İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Kürt meselesine ilişkin devam eden sürece dair yaptığı açıklamada, silahsızlanmanın tek başına kalıcı barışı sağlamayacağını belirterek hukuki güvenceler, demokratik reformlar ve toplumsal uzlaşmayı içeren kapsamlı bir DDR (Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon) süreci çağrısı yaptı.
Açıklamada, farklı toplumsal kesimlerin temsil edildiği bağımsız bir Ulusal DDR Komisyonu kurulması önerisi öne çıktı. İHD, kısa süre önce yayımladığı “PKK-Barış Süreci İzleme Raporu”nda da kalıcı barış için yedi maddelik bir çağrıda bulunmuştu.
İHD Diyarbakır Şubesi, Kürt meselesine ilişkin devam eden çözüm tartışmalarına dair bir basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda konuşan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Ercan Yılmaz, kamuoyuna yansıyan yasa hazırlığının daha çok silahsızlanmayı kapsadığına dikkat çekti. Yılmaz, uluslararası deneyimlerin, kalıcı barış için hukuki güvenceleri, demokratik reformları ve toplumsal uzlaşmayı içeren kapsamlı bir sürecin zorunlu olduğunu gösterdiğini belirtti.
Açıklamada, İHD’nin 27-28 Haziran’da Ankara’da düzenlediği “Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon (DDR)” çalıştayı ile 11 Temmuz’da Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile ortaklaşa gerçekleştirdiği “Türkiye’de Toplumsal Barış Süreci ve Dünya Örnekleri” konferansında ortaya çıkan değerlendirmelerin, hazırlanacak yasal çerçeveye ışık tutmasının amaçlandığı ifade edildi.

‘Bağımsız DDR komisyonu kurulmalı’
Sürecin güvenilir biçimde yürütülebilmesi için bağımsız kurumsal mekanizmaların oluşturulmasının şart olduğunu vurgulayan Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’de bağımsız bütçeye sahip, teknik kapasitesi güçlü ve farklı toplumsal kesimleri temsil eden bir Ulusal DDR Komisyonu kurulmalıdır. Bunun yanında, yalnızca devlet kurumlarının değil; muhalefetin, sivil toplumun ve gerektiğinde uluslararası teknik uzmanların da katkı sunabileceği bağımsız bir izleme ve doğrulama mekanizması oluşturulmalıdır.”
Silahsızlanmanın tek başına kalıcı barış getirmeyeceğini vurgulayan Yılmaz, “Türkiye’de güvenilir bir DDR süreci, yalnızca teknik bir silahsızlanma programı olarak değil, kapsamlı bir demokratik dönüşüm sürecinin parçası olarak tasarlanmalıdır” dedi.
‘Silahsızlanma hukuki ve siyasi güvencelerle birlikte ilerlemeli’
Uluslararası örneklerde silah bırakma süreçlerinin hukuki ve siyasi güvencelerden bağımsız yürütülemediğine işaret eden Yılmaz, “Dünya örneklerinin en önemli ortak noktası, silah bırakmanın hukuki ve siyasi güvencelerden bağımsız yürütülememesidir. Tarafların geleceğe güven duymadığı, haklarının nasıl korunacağının belirsiz olduğu bir ortamda silahsızlanma kalıcı sonuç üretmiyor” diye konuştu.
Hazırlanacak yasal düzenlemenin yalnızca örgüt mensuplarını değil, çatışma döneminde oluşturulan köy koruculuğu sistemi ile diğer paramiliter yapıları da kapsaması gerektiği belirtilen açıklamada, tek taraflı silahsızlanmanın yeni güvenlik riskleri doğurabileceği ve geçmişten kalan husumetleri yeniden canlandırabileceği uyarısında bulunuldu.
Kayyım ve AİHM kararları da güven artırıcı adımlar arasında
Barışın yalnızca güvenlik politikalarıyla sağlanamayacağını vurgulayan Yılmaz; son yıllarda uygulanan kayyım politikasının sona erdirilmesini, görevden alınan belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesini, Anayasa Mahkemesi (AYM) ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasını taraflar arasında güven oluşturabilecek kritik siyasi adımlar olarak değerlendirdi.
‘Hukuki güvence olmadan geri dönüş mümkün değil’
Silahlı yapıların tasfiyesi kadar normal yaşama dönüşün de hukuki güvence altına alınması gerektiğini belirten Yılmaz, hazırlanacak yasal çerçevenin; silahlı militanlar, cezaevindeki hükümlü ve tutuklular ile yurt dışında bulunan kişiler dahil olmak üzere tüm hedef grupların hukuki statüsünü açık biçimde düzenlemesi gerektiğini aktardı.
Geri dönüşlerin belirli koşullara bağlanmasının toplumsal kabulü zorlaştırabileceğine dikkat çeken Yılmaz, “Geri dönüşlerin tek taraflı ‘pişmanlık’ beyanı gibi şartlara bağlanmasının, sürecin toplumsal kabulünü zorlaştırabileceği değerlendirilmektedir” ifadelerini kullandı.
‘Geçiş dönemi adaleti bütün tarafları kapsamalı’
Çatışma sürecindeki hesap verebilirliğin tüm taraflar açısından işletilmesi gerektiğini ifade eden Yılmaz, şu uyarılarda bulundu:
“Geçiş dönemi adaletinin yalnızca silahlı örgüt mensuplarını değil, kamu görevlileri dahil çatışmanın bütün taraflarını kapsaması gerekmektedir. Aksi halde toplumda ‘galibin adaleti’ algısı oluşabilir ve bu durum yeni kutuplaşmaları besleyebilir.”
Açıklamada ayrıca hakikatin ortaya çıkarılması, mağdurların zararlarının giderilmesi ve gerektiğinde tazmin mekanizmalarının işletilmesinin; hem geçmişle yüzleşme hem de benzer çatışmaların önlenmesi açısından hayati önem taşıdığı kaydedildi.
‘Asıl soru güvenin nasıl inşa edileceği’
Kapsamlı bir çerçeve yasanın önemli bir eşik olacağını ancak tek başına yeterli gelmeyeceğini belirten Yılmaz, “Taraflarla yeterince müzakere edilmeden, asgari toplumsal ve siyasal uzlaşma sağlanmadan hazırlanacak bir düzenleme, beklenen güveni üretmek yerine süreci daha da kırılgan hale getirebilir” dedi.
Kalıcı barışın ancak demokratik bir hukuk düzeniyle mümkün olacağını vurgulayan Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bugün Türkiye’nin önündeki temel soru artık yalnızca ‘Silahlar nasıl bırakılacak?’ değildir. Asıl soru, silahların bırakılmasını mümkün kılacak güvenin, hukukun ve demokratik kurumların nasıl inşa edileceğidir. Kalıcı barışın anahtarı da tam olarak burada yatmaktadır.”
İHD’den 7 maddelik çağrı
İHD, 10 Temmuz’da kamuoyuyla paylaştığı “PKK-Barış Süreci İzleme Raporu”nda da kalıcı barış için yedi maddelik bir çağrıda bulunmuştu. Raporda, barış sürecinin yalnızca silahların susmasıyla sınırlı tutulmaması gerektiği vurgulanırken, demokratikleşme adımlarının hızlandırılması, kapsamlı bir çerçeve yasanın hazırlanması, bağımsız izleme mekanizmalarının oluşturulması, geçiş dönemi adaleti mekanizmalarının işletilmesi ve silahsızlananların toplumsal yaşama katılımını sağlayacak hukuki düzenlemelerin hayata geçirilmesi önerilmişti.




