• Ana Sayfa
  • Dünya - Diplomasi
  • Ermeni siyasetçi Maria Carapetian: Dış politikada aşırı bağımlılığı kırıyor, 360 derecelik bir denge kuruyoruz

Ermeni siyasetçi Maria Carapetian: Dış politikada aşırı bağımlılığı kırıyor, 360 derecelik bir denge kuruyoruz

Carapetian ile Ermenistan’ın yeni barış mimarisini, dış politikadaki yönelimlerini, kadınların siyasetteki rolünü ve bölgesel entegrasyon hedeflerini konuştuk:

Ermeni siyasetçi Maria Carapetian: Dış politikada aşırı bağımlılığı kırıyor, 360 derecelik bir denge kuruyoruz
  • Yayınlanma: 8 Haziran 2026 09:13
  • Güncellenme: 8 Haziran 2026 09:14

Ermenistan, son yıllarda yalnızca dış politikasında değil, güvenlik anlayışından bölgesel işbirliği vizyonuna kadar birçok alanda köklü bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Azerbaycan ile yürütülen barış görüşmeleri ve dış ilişkilerde tek bir merkeze bağımlılığı azaltmayı hedefleyen yeni yaklaşım, ülkenin siyasi gündeminin merkezinde yer alıyor.

Erivan’da görüştüğümüz Ermenistan Parlamentosu Sivil Sözleşme Partisi Milletvekili Maria Carapetian, iktidar partisinin seçim önceliklerinden kadınların siyasetteki yükselişine, barış sürecinin toplumdaki karşılığından Türkiye sınırının açılmasının bölgesel etkilerine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu. Carapetian, Ermenistan’ın artık dış politikada “360 derecelik” bir denge arayışında olduğunu vurgulayarak, tek bir güce bağımlı kalmanın ülkeye ağır bedeller ödettiğini söyledi.

Kadınların devlet yönetimindeki görünürlüğünün arttığını belirten Carapetian, bu dönüşümün yalnızca temsiliyet meselesi olmadığını, aynı zamanda eski siyasi kalıpların ve yolsuzluk ağlarının aşılması açısından da önemli olduğunu ifade etti. Türkiye ile sınırların açılması ve demiryolu projelerinin hayata geçirilmesini ise Güney Kafkasya’nın geleceğini değiştirebilecek stratejik adımlar olarak değerlendirdi.

 

“Yeni dönem odak noktamız: Su yönetimi ve altyapı”

Sivil Sözleşme Partisi’nin seçim beyannamesinden ve programından bahseder misiniz? Bu dönem topluma hangi vaatlerle gittiniz?

Seçim öncesi parti programımızın en büyük odağı ve omurgası barıştır. Amacımız, Güney Kafkasya’da inşa etmeye başladığımız bu yeni barış mimarisini korumak ve kalıcı hale getirmektir. Bu doğrultuda vatandaşlarımızdan, Azerbaycan ile daha önce imzalanan ve kamuoyuyla paylaşılan barış anlaşmasını desteklemelerini istiyoruz. Aynı zamanda, uluslararası barış ve bölgesel refahı hedefleyen, Trump rotası üzerinde şekillenen TRIPP projesi anlaşmasının arkasında duruyoruz.

Biz bu vizyonu, Ermenistan’ın ekonomik ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirdiği dengeli ve dengeleyici bir dış politika olarak tanımlıyoruz. Bölgesel dinamikler dış politikamızın merkezinde yer alıyor ancak dünya çapındaki ortaklıklarımıza da artık 360 derecelik geniş bir bakış açısıyla yaklaşıyoruz.

İç politikadaki odak noktamız ise kalkınmayı kesintisiz sürdürmek. Geçen dönem çok kapsamlı yol, altyapı, okul ve anaokulu projelerine imza attık. Önümüzdeki beş yılda bunlara devam ederken, programa hayati yeni bir boyut ekliyoruz: Su yönetimi. Ermenistan su kaynakları açısından zengin bir ülke olmasına rağmen, bu suyu doğru toplama, tarıma ve toplulukların günlük kullanımına verimli şekilde yönlendirme konusunda ciddi altyapı eksikliklerine sahip. Önümüzdeki dönemde bu konuyu kökten çözeceğiz.

“Kadın bakanlar ve bürokratlar geleneksel kalıpları ve yolsuzluk şemalarını kırıyor”

Ermenistan Parlamentosu’nda kadın siyasetçilerin konumu ve ağırlığı nedir? İktidar partisi olarak kadınların siyasi katılımına nasıl yaklaşıyorsunuz?

Şu an Ermenistan Parlamentosu’nun yaklaşık üçte biri kadınlardan oluşuyor. Bu başarıda yasal kotalarımızın payı büyük. Seçim mevzuatımıza göre, partilerin aday listelerinin en az üçte birinin daha az temsil edilen cinsiyetten -ki mevcut statükoda bunun kadınlar olduğu aşikar- oluşması zorunlu.

Partimiz ve Sayın Başbakan, kadınların yürütme organındaki ve karar alma mekanizmalarındaki rolünü artırmak için çok ciddi bir irade ortaya koydu. Ancak bu atamaları sadece “kotayı doldurmak” için yapmadık; kadın adayların potansiyelini ve liyakatini esas aldık. Örneğin bugün; dış güvenlik servisimizin (istihbarat) başkanı bir kadın. Adalet, Sağlık, Eğitim ve Bilim Bakanlarımız kadın siyasetçilerden oluşuyor. Parlamento olarak bir kadın Başsavcı seçtik; Kamu Denetçimiz (Ombudsman) de yine bir kadın.

Geleneksel olarak bazı bakanlıkların kadınlara, güç ve güvenlik odaklı yapıların ise erkeklere ait olduğuna dair kemikleşmiş bir algı vardı. Biz yetkinliğin cinsiyeti olmadığını göstererek bu algıyı yıktık. Kadınların yüksek makamlarda bazen erkeklerden çok daha başarılı olacağını bilerek onlara güvendik. Sayın Başbakanın da sık sık vurguladığı ve benim de sonuna kadar katıldığım bir tespit var: Toplumsal baskılardan ötürü kadınlar reform süreçlerinde çok daha ilerici, ileri görüşlü ve eski düşünce kalıplarından bağımsız hareket edebiliyorlar. En önemlisi de, yozlaşmış sistemlere ve yolsuzluk şemalarına bulaşma riskleri çok daha düşük. Eril siyaset kültürünün getirdiği o yazılmamış yozlaşmış kurallara ve güç savaşlarına direnmek kadınlar için çok daha kolay, çünkü biz o kirli ilişkiler ağının bir parçası değiliz.

“Kriminal alt kültürün kıskacındaki genç erkek çocuklarımızı da desteklemeliyiz”

Kadınların siyasetteki bu yükselişi toplumda nasıl yankı buluyor? Yakın gelecekte Ermenistan’da bir kadın devlet başkanı veya başbakan görebilir miyiz?

Kısa vadede bunun hemen gözlerimin önünde gerçekleşeceğini iddia etmek belki aşırı iyimser bir tahmin olur. Ancak Ermenistan’da toplumsal cinsiyet meselesini konuşurken konuya bütüncül yaklaşmalıyız. Toplumsal cinsiyet sadece kadınların değil, tüm toplumun meselesidir.

Son dönemde partimizde, genç erkek çocuklarımızın ve erkeklerimizin bazı alanlarda kadınların gerisinde kaldığı gerçeğini de tartışıyoruz. Erkek çocuklarımızın sokaklardaki kriminal alt kültürlerin, çeteleşmelerin kıskacından kurtarılması gerekiyor. Bu toksik kültürleri aşabilmeleri için onların da devletin yardımına ve pedagojik desteğine ihtiyacı var. Bir kadının özgürlüğü ve güçlenmesi, aslında o toplumun tüm bireylerinin özgürleşmesinin sembolüdür. Hepimiz birbirimize bağlıyız, bu yüzden kadınları yükseltirken genç erkeklerimizi de koruyan el ele bir politika yürütmeliyiz.

“İki yıldır sınırda can kaybı yok; halkımız barışı kutluyor”

Bölgedeki barış sürecine dönecek olursak; Ermenistan halkı bu süreci nasıl deneyimliyor? Sokakta nasıl bir hava var?

Ermenistan’da şu an adeta bir kutlama havası hakim. Herkes barışın getirdiği huzuru kutluyor çünkü bu süreç kağıt üstünde bir vaat olmaktan çıkıp gerçeğe dönüştü. Tam iki yıldır sınır hattında tek bir can kaybımız bile yok. Bağımsızlığımızı kazandığımız günden bu yana, böylesine zorlu bir güvenlik coğrafyasında ilk kez can kayıplarının, asker ölümlerinin yaşanmadığı iki koca yılı geride bıraktık. Bu durum halkımız için çok büyük bir mutlak mutluluk kaynağı.

Barışın bir diğer somut ayağı da ekonomik işbirliğinin başlamasıdır. Toplum, önerdiğimiz bu yeni güvenlik mimarisinin hayat standartlarını doğrudan yükselttiğini görüyor. Umuyorum ki yakın gelecekte sınırlar tamamen açılacak ve bu yapıyı daha da sağlamlaştıracağız.

“Türkiye ile sınırların açılması Güney Kafkasya’nın tarihini değiştirir”

Türkiye sınırı hakkında ne düşünüyorsunuz? Yakın zamanda açılmasını bekliyor musunuz ve bu neden bu kadar önemli?

Bu konuda son derece umutluyum. Sınırın her an açılmasını bekliyoruz ve bu gerçekleştiğinde bölge adına büyük bir mutluluk duyacağız. Türkiye ile sınırların açılması, Güney Kafkasya’nın tüm tarihini ve talihini değiştirecek potansiyele sahip.

Tarihsel olarak Güney Kafkasya’nın üç cumhuriyeti (Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan) geçmişte Pers ve Rus imparatorluklarının parçasıydı. Bugün üçümüzün de bu imparatorlukların mirasçıları olan Rusya ve İran ile iyi ilişkileri var. Öte yandan bölgede bir de Osmanlı İmparatorluğu mirası ve onun halefi olan modern Türkiye gerçeği var. Gürcistan ve Azerbaycan’ın Türkiye ile ilişkileri zaten çok güçlü. Ermenistan Cumhuriyeti olarak biz de Türkiye ile doğrudan ve sağlıklı bir ilişki kurmak istiyoruz. Bunun en temel adımı, sınır topluluklarının ticarete katılması ve sınırların ekonomik işbirliğine açılmasıdır.

Bunun ilk kıvılcımlarını görmeye başladık bile; geçtiğimiz günlerde Ermeni iş insanlarından oluşan bir heyet, fırsatları yerinde keşfetmek ve Türk meslektaşlarıyla buluşmak üzere Kars’a bir ziyaret gerçekleştirdi. İkinci önemli adım ise diplomatik ilişkilerin kurumsallaşmasıdır. Türk meslektaşlarımızla şu an AGİT Parlamenter Asamblesi gibi uluslararası platformlarda tesadüfen karşılaşıyoruz; oysa bizim ihtiyacımız olan şey aracısız, doğrudan ve sürekli bir siyasi etkileşim mekanizması kurmaktır. Bu adım tüm bölge için tam anlamıyla bir “oyun değiştirici” olacaktır.

“Bir bağımlılığı başka bir bağımlılıkla değiştirmek istemiyoruz”

Ermenistan’ın dış politikadaki eksen değişimi çok tartışılıyor. Bu yeni yönelimi nasıl özetlersiniz?

Yakın tarihimizden çok acı dersler çıkardık. Biz, bir aktöre olan aşırı bağımlılığımızı, başka bir aktöre aşırı bağımlı hale gelerek değiştirmek istemiyoruz. Bu derinlikli ve stratejik bir değişim getirmez. Benimsediğimiz “dengeleyici” politika, Ermenistan’ın dış ve ekonomik ilişkilerini çok kutuplu hale getirerek çeşitlendirmesi esasına dayanıyor. Halkımız ve devletimiz için alternatif seçenekler yaratıyoruz. Tek bir aktörün insafına kalmamak, Ermenistan’ın bekası için şarttır. Bu yüzden tüm komşularımızla aracısız, doğrudan ilişkiler geliştiriyoruz. Gürcistan ve İran’la zaten doğrudan kanallarımız vardı; şimdi buna Azerbaycan ve Türkiye ile doğrudan siyasi diyaloğu da ekledik. Bu ilişkileri diplomatik düzeyde kurumsallaştırmak gelecekteki en büyük dış politika önceliğimiz olacaktır.

Seçimlerin ardından Ermenistan halkı pazartesi sabahına nasıl bir tabloyla uyanacak? Rakamlardan beklentiniz nedir?

Ermeni halkının barış gündemine ve partimizin vizyonuna olan güçlü desteğini sahada hissediyorum. Pazar günü sandıklar açıldığında bu desteği rakamlarla da göreceğiz. Siyasi programımızı kesintiye uğramadan uygulayabilmemiz için halkımızdan “anayasal çoğunluk” yetkisini istiyoruz. Birkaç yıldır yürümekte olduğumuz bu cesur yolda kararlılıkla devam edebilmemiz için bu güçlü vizeye ihtiyacımız var ve bu konuda son derece umutluyuz.

“TRIPP ve demiryolu hatları doğu-batı ticaretinin kalbi olacak”

Son olarak eklemek istediğiniz veya vurgulamak istediğiniz bir husus var mı?

Sınırların açılması ve lojistik hatlar konusuna bir parantez açarak bitirmek isterim. Kısa bir süre önce, Gürcistan üzerinden mevcut altyapıyı ticarete açmak adına önemli bir siyasi karar aldık. Yani Ermenistan’dan Gürcistan ve Türkiye’ye uzanan demiryolu hattı şu an bizim için işler durumda. Benzer bir mutabakatı daha önce Azerbaycan’la da sağlamıştık; dolayısıyla Ermenistan mevcut altyapıları aktif olarak kullanıyor.

Biz bir yandan TRIPP projesi kapsamında Ermenistan’ın güneyindeki demiryolunu inşa ederek Azerbaycan’ı Ermenistan üzerinden Nahçıvan’a bağlamaya çalışırken, diğer yandan bu hattın Erivan ve Gümrü üzerinden Kars’a bağlanmasını sağlayacak altyapıyı geliştirmek istiyoruz. Bu hat, muazzam bir Batı-Doğu ticaret rotası haline gelecek. Ermenistan’ın kuzeyinde de benzer şekilde çalışan demiryollarımız mevcut. Tüm bu ağlar, küresel “Orta Koridor” projesiyle ve Avrupa Birliği’nin “Küresel Geçit” (Global Gateway) vizyonuyla harika bir sinerji oluşturuyor. Unutmamalıyız ki Türkiye ile olan sınırımız, aynı zamanda Avrupa Birliği Gümrük Birliği’nin de sınırıdır; bu durum ilişkimize ayrı bir stratejik boyut katıyor.

Biz bu süreçleri yürütürken tüm komşularımızın bölgesel endişelerini ve hassasiyetlerini de dikkate alıyoruz. Güvence verilmesi gereken her noktada komşularımızla şeffaf bir şekilde çalışıyoruz; örneğin İranlı meslektaşlarımızın olası endişelerini gidermek adına onlarla yakın diyalog halindeyiz. Ancak günün sonunda bizler her şeyden önce kendi devlet çıkarlarımız doğrultusunda hareket ediyoruz. Amacımız; Güney Kafkasya’da hem Ermenistan’ın çıkarlarına hizmet eden hem de tüm komşularımızın haklarını gözeten, adil ve işbirliğine dayalı bir ortak gelecek inşa etmektir.