bu soruya çok daha keskin bir yanıt verdi. Mazlum Toprak’ın soruşturma sürecinde komisyonla rahatça görüşebildiğini, savcılığa verdiği ifade ile komisyona anlattıkları arasında da çelişkiler bulunduğunu aktardı:
“Savcılığa verdiği ifadede, arkadaşıyla konuşurken ‘Dilan’ı öldürmemek için bıçağı kırdım’ demiş; Dilan’ın kendisini aldattığını, videoları olduğunu, bunları yaygınlaştırıp ailesine ve partiye rezil edeceğini söylediğini anlatmış. Ama komisyona konuştuğunda ‘Kızdım, o yüzden öyle söyledim’ demiş. Komisyondakiler de ‘O zaman gidip ifadeni değiştireceksin’ demiş. Bu çok kritik bir şey. Mazlum komisyona gidip rahatça iletişimdeyse, Amed’de gezip bütün kurumlardaki kadınlarla görüşebiliyorsa, evet, Mazlum korunuyordur.”
Bundan sonra ne olacak?
Adli sürecin nasıl ilerleyeceği sorusuna Tosun, Mayıs ayında yazılan müzekkerenin yanıtlarının gelmesinin kendileri için son derece önemli olduğunu söyledi. Dilan Karaman’ın ölümünün ilaç alımına bağlı gerçekleştiğini hatırlatan Tosun, olay öncesinde yaşanan tartışmanın ve Dilan Karaman’ı evden ayrılıp tekrar dönmesinin ardındaki sürecin aydınlatılmasının, ilaçların zorla verilip verilmediği sorusu açısından hayati olduğunu vurguladı:
“Bir silahlı yaralanmadan ya da başka türlü bir ölümden bahsetmiyoruz. O yüzden bu ifadeler gerçekten bizim için hayati önemde olacak.”
Karakolların yanıt vermemesi hâlinde izlenecek yolu da aktaran Tosun, şunları söyledi:
“Bazen karakollar hiçbir şekilde yazı yazmıyor, sürelerini aşıyorlar. Şayet bu yazıya da cevap verilmezse, biz de savcılıktan işlem yapmayan bu polisler hakkında yasal süreç başlatılmasını talep edeceğiz.
Kendi yükümlülüklerini ihmal etmiş olabilirler ve şu anda bu yönde delil karartıyor da olabilirler. Siz o görüntüleri vermiyorsanız, dosyada kırık, çalışmayan bir CD varsa, biz yıllarca kolluk tarafından delillerin nasıl karartıldığını bilen bir yerden baktığımızda, bu bize pekâlâ mümkün geliyor açıkçası”
Tosun ayrıca dosyayı yalnızca kendilerinin değil, Nisan ayından bu yana Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın da resen müdahillik talebiyle takip ettiğini belirtti.
‘Fiiliyatta şu anda öyle bir komisyon yok’
Dilan Karaman’ın şüpheli ölümünün aydınlatılması üzerine, Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezi, DAKAH-DER, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Diyarbakır Şubesi Kadın Komisyonu, Rosa Kadın Derneği ve Özgür Kadın Hareketi (TJA) temsilcilerinden oluşan bir inceleme komisyonu kuruldu. Mart ayında yoğun tepkiler üzerine geri çekilen komisyon raporunun ardından, merak edilen sorulardan biri de bu inceleme sürecinin hâlâ işleyip işlemediği.
Tosun, komisyonun disiplin süreci amacıyla kurulmuş geçici bir yapı olduğunu, raporun geri çekilmesiyle birlikte bu komisyonun fiilen işlevini yitirdiğini belirtti:
“Zaten o komisyon bir disiplin süreci üzerine kurulmuştu. Fiiliyatta şu anda öyle bir komisyon yok.”
‘Dilan iki yıl önce komisyon raporuna cevabını vermiş’
Gönül Karaman, komisyon raporunun içeriğine dair cevabın, kardeşinin kendi sözlerinde saklı olduğunu söyledi. Karaman, Dilan Karaman’ın yaklaşık iki yıl önce bir arkadaşıyla yaptığı ve bir taciz vakasına ilişkin paylaşılan bir yorumdan duyduğu rahatsızlığı anlattığı yazışmaları hatırlattı:
“Dilan tam da şöyle ifade etmiş: ‘O kadar taciz, tecavüz ifşaları içinde duygusal manipülasyon sonucu enkaz olarak kaldığımız iddiası beni çok sinirlendirdi. Bir de bunu politik anlamda önemli bir yerde duran biri paylaşmış. Allah’ım ölüyorum’ demiş. Arkadaşı da ‘Evet, biz çocukluktan beri taciz ile yaşıyoruz, korkunç, konuşmak çok zor iz bırakıyor ama hepimiz bir şekilde hayatımıza devam ediyoruz’ demiş. Dilan da ‘Kadınlar çiçek, böcek gibi kırılgandır yazmadığı kalmış’ diye cevap vermiş.”
Karaman, bu yazışmaları gördükten sonra sürecin kendisi için çok daha ağırlaştığını belirtti:
“Çünkü Dilan’ı çok iyi tanırım. O raporda hiç olmaması gereken, özellikle istismar meselelerine değinilmesi, aslında Dilan’ın duyduğunda çok rahatsız olacağı, reddedeceği bir yaklaşımdı. Bu da bir cevaptır aslında.”
Mazlum Toprak’tan önce neden Saliha Aydeniz konuşuldu?
Dilan Karaman’ın ölümünün ardından Mazlum Toprak’ın isminin yeterince konuşulmamasının sebeplerinden biride, Karaman’ın danışmanlığını yaptığı DEM Parti Mardin Milletvekili Saliha Aydeniz’in mobbing iddialarıyla gündeme gelmesi ve kamuoyunda yükselen istifa talepleriydi. Aydeniz’in bu derece öne çıkması yalnızca tanınırlığından kaynaklanmıyordu; komisyon raporunda ismine yer verilmemesi, çok sayıda tanığın kendisini mobbing ile suçlaması ve tüm bunlara rağmen Aydeniz’in istifa etmemesi tepkileri daha da büyüttü.
Sonuç olarak toplumsal tartışma; Mazlum Toprak’a yönelik tehdit, şantaj ve şiddet iddialarından ziyade Aydeniz’in ve DEM Parti’nin tutumunu sorgulayan bir eksene kaydı. Kamuoyu gündemi, Dilan Karaman’ı ölüme sürükleyen asıl etmenlerden ve alınması gereken önlemlerden çok, siyasi sorumluluk tartışmaları etrafında şekillendi.
Gönül Karaman bu süreci şöyle özetliyor: “Bir vekil olmak daha çok medyatik olma açısından elbette ki linçlere de sebep oldu. Vekil olduğu için elbette ki en çok görünen, tek sorumluymuş gibi bir şey de vardı orada. İşte rapor yayınlandı, rapor geri çekildi, Saliha istifa etti. Konu da kapandı gibi bir şey oldu.”
‘Saliha Aydeniz’le çalışmış bütün danışmanlarla görüştüler’
Gönül Karaman, komisyon raporu yayımlandıktan sonra hiçbir kurumdan kendisiyle iletişime geçilmediğini belirterek kendisinin DEM Parti, TJA ve ÖHD’ye ayrı ayrı birer rapor yazdığını, ancak yalnızca DEM Parti’den hızlı bir dönüş aldığını, diğer kurumlardan bugüne kadar bir yanıt gelmediğini belirtti.
DEM Parti’yle yapılan görüşmede Aydeniz’e disiplin soruşturması başlatıldığı bilgisinin verildiğini anlatan Karaman, sürecin kapsamını şöyle aktardı:
“Disiplin kurulundan arkadaşlar benimle görüştüler. Diğer danışmanların benzer bir şey yaşayıp yaşamadığını çok hızlı araştıracaklarını, bir aylık bir süreçte Saliha Aydeniz’le çalışmış bütün danışmanlarla görüştüklerini söylediler.”
Uzaklaştırma kararı kamuoyuna deklare edilmedi’
Sürecin sonunda kendisine Aydeniz’e altı aylık bir uzaklaştırma kararı bildirildi. Karaman, bu yaptırımı yetersiz bulduğunu şu sözlerle ifade ediyor:
“Bir yoldaşımız canına kıymış, bu olmamalı. Yaptırımın altı aylık bir şey olmaması gerekiyordu. Saliha Aydeniz’e altı aylık bir yaptırım kamuoyuna hiç deklare edilmedi. Sadece bana bilgisi verildi ve ben bunun doğru olmadığını söyledim. Çünkü kardeşimin, yoldaşımın raporu kamuoyuna açıklandı; doğal olarak kamuoyunun da buna dair bir beklentisi var, herkes sürekli soruyor, dedim.”
Karaman ayrıca yalnızca Aydeniz için değil, raporu hazırlayan komisyondaki diğer kurumlar için de yaptırım talep ettiğini, kendisine bu kurumların da “kendi tartışmalarını yürütüp gerekli yaptırımları uygulayacakları” sözünün verildiğini, ancak bu konuda bugüne kadar bir dönüş alamadığını belirtti.
‘Sadece Bingöl’deki olay tek başına bir ihraç sebebidir’
Karaman, disiplin sürecinde gündeme getirdiği bir başka iddiayı da paylaştı. Sosyal medyada bir paylaşımla gündeme gelen bu iddiaya göre, 2024 yerel seçimleri döneminde Bingöl Yenimahalle’de yapılan ziyaretler sırasında bir tanık, Aydeniz’in Dilan Karaman’a “Sen benim önümde yürümeyeceksin, arkamda yürüyeceksin, kuruma gittiğimizde konuşacağız, senin suyun ısındı” dediğine şahit olmuştu. Karaman bu iddiayı bizzat kardeşinden dinlediğini belirterek disiplin kuruluna şunu ilettiğini aktardı:
“Bir vekil kalkıp bir çalışma arkadaşına, bir kadın yoldaşına ‘senin suyun ısındı’ diyorsa, bu tek başına bir ihraç meselesidir.”
Ancak kendisine, Aydeniz’in o tarihte Bingöl’de bulunmadığının söylendiğini belirten Karaman, kendi yaptığı araştırmada Aydeniz’in o tarihte Bingöl’de bir çalışma yürüttüğüne dair görüntülere ulaştığını, iddiayı paylaşan kişiyle de irtibata geçtiğini söyledi:
“Kardeşimin bana anlattığını, kendi ifadesi olduğunu söylüyorum. Dilan şimdi yok, kendini ifade edemez, ama bana anlattığını sizinle paylaşıyorum dememe rağmen bu konuda da herhangi bir dönüş olmadı.”
‘Kurumsal olarak çok dayanışma görmediğimi açıkça itiraf edebilirim’
Süreç boyunca ailenin yalnız bırakılmasına dikkat çeken Gönül Karaman, kurumların sorumluluk almadığını vurguladı:
“Yılların yoldaşlık hukuku üzerinden yanımda duran arkadaşlarım oldu, iyi ki varlar. Ancak kurumsal olarak çok dayanışma görmediğimi açıkça itiraf edebilirim. Süreç sonrasında ‘Nasılsınız, bir şey yapabilir miyiz?’ diyen bir yaklaşım olmadı. Yalnızca dayanışma gösteren kadınlarla birlikte psikolojik ve medikal destek süreçlerini yürütmeye çalıştım. Yanımızda durmaktan kastım birilerinin arayıp bayram ziyaretine gelmesi gibi şeyler değil; bu süreci hızlıca tüketen, sorumluluk alan daha derinlikli bir duruştan bahsediyorum.”
Av. Tosun: Hukuksal süreç nasıl sürüncemede bırakıldıysa, politik ve vicdani süreç de aynı akıbete uğradı
Avukat Jiyan Tosun da bunun ciddi bir yapısal kriz olduğunu ifade etti:
“Dilan’ın anlatışında hep yalnız bırakılma ve anlaşılmama meselesinin ön plana çıktığını görüyoruz. Gönül de ‘Çok yalnız bırakıldım’ diyor; bu çok vurucu ve üzücü. Dilan’a gösterilmeyen özen, daha sonrasında aileye de gösterilmedi. Hukuksal süreç nasıl sürüncemede bırakıldıysa, politik ve vicdani süreç de aynı akıbete uğradı. Raporun yayımlanmasından sonra geri çekilmesi çok önemliydi ama esas yapılması gereken, en baştan Dilan’ın ailesinin yanında doğru bir şekilde durabilmekti.”
Peki neler yapılabilir?
Dilan Karaman’ı ölümü birçok yapısal sorunu da beraberinde getirdi. Bu süreçte danışmanlarının çalışma koşulları da kamuoyunda tartışılır oldu. Birçok danışmanın benzer koşullarda çalıştığı ancak seslerini çıkaramadığı yönünde bir kanaat var. Bu konuda yapılması gerekenler konusunda hem aile hem de avukatlar somut çözüm yollarına işaret etti:
Gönül Karaman, sözde kalan sloganların kurum içerisinde yaşamsallaştırılması ve bağımsız denetim mekanizmalarının kurulması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Sokakta söylediğimiz sözleri kendi kurumlarımızda birbirimize söyleyerek ve hissettirerek yaşamsallaştırmalıyız. Birbirimize ‘Nasılsın?’ diyebildiğimiz, yargılanma kaygısı olmadan konuşabileceğimiz şeffaf ve açık iletişim ortamları yaratmalıyız.”
“Kadınların şiddete uğradıklarında ya da o şiddet evinden veya ortamından çıkarken ‘Nereye gideceğim?’ kaygısı duymayacakları güvenli evler oluşturulmalı ve bu bilgi tüm kadınlara açıkça ulaştırılmalı.”
“Herkes her şeyi yapmak zorunda gibi bakılıyor. Oysa danışmanların yeteneklerine ve niteliklerine uygun iş tanımları yapılmalı; yapılan emek takdir ve motive edilmelidir.”
“Sorunlu davranış sergileyen kişilerin geri çekilmesini sağlayacak işleyen bir mekanizmanın hayata geçirilmesi gerekiyor.”
Avukat Jiyan Tosun ise mevcut yapının egemen hukukun hantallığına benzediğini vurgulayarak çözüm için şu noktaların altını çizdi:
“Kurumların mekanizmalarının işlevsizliği ve önleyici/onarıcı reflekslerin eksikliği bu noktaya getiriyor. Hakkında mobbing uyguladığı iddiası bulunan kişilerin geri çekilmeyi bir vicdani, politik ve ahlaki sorumluluk olarak üstlenmesi gerekiyor. Başka bir mekanizmaya gerek olmaksızın, bir hatanın onarılması ve zarar görenlerin tekrar aynı şeyi yaşamaması için kişiler kendiliğinden geri çekilebilmeli. Kurumları koruma refleksini bırakıp kurumların ne için kurulduğunun bilincine varmak ve şeffaflığı sağlamak tek çıkış yolu.”



