• Ana Sayfa
  • Gündem
  • Eren Keskin’e Almanya’da İnsan Hakları Ödülü: Bu bir cesaret meselesi değil, yaşam biçimi

Eren Keskin’e Almanya’da İnsan Hakları Ödülü: Bu bir cesaret meselesi değil, yaşam biçimi

Yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle ödül törenine katılamayan insan hakları savunucusu Eren Keskin, yıllardır yürüttüğü mücadele için “kaybettiklerimize karşı bir borç” dedi. Ödülü Köln’de düzenlenen törende Kürt siyasetçi Berivan Aymaz teslim alırken, Keskin için yer alan boş koltuğa ise sembolik olarak çiçek bırakıldı.

Eren Keskin’e Almanya’da İnsan Hakları Ödülü: Bu bir cesaret meselesi değil, yaşam biçimi
  • Yayınlanma: 31 Mayıs 2026 20:01
  • Güncellenme: 31 Mayıs 2026 20:09

İnsan hakları savunucusu, İnsan Hakları Derneği (İHD) eski Genel Başkanı ve MYK üyesi Eren Keskin, 2026 Gerhart Baum İnsan Hakları Ödülü’ne layık görüldü. Ancak hakkında bulunan yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle ödül törenine katılamayan Keskin’in ödülünü, Kürt siyasetçi ve Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) Eyalet Meclisi Başkanvekili Berivan Aymaz teslim aldı. Keskin için konulan boş koltuğa ise sembolik olarak çiçek bırakıldı.

Almanya’nın Köln kentindeki COMEDIA Theater’da düzenlenen törende Keskin çevrimiçi bağlantıyla katılırken, program Köln Belediye Başkan Yardımcısı Derya Karadağ’ın selamlama konuşmasıyla başladı. Törende, sunucu Bettina Böttinger moderatörlüğünde Keskin ve Aymaz’ın katılımıyla bir söyleşi gerçekleştirildi.

“Ödül buluşmamıza vesile olsun”

Sekiz yıldır Türkiye’ye gitmediğini söyleyen Berivan Aymaz, baskı koşullarına dikkat çekerek ödül vesilesiyle Keskin ile tekrar bir araya gelebileceğini söyledi.

Keskin ise Kürt kadınlarının siyasette önemli yerlere gelmelerini önemsediğini belirterek, “Çok uluslararası bir meselenin özneleriyiz. Berivan Aymaz’ın bulunduğu coğrafyada bir Kürt kadını olarak siyaset yapıyor olması ve bunu insan hakları temelli olarak yapıyor olması çok önemli. Çok eskiden tanışıyoruz ama uzun yıllardır bu koşullar nedeniyle görüşemedik. Dilerim bir gün tekrar bir araya gelir ve görüşürüz” temennisini iletti.

“Cesaret değil, yaşam biçimi”

Keskin, Böttinger’in “maruz kaldığınız baskılar, davalar ve tehditler giderek artarken mücadeleden vazgeçmemenizi sağlayan güç nedir?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Sanırım bunun nedeni şu: Bu devletin ideolojisini çok iyi tanıyorum. Sadece ben değil, benim gibi pek çok insan da tanıyor. İnsanlara anlatılan yalanların karşısında gerçekleri anlatabilmek, yapılan haksızlıkları ve işlenen büyük suçları görünür kılabilmek benim için çok önemli. Bir süre sonra bu size güç vermeye başlıyor. Bu aslında cesur olmakla ilgili değil; bir yaşam biçimine dönüşüyor. İnsan bu şekilde mutlu oluyor. Çünkü hâlâ anlatabilen, konuşabilen birileri var.

“Mücadele kaybettiklerimize borcumuz”

“Çok fazla kaybımız oldu. Kaybettiklerimize karşı hissettiğimiz bir borç var. Bu borcun omuzlarımızda yarattığı bir sorumluluk duygusu var. Ama bu yük sizi olumsuz anlamda ezmiyor; aksine sürekli çalışmaya ve inanmaya yöneltiyor. Bir de yaptığınız işi sevmek çok önemli. Ben yaptığım işi gerçekten çok seviyorum. Her şeyi göze alarak bu mücadeleyi sürdürmeyi seviyorum. Zaten aksi halde bunu yapmak mümkün olmazdı. Bu yüzden hiçbir zaman vazgeçmeyi düşünmedim.”

“Uluslararası kurumlar devreye girmeli”

Böttinger, Aymaz’a Macaristanbenzetmesi yaparak Türkiye seçimlerine kadar Erdoğan’ın iktidarını korumak için baskıyı attırıp arttırmayacağına ilişkin soru yöneltti. Aymaz, Türkiye’de iktidarın yargı bir araç olarak kullandığını ve meşru olmayan yöntemleri devreye soktuğunu belirterek uluslararası dayanışmanın öneminin altını çizdi:

“Erdoğan, bütün bu araçlarla muhalefeti susturmaya ya da kendi muhalefetini şekillendirmeye çalışıyor. Bunu aslında Putin’in Rusya’sından da biliyoruz. Orada da iktidar tarafından tasarlanmış, oluşturulmuş bir muhalefet var. Yani bir sahte muhalefet. Gerçekten çok farklı yöntemler kullanılıyor. Bu nedenle yurtdışında yaşayan bizlerin bu gelişmeler karşısında sessiz kalmaması ve uluslararası dayanışmayı sürdürmesi daha da önemli hale geliyor. Otoriter sistemler yalnızca içerideki cesur insanların mücadelesiyle değiştirilemez. Uluslararası kurumların da devreye girmesi gerekir.

“Birlikte ses çıkarmamız çok önemli”

Avrupa Birliği’nden söz ediyorsak, burada özellikle şunu vurgulamak istiyorum. Selahattin Demirtaş yaklaşık 10 yıldır cezaevinde bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi onun tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna, siyasi nedenlerle özgürlüğünden mahrum bırakıldığına ilişkin kararını yalnızca bir kez değil, birçok kez verdi. Ancak Berlin ile Ankara arasında yapılan siyasi görüşmelerde bu cesur isimler gündeme getirilmiyor. Bu nedenle aslında harekete geçmesi ve tepki göstermesi gereken kurumlar bunu yapmadığında, burada bu salonda, bu kentte, bu kadar değerli insanla ve sanatçılarla birlikte ses çıkarmamız çok önemli.”

Gezi ve Kobani hatırlatması

Türkiye’deki hak ihlallerinin yeni olmadığını vurgulayan Keskin ise, geçmişte özellikle Kürt illerinde yaşanan ağır insan hakları ihlallerinin uzun yıllar görmezden gelindiğini söyledi:

“Tüm Avrupa Birliği ülkelerinin de imzası olduğu uluslararası sözleşmeler var. Örneğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi. Bu sözleşme ifade ve örgütlenme özgürlüğünü büyük bir oranda garanti altına almış ama bunu Türkiye tamamen ihlal ediyor. Bugün Türkiye’de Gezi olaylarının yıldönümü ve şu anda Osman Kavala, Çiğdem Mater, Mine Özer, Tayfun Kahraman ve diğer arkadaşlarımız tutuklular. Biz yıllarca Selahattin’le birlikte İnsan Hakları Derneği’nde görev yaptık. Selahattin, bir karıncayı dahi incitmeyecek kadar iyi yürekli bir insandır. Sadece siyaseten farklı düşündüğü için intikam uğruna çok uzun yıllardır cezaevinde. Figen Yüksekdağ ve Kobane davasının tutukluları, hepsi bizim arkadaşlarımız ve çok uzun yıllardır cezaevlerindeler. Ne yapılıyor? Bütün bu arkadaşlarımız için etkili bir çalışma var mı? Bence yok. Türkiye’nin daha çok zorlanması gerekirdi. Ama bu maalesef devletler arasındaki ilişkiler karşılıklı çıkarlara dayanıyor. Biz zaten beklentilerimizi devletlerden yana değil insan hakları örgütlerinden yana belirliyoruz. O nedenle de tüm insan hakları örgütlerinin özellikle uluslararası insan hakları hareketinin verdiği dayanışma bizim için çok önemli. Bu dayanışmanın daha da yükselmesini talep edebiliriz.”

“Yöntemler değişti, politika hiç değişmedi”

Türkiye’deki demokratik gerilemeye karşı Avrupa’nın tutumuna ilişkin yöneltilen soruya yanıt veren Aymaz, yakın zamanda Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Ankara ziyaretini hatırlattı. “Ziyarette insan haklarının gündeme gelmediğine eminiz” diyen Aymaz, ziyaretten hemen sonra CHP’ye yönelik çıkarılan “mutlak butlan” kararına dikkat çekti. Devamında Eren Keskin de aynı soruya şu yanıtı verdi:

“Bu coğrafyada hiçbir zaman hukuki yöntemler ya da bir hukuk devleti olmadı. Sadece bugün farklı olan şu; bir zamanlar Kürdistan’da yaşanan hak ihlallerini görmek istemeyen, zorla gözaltında kaybedilen kontrgerilla cinayetlerinde katledilen insanlarımızı görmeyen bazı çevreler de bugün baskı altındalar. Bugün her şey yeniymiş gibi görülüyor ama bu coğrafyada devletin yöntemleri değişti ama politikası hiç değişmedi. Çok değişik kimliklerin etnik, dinsel, inanç, cinsiyet kimliklerinin bir arada yaşadığı bir coğrafyada herkes tek bir kimliğin içine sıkıştırılıyor: Türk ve Sünni Müslüman kimliği. Bunun dışındaki tüm kimlikler ya yok edilmiş ya yok sayılmış. Yüzyılın en büyük suçunun işlendiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Bütün suçların yasak konuşmasının yasaklandığı bir resmî ideoloji. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz.

“Türkiye korkuyla yönetiliyor”

“Maalesef ki, kendilerini ilerici, devrimci olarak tanımlayanların bile resmi ideolojinin kırmızı çizgileri söz konusu olduğunda hemen aynı görüşte olabiliyorlar. Bir de şunun altını çizmek gerekiyor: Şu anda Türkiye korkuyla yönetiliyor. İnsanlar gözaltına alınıp tutuklanmaktan korkuyorlar. İşlerini kaybetmekten korkuyorlar. Çok çeşitli korkularla yönetiliyorlar. Yeterince bir karşı çıkış var mı derseniz bence yok. Ama mücadele edenler var, Kürt hareketi, kadın hareketi, LGBTİ’+ hareketi ve bir kısım sendikalar ile sol hareket var. Tabii ki bunlar çok büyük bir baskı altında. Ben şu anda örneğin ‘suç’ işliyorum bunları konuşurken. Eminim bu konuşmalarım da bir soruşturma nedeni olacaktır. Bu baskılar çok belirleyici ama yine de bir mücadele edenler, vazgeçmeyenler de var.”

Törende, Eren Keskin’i tanıtan Maria Binder imzalı “Eren” adlı belgeselin bir bölümü gösterilirken, Kürtçe müzik dinletisi de yer aldı. Belgeselin tamamı, yarın saat 18.00’de Kölner Filmhaus’ta gösterilecek.

Ödül hakkında

10.000 avro değerindeki “Gerhart Baum İnsan Hakları Ödülü” Şubat 2025’te yaşamını yitiren Alman liberal siyasetçi ve insan hakları savunucusu Gerhart Baum anısına veriliyor. Bu ödül; insan hakları mücadelesi veren, yükselen ırkçılık ve aşırı sağa karşı örnek bir duruş sergileyen, çoğu zaman kişisel riskler üstlenerek çalışan kişilere takdim ediliyor.

Ödülün önceki sahipleri:

*Women in Exile
*Maria Kalesnikava
*Katja Petrowskaja
*Afgan kadın hakları savunucularının sürgündeki grubu HAMI

Eren Keskin’in mücadelesi

Eren Keskin, Türkiye’nin önde gelen insan hakları savunucularından ve insan hakları avukatlarındandır. Keskin otuz yılı aşkın bir süredir, Türkiye’de özellikle Kürtler, kadınlar ve LGBTİ + toplumunun temel hak ve özgürlükleri için mücadele etti. Keskin, Türkiye’de sivil toplum yapılarının kurulması, faaliyete geçirilmesi ve güçlendirilmesinde önemli rol oynadı. Avukatlık kariyerinin ilk günlerinde İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) dahil oldu. Keskin uzun yıllar İHD’de eşbaşkanlık ve başkan yardımcılığı görevini yürüttü.

Hakkında bugüne kadar 140’tan fazla dava açılan ve iki kez silahlı saldırıya uğrayan Keskin, yurt dışı çıkış yasağı sürüyor. Keskin daha önce de insan hakları çalışmaları nedeniyle birçok ödüle layık görüldü:

•⁠ ⁠Aachener Friedenspreis (2004)
•⁠ ⁠Theodor-Hecker-Preis (2005)
•⁠ ⁠Uluslararası Hrant Dink Ödülü (2017)
•⁠ ⁠Olaf Palme Ödülü (2023)