• Ana Sayfa
  • Gündem
  • Halk TV krizi: ‘Gelinen noktada sessiz kalmak mümkün değil’
Halk TV krizi: ‘Gelinen noktada sessiz kalmak mümkün değil’
Ali Duran Topuz 11 Mayıs 2026

Halk TV krizi: ‘Gelinen noktada sessiz kalmak mümkün değil’

Halk TV krizi: ‘Gelinen noktada sessiz kalmak mümkün değil’

 

“Gelinen noktada sessiz kalmak mümkün değil.”

Remziye Demirkol, bir Halk TV çalışanı olarak önce Seda Selek’in ardından Sorel Dağıstanlı’nın mecradan ayrılmaları sürecinde olan bitenlere müdahil olma ihtiyacı duyarken bu cümleyle söze başladı. Sessizlik imkansız ama konuşmak da hiç kolay değil; buna rağmen Demirkol’un paylaşımı sadece kanalın değil, mesleğin işini iyi yapma mücadelesi veren isimlerinin duygusal ve düşünsel ahvalini mükemmelen yansıtan bir metin olarak alkışı hak ediyor.

Öncesi malum, Selek kırgınlık beyanıyla (ama ayrılışına neden olan vakaları dillendirmeden) kanalda çalışmayı bırakmış, ardından ona destek paylaşımı yapan Dağıstanlı kurumun/patronajın zorbaca tutumunu ifşa ederek ayrıldığını açıklamıştı. Kanalın “personel politikalarına” dair vahim öyküler, patronunun daha da vahim tutumlarına dair ifşalar birbirini izledi. Konuşmanın zorluğu kavgada rol olmaya çalışan kesimlere ve söylediklerine bakıldığında daha iyi anlaşılır: İktidarın siyasi ve medyatik çevreleriyle “CHP içindeki bölünmelere/kavgalara” taraf olan, olmayan herkesin eteğindeki taşları hedeflerinin kafasına gözüne savurmaları, insanı hem hiç olmadığı kavgalarda taraf gibi gösterebilir, hem söylenenlerin bu kötü niyetli heyetlerce kendi iddialarının kanıtı gibi kullanılabilir. Dayanışma için söz alan meslektaşların tamamı bu tehlikeleri savuşturmak amacıyla çok sayıda incelikli metinler yayınlandı.

‘Patronu aşan kimlik’

Seda Selek ve Sorel Dağıstanlı’ya tekrar geçmiş olsun diyerek, Demirkol’un bir başka ifadesiyle devam edeyim: “Halk TV’nin patronunu aşan bir kimliği vardır.”

Demirkol’un beni bağışlaması dileğiyle, bu söz dahil yazıdaki bazı ifadeleri, yazmak istediklerimin kılavuzu olarak kullanacağım ve meseleyi mümkün mertebe “bir Halk TV/CHP tartışması” olmaktan uzak biçimde ele almaya çalışacağım; ama iktidara aday bir siyasal parti olarak CHP’nin adını anmadan bu işi konuşmak da ayrı bir zorluk.

Bir medya mecrasının kimliği “patronun kimliğini” aşabilir mi? Aşarsa nasıl aşar? Yoksa bu söz bir kurum çalışanının duygusal durumundan karşılığı da olmayan bir ifadesi mi? Cevap için başvuracağım şey de yazıda dile getirilen “editoryal özerklik” kurumu, yani “patronların anlamadığı şey.”

Türkiye’de basına baskı ve sansür meseleleri her zaman yüksek sesle tartışılırken, “editoryal özerklik” ya devletin/iktidarın baskısının bir parçasıymış gibi ele alınır ya da bir tür şımarıklık, bir tür mesleki züppelik alameti olarak görülür. Editoryal özerkliğin bizzat mecranın patronajına karşı geliştirildiği, mecraların her kademesinde hiyerarşinin mümkün kıldığı dayatmalara direnebilmek için başvurulacak bir kuşatıcı ilke olduğu anılmak bile istenmez. Türkiye’de 12 Eylül sonrası oluşturulan ve neoliberal kıyıcılığın manipülatif heveslerinin hizmetinde olması istenen medya düzeninde “editoryal bağımsızlık” talebinde bulunmak, bazı istisnai mecralar haricinde, her zaman işsiz kalmayı göze almak demekti. O düzeni yok edip doğrudan otoriter heveslerine uygun biçimde kendine bağlı/zimmetli bir medya alanı oluşturan mevcut iktidar döneminde ise o bağlılığın dışında var olmaya çalışan medya kurumlarında neredeyse her zaman bir tür “bozgunculuk alameti” sayılır oldu.

Çünkü işte büyük sermaye artık iktidara karşı iş yapmaktan çekindiği için alana hiç girmiyor, küçük sermaye aynı kaygılarla korka korka destek olmaya yöneliyor, etrafında çok gürültü koparılan uluslararası fonlar ise gerçekte ancak herhangi bir mecranın ihtiyaç doyduğu miktarın devede kulak kısmını sağlıyor. Medyanın, enformasyonun, bilginin önemini sürekli dile getiren politik yapılar ise (olayımızda CHP ama CHP yapmıyor, kalanlar yapıyor demek ayrı haksızlık olur) “bağlı olmayan” bir medya fikrini yani “editoryal bağımsızlık” ilkesini gözetme konusunda pek de umut verir gibi durmuyor. İşte Halk TV’deki personel politikasına ve editoryal bağımsızlığa karşı yüksek alerjiye dair öyküler gerçekte bu genel manzaranın bir parçası.

Kamu yararı, eski medya

Peki editoryal özerklik “kurumsal kimliği” aşan kimlik konusunda niye bu kadar önemli? Meslek olarak gelişirken gazeteciliğin kendisini sadece kâr amaçlı bir faaliyet değil, toplumun bilgi/enformasyon ihtiyacının karşılanması için kamu yararına bir iş olarak tanımlaması nedeniyle. Kârlılık mantığı (kaba ifadesiyle az harcama çok gelir) ile kamusal faaliyet/hizmet mantığı (az getiri, gerekirse çok harcama) arasındaki gerilim ve bilginin/enformasyonun ekonomik ve kültürel önemi nedeniyle siyasal müdahalenin kaçınılmazlığı birlikte düşünüldüğünde editoryal özerlik “dengeyi sağlayabilecek” tek kurum olarak öne çıkar. Bilginin diğer alanında, akademide de “akademik özgürlük” ya da özerklik aynı işe yaradığı için var. Gazetecinin “kamu”yu yani genel toplumsal çıkarı, genel toplumsal yararı özel ekonomik ve siyasi çıkarlardan üstün tutarak çalışmasını sağlayabilecek başka bir kurum da ilke de kavram da yok.

Tamamı için: https://www.numedya24.com/halk-tv-krizi-ne-anlatiyor/

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.