2023 genel seçimlerinin ardından pek çok siyasetçi gibi yaşamını sürgünde sürdüren ve şu anda Washington’daki bir düşünce kuruluşunda çalışmalarını yürüten eski HDP Milletvekili Garo Paylan, İlke TV Dış Haberler Editörü ve program sunucusu Jiyan Kışanak’a gündemdeki Ermenistan seçimleri başta olmak üzere, politik gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.
Ankara ile Erivan arasında geçmişte bir “köprü insan” rolü üstlendiğini belirten Paylan, Washington’da Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan barışının hem ekonomik hem de jeopolitik boyutlarıyla tamamına ermesi için lobi faaliyetleri yürüttüğünü ifade etti.
Biden irade gösteremedi, Trump masayı kurdu
Ermenistan-Azerbaycan normalleşmesi bağlamında “Azerbaycan masaya nasıl oturtuldu ve Biden yönetiminden Trump dönemine bu süreç nasıl evrildi?” sorusunu yanıtlayan Paylan, Washington’daki perde arkası diplomatik trafiği şu sözlerle aktardı:
“Önce Biden yönetimiyle üst düzey ilişkiler geliştirdik. Ekibi barışın ilerlemesi gerektiğine ikna olmuştu ancak Başkan Biden maalesef gerekli siyasi iradeyi koyamadı; Erdoğan ve Aliyev ile doğrudan ilişki kurarak süreci tamamına erdiremedi. Ne var ki Trump yönetime geldiğinde Wall Street Journal’da yazdığım makalenin ertesi günü temas kurduk. Birkaç ay içinde yürüttüğümüz çalışmalar, Ermenistan ve Azerbaycan’ın iradesi ve nihayetinde Başkan Trump’ın arabuluculuğuyla tarihi bir barış anlaşması taslağı imzalandı. Bu kesinlikle sembolik değil, tarihi bir adımdır.”
“Erdoğan sınırı bir pazarlık kartı olarak görüyor”
Türkiye’nin Güney Kafkasya’da oynaması gereken “büyük abi” rolünü oynayamadığını savunan Paylan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın süreci uzun vadeli bölgesel çıkarlar yerine kısa vadeli bir pazarlık meselesi olarak gördüğünü belirtti.
2022 yılında Türkiye’nin Washington’a “sınırı açmaya hazırım” mesajını iki üç kez gönderdiğini şahsen bildiğini belirten Paylan, “Fakat Erdoğan, Batı’dan ya da Biden yönetiminden karşılığında bir kredi veya somut bir kazanım görmediği için bu adımı atmadı. Oysa ki Türkiye’nin Batı’dan bir şey beklemesine gerek yok. Orta Asya ve Azerbaycan enerjisinin Türkiye üzerinden Avrupa’ya akması, Rusya’nın bölgedeki etkisinin kırılması doğrudan Ankara’nın çıkarınadır” dedi.

Sınırın kapalı kalmasının insani ve ekonomik maliyetlerine de değinen Paylan, şu kıyaslamayı yaptı:
“Türkiye’nin doğusu, yani Ağrı, Van, Kars gibi iller ülkenin en yoksul yerleri. Sınırın diğer tarafındaki Gümrü de öyle. Kars ve Gümrü kardeş şehirler. Sınır açılırsa Ermenistan’a gelecek yıllık 5-6 milyon turistin ciddi bir kısmı bu şehirlere de geçecek ve bölgenin kaderi değişecek. Böyle büyük bir fırsatı liderlerin görememesi tarihi bir hatadır.”
Trump’ın Ankara ziyareti ve NATO zirvesi fırsatı
Garo Paylan, ağır aksak ilerleyen barış sürecinin hızlanması için önümüzdeki dönemde Ankara’da yapılması beklenen NATO zirvesinin tarihi bir fırsat penceresi sunduğunu ifade etti.
Dünyanın Ukrayna ve Orta Doğu’daki krizlerle çalkalandığı bir dönemde Ermenistan-Azerbaycan barışının küresel ölçekteki tek “iyi hikaye” olduğunu belirten siyasetçi, Ankara için şu senaryoyu önerdi:
“Trump yakında Ankara’ya geliyor. Eğer NATO zirvesinin marjında Erdoğan, Trump, Aliyev ve Paşinyan arasında dörtlü bir liderler zirvesi yapılabilirse, dünyaya muazzam bir pozitif mesaj verilir. Trump, egosu çok yüksek bir lider olduğu için böyle büyük başarı hikayelerine bayılır. Ankara’da bu liderler, 35 yıl sonra Ermenistan-Türkiye sınırından geçen ilk mal yüklü kamyonu canlı yayında birlikte alkışlayabilirler. Ben bunu Ankara’daki aktörlere de öneriyorum.”
Kürt meselesinde barışçıl çözüm beklentisi
Türkiye’deki iç gelişmeler ve Kürt meselesinin bu bölgesel normalleşme dalgasıyla bir bağı olup olmadığı yönündeki soruya ise Paylan kaygılı bir yanıt verdi.
Batı’nın ve ABD’nin şu anki pragmatik yaklaşımı nedeniyle Kürt meselesinin Washington’da konuşulmadığını belirten Paylan, şöyle devam etti:
“Amerika artık Orta Doğu’da demokrasilerin işlemeyeceğini düşünüyor ve Erdoğan gibi güçlü liderlerle çalışmayı tercih ediyor. Onlar için Orta Asya enerji kaynaklarına ulaşmak adına ‘Trump Yolu’ (Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan barışı) kritik önemde. Zira Gürcistan yolu artık Rusya baskısı nedeniyle güvenli görülmüyor. Bu yüzden Ermeni meselesi ciddi konuşulurken, Kürt meselesi ne yazık ki önemsenmiyor. Buna rağmen Erdoğan ve Bahçeli’nin önünde tarihi bir fırsat var. Siyasi kariyerlerinin sonlarında, gücü bu kadar konsolide etmişken irade koyup Kürt meselesini çatışmalı süreçten siyasi sürece taşıyabilirler. Gelecek ay Meclis’ten bu yönde bir yasa çıkması konusunda umudumu hala koruyorum.”

Ermenistan seçimleri: “Paşinyan yüzde 50 alır, Rusya yanlıları pusuda”
Ermenistan’daki seçim atmosferini ve Başbakan Nikol Paşinyan’ın pozisyonunu da analiz eden Paylan, Paşinyan’ın Kadife Devrim’den bu yana Rusya uydusu haline getirilmiş bir ülkeyi cesurca demokrasiye taşımaya çalıştığını ifade etti.
Garo Paylan Türkiye ve Azerbaycan’ın “ayağını sürümesi” nedeniyle Paşinyan’ın iç siyasette elinin zayıfladığı uyarısında bulundu:
“Paşinyan’ın bu seçimi %50 civarında bir oyla kazanacağını öngörüyorum. Eğer Türkiye kapıları açsaydı bu oran %65’i bulurdu. Çünkü süreç yavaş ilerledikçe Rusya yanlısı muhalefet halka, ‘Bakın, Türklere ve Azerilere güvenilmez, kapıyı açmıyorlar, yarın yine saldıracaklar, sırtımızı Rusya’ya yaslamalıyız’ propagandası yapıyor. Bu yüzden %10’da kalması gereken Rusya yanlısı partiler şimdi %30’lara tırmanıyor.”
“Aliyev 90’lardaki Ermenilerin yaptığı maksimalist hatayı yapıyor”
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Ermenistan’a yönelik “Anayasa değiştirme” baskısını eleştiren Paylan, başka bir ülkenin baskısıyla anayasa yapılamayacağını, bunun Paşinyan’ı halkın gözünde “Aliyev’in anayasasını yapıyor” durumuna düşürerek referandum şansını sıfırlayacağını belirtti. Paylan, Aliyev’e uyarıyı yaptı:
“Ermeniler 90’lı yıllarda savaşı kazandılar ama maksimalist bir pozisyon sürdürerek barışı kazanamadılar; sonuç olarak 2020’de o ağır travmayı yaşadılar. Şimdi ise Aliyev aynı hatayı yapıyor; savaşı kazandı ama çok maksimalist davranarak barışı kaybedebilir. Her halkın bir onuru vardır. Kalıcı barış için iki ülkenin de uluslararası sınırları kabul etmesi, yolların açılması ve Fransa-Almanya örneğinde olduğu gibi sınırların anlamsızlaşması gerekiyor. Bu nefret döngüsünü kırmak için iki genç ülkeye yardımcı olacak yegane aktör ise Türkiye’dir.”




