Murat Uyurkulak uzun bir aradan sonra Dipte romanıyla sinema setlerinden edebiyat arenasına geri döndü. Dünyayla, geleceği sakatlayarak sekteye uğratan sistemle hep bir derdi oldu yazarın. Elinde kalemiyle düello randevusuna bazen gecikti ama hiçbir zaman gelmezlik etmedi. Bu gecikmelerini hoş görmemiz gerektiğini yeni eseriyle çıkıp geldiğinde daha iyi anlıyoruz; meğerse kalemini sivriltiyormuş.
İnkılap Yayınlarından çıkan Dipte romanı 2. Meşrutiyetten günümüze ve özellikle ülkenin son yirmi yılını ipoteği altına alan iktidarın kinle, öfkeyle ve akıldan azade uygulamalarıyla neredeyse bir kan davasına dönüştürdüğü Gezi’ye kadarki kilit kavşakları karakterler üzerinden romanın odağına koymuş.
Roman, mektupların/anıların içinde olduğu bavulun günümüzdeki varislerinin tedavüle sokmaları üzerine ileri-geri gidip gelerek ilerliyor. Mektupların sahibi 1908’ de padişaha karşı muhalif zabitleri öldürmek için görevlendirilen kumandanı öldüren Miralay Pusat Ferit’in oğlu bilim insanı, farmakolog doktor Ahmet Tahsin ile İstiklal Harbi kahramanı, Ödemiş Aslanı lakaplı Münip Arif arasındaki yazışmalardan oluşuyor. Ahmet Tahsin, daha sonradan milletvekili, bakanlık ve çeşitli bürokratik kademelerde görev alan Münip Arif’le ilişkileri arkadaştan ötedir. Tek sorun vardır ki o da Münip Arif’in eşi Fehime Hanıma tutkunca aşıktır. Osmanlıdan cumhuriyete uzanan yazışmalar, buluşmalar tutkular ve hırslarla örülü romanın can damarını yavaş yavaş dönüşen insanlarla birlikte ölmeyen, diri kalan ümmetçi, muhafazakâr, gerici ve gelenekçi damarın temsilcileri oluşturuyor.
Ganimet müptelaları
Yazar, diri kalan bu damara, son yirmi beş yılda zeminin ve havanın müsait olmasıyla palazlandıkça cüretinden sınır tanımayan, para harcamasını bilmeyen bu sonradan görme güruha Bademler diye hitap ediyor. Bademler diye bildiğimiz siyasi iktidarın bütün köşe başlarını tutmasına rağmen kültürel iktidarı bir türlü ele geçirememelerini, sağı solu tırmalamalarını ironi dozu yüksek sert bir dille eleştiriyor. Apolitik, arkasını önünü düşünmeyen, bencil ve hedonist diye ötekileştirilip horlanan bir kuşağın Gezi’de en büyük örgütsüz örgütlülüğü organize etmeleriyle muazzam bir direniş göstermelerini bir türlü hazmedemeyerek hayatı alternatif bir film senaryosu gibi yeniden dizayn edilmesi üzerine tekrar karşılarına çıkması ve ‘biz bu oyunu bozarız’ demelerini elleri kolları bağlı izlemelerinin hazin hikâyesidir romanın izleği.
Edebiyat ve sinemayı yer yer karşı karşıya getirerek hangisinin daha canlı, daha etkili olduğu üzerine sorular soran yazarın hem sinema hem de edebiyatı atbaşı götürmesi iki alana da hâkim olduğunu gösterse de edebiyatı sinemanın önüne koyduğunu alt okumalarda görebiliyoruz. Her sektörden karakterleri kurguya dahil ederken bu sektörlerdeki reflekslere, inceliklere ve duyarlıklara da aşina olunmadığı zaman bir çuval inciri berbat etmek çok zor değil. Yazar, yayıncıyı, filmciyi, askeri, polisi, muhafızı, editörü bir araya getirip konuştururken eğreti duran hiçbir şeye rastlamıyorsunuz; ağzımızın tadı bozulmuyor. Baştan sona siyasi bir roman olan Dipte de sol/sosyalist mücadelenin çıkmazlarına, açmazlarına ve pasif direnişlerine de değinerek eleştiri (özeleştiri ) yapmaktan sakınmıyor.
Gezizekalılar
Yukarıda diri kalan mütedeyyin damardan bahsederken teğet geçtiğim diğer bir diri kanalı da belirtmezsem eksik kalır. Üzerinden neredeyse on üç yıl geçmesine rağmen Gezi’ye katılanların, destek olanların, ruhen yanında olanların, yazarın oldukça şık ve yerinde kullanarak çökme kültürünün nasıl devam ettiğinin altını çizmek için ‘ganimet müptelaları’ diye adlandırdığı Bademlerin elinde nasıl oyuncağa döndüğünü işlediği bölümün sonunda kaybolmayan o ‘Gezi damarına’ bizi şahit yazması karakterleri sahici kılıyor. Karakter demişken, aniden meşhur oluşunu sindiremeyip kariyerini yönetemeyen Can’ın alkole batması ve patavatsız oluşu, yokluğun en büyük terbiye aracı olduğunun farkında olan Muzafferin ihtiyatlı, donanımlı, sakin ve ağırkanlı olması, mesleki deformasyon geçiren Ali Tolga’nın tipik kripto gibi davranması, Taber Nom’un tipik sonradan görme gibi parayla her şeyi satın alacağını düşünmesi…
Murat Uyurkulak’ın dil ve üslupta dümeni sabitleyerek farkını özgünleştirdiğini söylersem elbette yeni bir şey söylememiş olacağım ama yeni olan şu ki Uyurkulak’ın hicivle karışık siyasi yer altı/sokak dili oldukça akışkan; edebi çevrelerde taklit edilen ve tekrarlanan bir canlılığa sahip.
Sidney Lumet’in 1957 yapımı 12 Kızgın Adam filmini çağrıştıran Dipte romanında sekiz on kişi bir odaya kapanıp bir birilerini ikna ederek ortak paydada buluşmaya çalışırken gerçekleri (yaşananlar/anılar/yazışmalar ) göz ardı edilemeyişin çatışmasına şahit oluyoruz. Kusma Kulübü’yle Mehmet Eroğlu’na selam çakan yazar, tartışmasız artık bir Ortadoğu ülkesi olduğumuzun ipuçlarını da deşifre ederek okuyucuya lezzetli bir eser bırakıyor.




