Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi, ebeveynlerin çocuklarını kasıtlı olarak öldürmesi anlamına gelen filisid vakalarının ardındaki risk faktörlerini ele alan Filisid Raporu’nu yayımladı.
Türkiye’de ulusal ve yerel basında yer alan, erişilebilir son 50 vakaya ilişkin haberler üzerinden hazırlanan rapor, ebeveyn kaynaklı çocuk cinayetlerinde faillerin dağılımını ve öne çıkan risk etkenlerini inceliyor.
Rapordaki verilere göre, incelenen vakalarda faillerin yüzde 62’si baba, yüzde 34’ü anne, yüzde 4’ü ise hem anne hem baba olarak kaydedildi. Raporda, son 10 yıllık haber verilerinde erkek fail oranının arttığına dikkat çekilerek, özellikle ekonomik stres, boşanma süreci ve velayet anlaşmazlıklarının baba kaynaklı filisid vakalarındaki artış eğilimiyle bağlantılı olduğu belirtildi.
Filisid, bir ebeveynin kendi çocuğunu kasıtlı olarak öldürmesi şeklinde tanımlanıyor. Terim, Latince “evlat” anlamına gelen filius (erkek evlat) ve filia (kız evlat) sözcükleri ile “öldürmek” anlamındaki caedere kökünden türeyen -cide ekinin birleşiminden oluşuyor.
Raporda anne ve baba kaynaklı vakaların risk etkenleri ele alındı
Raporda, anne kaynaklı filisid vakalarında psikotik veya doğum sonrası ruhsal krizler, gizli doğum ve sosyal baskının öne çıkan etkenler olduğu belirtildi. Baba kaynaklı vakalarda ise ekonomik krizler, ani kriz durumları ve velayet ya da partner çatışmaları ön plana çıktı.
Son 10 yıldaki haber verilerinde erkek fail oranının artış gösterdiğine işaret edilen raporda, çocukların korunması için risk faktörlerinin erken tespit edilmesi ve koruyucu mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Raporda, filisid vakalarının önlenmesi, risk altındaki çocukların erken dönemde belirlenmesi, kurumlar arası koordinasyonun sağlanması ve toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla bir dizi öneriye yer verildi.
Türk Ceza Kanunu’na özel filisid maddesi önerisi
Raporda, Türk Ceza Kanunu’na (TCK) “Filisid” başlıklı özel bir madde eklenmesi önerildi. Bu düzenlemenin, failin ruhsal durumunun, geçmişteki tedavi süreçlerinin ve olayın sosyoekonomik koşullarının dikkate alındığı farklılaştırılmış bir cezai değerlendirme yapılmasını sağlaması gerektiği belirtildi.
Çocuk Koruma Kanunu ve sosyal hizmet mevzuatı kapsamında da özellikle kırsal bölgelerde ve ekonomik olanakların yetersiz olduğu alanlarda “yüksek risk çocuk evleri / izleme merkezleri” kurulması önerildi.
Ulusal filisid veri tabanı kurulması istendi
Raporda, vakalara ilişkin verilerin düzenli biçimde toplanması ve değerlendirilmesi amacıyla ulusal bir veri tabanı oluşturulması çağrısı yapıldı. Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’nın katkısıyla, Adli Tıp Kurumu liderliğinde kurulması önerilen Ulusal Filisid Veri Tabanı üzerinden yıllık raporlar yayımlanması istendi.
Bu raporlarda vakaların sayısı, çocukların yaşı, failin kim olduğu, olayların nedenleri ve sonuçları, verilen ceza kararları ve rehabilitasyon süreçleri gibi göstergelerin yer alması önerildi.
Aile içi risk bildirim sistemi önerisi
Çocukların karşı karşıya kalabileceği tehlikelerin önceden belirlenmesi için Aile İçi Risk Bildirimi sistemi oluşturulması da rapordaki öneriler arasında yer aldı.
Öneriye göre öğretmenler, aile hekimleri, sosyal hizmet uzmanları veya muhtarlar; aile içinde şiddet, ağır depresyon ya da kriz belirtileri fark ettiklerinde durumu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bildirmekle yükümlü olmalı. Bildirimlerin gizlilik ilkesiyle korunması, bildirimde bulunan kişilerin toplumsal tepkilere veya hukuki yaptırımlara karşı güvence altına alınması gerektiği belirtildi.
Raporda, böyle bir sistemin çocuklara yönelik potansiyel tehlikelerin önceden fark edilmesini kolaylaştırabileceği ifade edildi.
Anne ve babalar için doğum sonrası ruh sağlığı takibi
Raporda, Türkiye’de doğum sonrası depresyonun çoğunlukla anneler üzerinden ele alındığına, ancak bazı filisid vakalarında babaların ruhsal çöküntüsü veya ekonomik çaresizliğinin de etkili olabildiğine dikkat çekildi.
Bu nedenle Sağlık Bakanlığı tarafından bir “Postpartum Ruh Sağlığı Takip Protokolü” hazırlanması önerildi. Protokol kapsamında, her doğumdan sonraki ilk bir yıl içinde anne ve babanın ruhsal durumunun en az üç kez değerlendirilmesi istendi. Aile hekimlerine bu konuda eğitim verilmesi ve riskli durumlarda kişilerin psikiyatriye yönlendirilmesinin zorunlu hale getirilmesi de öneriler arasında sıralandı.
Kurumlar arası koordinasyon için çocuk izleme platformu
Raporda, bazı vakalarda aile içi şiddet veya ruhsal bozukluklara ilişkin bilgilerin okul, hastane ya da kolluk birimlerinde bulunmasına rağmen kurumlar arasındaki iletişim eksikliği nedeniyle gerekli önlemlerin alınamadığı belirtildi.
Bu sorunun giderilmesi için Avrupa’daki Çocuk Koruma Ağı modelinin Türkiye’nin hukuk sistemine uyarlanması önerildi. Buna göre Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve baroların katılımıyla ortak bir dijital “Çocuk İzleme Platformu” kurulması istendi.
Gizlilik esasına dayanması öngörülen platformun aile içi şiddet kayıtlarını, hastanelerdeki psikiyatrik raporları, okullardaki devamsızlık ve ihmal verilerini ve sosyal hizmet kayıtlarını entegre biçimde eşleştirmesi önerildi. Raporda, riskli ailelerin sistem tarafından otomatik olarak “yakın izleme” kategorisine alınması ve uzman müdahalesinin gecikmeden başlatılması gerektiği kaydedildi.
Filisid haberleri için etik rehber çağrısı
Raporda, filisid vakalarının medyada sansasyonel biçimde işlenmesinin toplumda travmaya yol açabileceği ve taklit eylem riskini artırabileceği belirtildi. Bu kapsamda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile Basın Konseyi’nin ortak bir “Aile İçi Şiddet ve Filisid Haberciliği Etik Rehberi” hazırlaması önerildi.
Önerilen rehberin, failin psikolojik durumunun kışkırtıcı biçimde aktarılmasını ve olayın ayrıntılarının teşhir edilmesini engellemesi istendi. Raporda, haber dilinin “acı, çaresizlik, cinnet” gibi ifadeler üzerinden romantikleştirici bir anlatı kurmak yerine önleyici farkındalığı güçlendirmesi gerektiği vurgulandı.
Risk altındaki ebeveynlere maddi ve psikososyal destek
Ekonomik yetersizliklerin birçok filisid vakasında belirleyici etkenlerden biri olduğuna dikkat çekilen raporda, psikolojik çöküntü yaşayan, boşanma sürecinden geçen veya işsiz kalan ebeveynlere yönelik destek paketleri hazırlanması önerildi.
Bu kapsamda ebeveynlere üç aylık psikososyal destek ve maddi yardım sağlanması istendi. Desteğin aile hekimi veya sosyal hizmet uzmanı aracılığıyla devreye alınması, ailenin yardım talebinde bulunmadığı durumlarda da aktif hale getirilebilmesi önerildi.
Filisid sonrası rehabilitasyon programı kurulmalı
Raporda, filisid vakalarının ardından yalnızca failin değil, geride kalan çocukların, eşlerin, akrabaların ve komşuların da ağır travmalar yaşayabildiği belirtildi. Bu kişilere yönelik özel bir destek programının bulunmadığına dikkat çekilerek “Filisid Sonrası Rehabilitasyon Programı” kurulması önerildi.
Program kapsamında olayın yaşandığı çevrede en az altı ay boyunca ücretsiz adli, sosyal ve psikolojik destek sunulması istendi.
Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin raporu, filisid vakalarının önlenmesi için cezai düzenlemelerin yanı sıra erken risk tespiti, ruh sağlığı takibi, ekonomik ve sosyal destek, kurumlar arası bilgi paylaşımı ve olay sonrasında rehabilitasyon mekanizmalarının birlikte güçlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.




