DEM Parti tarafından İstanbul’da Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü” konferansında, iki gün boyunca toplam 6 oturum ve 2 panel düzenlendi.
Farklı toplumsal ve siyasal kesimlerden 30’a yakın konuşmacının katıldığı konferansta; cumhuriyetin kurucu dinamiklerinden Kürt meselesine, eşit yurttaşlık taleplerinden çoğulculuk ve katılımcı demokrasiye, LGBTİ+ haklarından gençlik sorunlarına, kadın hareketinden ekolojiye kadar geniş bir yelpazede tartışmalar yürütüldü.
Konferans geniş bir katılımla başladı, ilgi yoğundu
Konferansın ilk günü geniş bir katılımla başladı. Yaklaşık 500 kişi kapasiteli Cem Karaca Kültür Merkezi tamamen dolarken, programa olan yoğun ilgi dikkat çekti. Basın kuruluşlarının da konferansı yakından takip etmesi, etkinliğin barış sürecine dair tartışmaların sürdüğü bir dönemde kamuoyundaki karşılığına ilişkin de bir tablo ortaya koydu.
En dikkat çekici mesaj PEN Başkanı Sönmez’den
Konferansa farklı siyasi partilerin liderlerinden de mesajlar iletildi. Seçilmiş CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu gönderdikleri mesajla ortak biçimde demokratikleşme, toplumsal barış ve diyalog vurgusu yaptı. Liderler; toplumsal sorunların güvenlikçi yaklaşımlar yerine demokratik yöntemlerle çözülmesi, ifade özgürlüğü ve hukuk güvencesinin sağlanmasının hem barış hem de kalkınma açısından belirleyici olduğuna dikkat çekti.
En dikkat çekici mesaj ise Uluslararası PEN Başkanı Burhan Sönmez’in görüntülü mesajı oldu. Salonda da yoğun ilgi gören mesajda Sönmez, barış sürecinin yeni bir dönemin kapısını araladığına vurgu yaparken, barışın tek başına yeterli olmadığını, bunun demokrasi ve özgürlüklerle tamamlanması gerektiğini söyledi. Önümüzdeki sürecin üç temel ayağını; kalıcı barış, Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin bütünlüklü demokratikleşmesi olarak tanımlayan Sönmez, iktidarı işaret ederek, “Barış sürecini demokrasi ve özgürlükle tamamlama anlayışından uzak duruyor” dedi ve barış süreci için “diyalog ile karşılıklı güven” vurgusu yaptı.

CHP’ye dönük operasyonlar ve ‘mutlak butlan’ kararına dikkat çekildi
Konferansın açılış konuşmalarını siyasetçi Gültan Kışanak ile hukukçu Rıza Türmen yaptı. Her iki isim de, barış sürecine dair tartışmaların sürdüğü bir dönemde Türkiye’deki demokrasi krizinin giderek derinleştiğine dikkat çekerek, barışın kalıcı olabilmesi için sürecin kapsayıcı olması gerektiğini vurguladı. Bu kapsamda CHP’ye yönelik operasyonlara ve mutlak butlan kararına dikkat çeken her iki isim de bu durumun konsensüsü zedelediğine dikkat çekti.
Konferansın ilk gününde öne çıkan başlıklar neler?
Konferansın ilk gün oturumlarında, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne uzanan tarihsel ve toplumsal meseleler bütünlüklü bir çerçevede ele alındı.
Tartışmalarda; cumhuriyetin kurucu dinamikleri ve dışlayıcı yönleri, milliyetçilik ve hafıza üzerinden derinleşen toplumsal kutuplaşma ile Kürt meselesinin yeni yüzyıldaki yeri öne çıktı. Konuşmacılar; geçmişle yüzleşme, kapsayıcı yurttaşlık ve demokratikleşme ihtiyacının altını çizerken, farklı kimliklerin eşit ve özgür biçimde bir arada yaşayabileceği çoğulcu bir cumhuriyet arayışının ortak bir tema olarak öne çıktığı görüldü.
Sürece ilişkin ‘son fırsat’ değerlendirmesi
Bu oturumlarda birkaç önemli başlık öne çıktı. Konuşmacılardan Veysi Ateş, 2024 sonrası ivme kazanan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin artık somut bir dönüşümün anahtarı haline gelmesi gerektiğini vurguladı. Sürece MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısının, Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan ilettiği mesajların yön verdiğine dikkat çeken Ateş, Özgür Özel’in engelleyici bir tutumdan kaçınmasının da önemine vurgu yaptı. PKK’nin feshi ve silah bırakma çağrısının da Öcalan dışında kimse tarafından yapılamayacağını savunan Ateş, süreci Türkiye açısından “son fırsat” olarak değerlendirdi. Ateş, sürecin ilerleyebilmesinin gerekliliği olarak da iktidarın somut adımlar atmasının elzem olduğuna vurgu yaptı.

Abbas Vali’nin konuşması sırasında Öcalan sloganı
Barış akademisyeni ve sosyolog Prof. Dr. Abbas Vali’nin konuşması ise salonda bulunan katılımcılar tarafından yoğun ilgi gördü. Konuşmasını Kürtçe yapan Vali, “Türkiye’deki çözüm süreci baş aşağıda durmaktadır” değerlendirmesi yaptı. Vali, devletin süreci “güvenlikçi politikalar” ile ele aldığına dikkat çekti, bu bakış açısını “demokrasinin önündeki engel” olarak niteledi.
Devam eden barış sürecine ilişkin iyimser olmadığının da altını çizen Abbas Vali, bu tezini 1998 yılında Abdullah Öcalan ile yaptığı yaklaşık beş saat süren görüşme üzerinden örnekledi; o dönemde Öcalan’ın da benzer bir kanaate ulaştığına işaret etti. Vali’nin bu sözleri üzerine salondan “Başkan Öcalan” ve “Başkansız hayat mümkün değildir” sloganları yükseldi.
Amedspor karşılamaları sürecin ne kadar toplumsallaştığını gösterecek
Konferansta konuşan Doç. Dr. Serhun Al da sürecin toplumsal düzeyde ne kadar karşılık bulduğunu tartışırken dikkat çekici bir örnek olarak Amedspor’u işaret etti. Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesini hem önemli bir fırsat hem de bir risk olarak değerlendiren Al, yapılacak futbol karşılaşmalarında ortaya konulacak toplumsal tutumun sürece ilişkin belirleyici olacağına dikkat çekti. Al’ın bu değerlendirmesi, barış sürecinin ne kadar toplumsallaştığına dair de önemli bir gösterge olarak öne çıktı.
Konferansın ilk gününde sabah saatlerinde başlayan oturumlar, akşam saatlerine kadar devam etti.
İkinci gün: Siyasetin yanı sıra demokratikleşmede ‘toplum’ vurgusu
Konferansın ikinci gününde ise tartışmaların odağı, demokratikleşmenin yalnızca siyasal düzlemde değil, doğrudan toplumun içinden filizlenen bir sürece işaret ettiğine dikkat çekti. Konuşmalar boyunca; farklı kimliklerin, inançların ve toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlık taleplerinin giderek daha görünür hale geldiği, ancak bu taleplerin hâlâ yapısal engellerle karşı karşıya olduğu vurgulandı.
Ekolojik kriz ve doğa hakkı eksenindeki değerlendirmelerle birlikte, LGBTİ+’ların yurttaşlık ve eşitlik mücadelesi भी bu çoğulcu talep alanının önemli başlıkları arasında öne çıktı. Özellikle barışın toplumsallaşması, yerelden yükselen katılım ve yeni dayanışma biçimleri üzerine yapılan tartışmalar, geleceğe dair ihtiyatlı ama ısrarlı bir arayışın sürdüğüne ilişkin beklentileri de ortaya koydu. Gün boyu süren oturumlara ilgi ve katılım ilk günkü kadar yoğundu.

Ahmet Türk’ün konuşması damga vurdu: Salonda güçlü bir duygusal etki yarattı
İkinci gün konuşmalarından en dikkat çekici olanı, Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı ve Kürt siyasetinin önemli aktörlerinden 80 yaşındaki Ahmet Türk’ün konuşmasıydı. 27 Şubat’taki Abdullah Öcalan’ın açıklamalarından sonra üst düzey görüşmeler yapılmasına rağmen hâlâ yol haritasının belirsiz olduğuna dikkat çeken Türk, bu durumun toplumda güvensizlik yarattığına vurgu yaptı. “Bu süreci bozan Kürtler olmayacak. Sabırla bekleyeceğiz” sözleri ise dikkat çekiciydi.
Ahmet Türk’ün konuşmasında öne çıkan, “Kürtler ne istiyor diye soruyorlar; ben kendimden örnek vereyim. Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum ama kimliğim yok, dilim yok, halkım yok sayılıyor. Kürt sorunu tam da budur” sözleri de salonda büyük ilgi gördü. Türk’ün bu ifadeleri salonda bulunanlar açısından güçlü bir duygusal etki yarattı; bazı katılımcıların duygulandığı, hatta gözleri dolanların olduğu gözlemlendi.

İmralı heyeti üyesi Erol’dan ‘barış yasası’ vurgusu öne çıktı
İmralı Heyeti Üyesi Özgür Faik Erol’un da “barış yasası” düzenlemesine ilişkin sürecin en kritik ve kurucu eşiklerinden biri olduğuna ilişkin sözleri de konferansta öne çıkan başlıklardan biriydi. Erol’a göre bu adım, Kürt siyasi aktörler açısından şiddet ve hukuk dışı yöntemlerin terk edilerek demokratik siyaset zeminine geçişin kabulü anlamına geliyor. Düzenlemenin yalnızca bir hukuki değişiklik değil, aynı zamanda siyasal bir dönüşüm kapısı olduğunu ifade eden Erol, sürecin kalıcı hale gelmesi için yasal düzenlemenin kurumsallaşmasının önemine vurgu yaptı. Bu yönüyle Erol’un değerlendirmesi, demokratik entegrasyon sürecine işaret eden bir perspektif olarak öne çıktı.
1927 nüfus sayımı verileri dikkat çekti
Prof. Dr. Şükrü Aslan ise konuşmasında 1927 nüfus sayımına ilişkin dikkat çekici veriler sundu. Türkiye’nin erken Cumhuriyet dönemindeki dil ve kimlik dağılımına dikkat çeken Aslan; Diyarbakır, Siirt, Van, Mardin ve Hakkâri gibi illerde ana dili Kürtçe olan nüfusun Türkçe konuşanlara kıyasla belirgin biçimde yüksek olduğuna ilişkin tablonun dönemin resmi kayıtlarına da yansıdığını vurguladı. Aslan’a göre, söz konusu sosyolojik gerçekliğe rağmen sonraki süreçte “Bu ülke iki millete yetmez” anlayışı Cumhuriyet politikası oldu. Türkiye’nin bu tarihsel deneyimle yeterince yüzleşmediğini, toplumsal çoğulluğun tanınması gerektiğini söyleyen Aslan’ın “Türkiye’yi makul olmaya davet ediyoruz” çağrısı öne çıkan bir diğer başlık olarak yer aldı.
Demokratik dönüşümde ‘ekoloji’ başlığı
Konferansta “Ekolojik Demokratik Cumhuriyet” başlıklı oturum, dikkat çeken başlıklar arasında yer aldı. Oturumda konuşan gazeteci Bahadır Özgür, “Emek ve ekoloji ilk kez eş zamanlı bir kriz yaşıyor” sözleriyle güncel krizin çok boyutlu yapısına dikkat çekti. Hukukçu Arif Ali Cangı ise “Pozitif barış için ekolojik barış da gerekiyor. Barış hakkı üçüncü kuşak haklar arasında karşımıza çıkıyor. En iyi barış sağlansa bile toprak, temiz hava üretmezse diğer hakların ne anlamı kalır?” ifadeleriyle ekolojik yıkımın barış süreci içindeki belirleyici rolünü vurguladı.
LGBTİ+ yurttaşlık tartışması: Demokratik Cumhuriyet size beraber yürümeyi teklif ediyor
Konferansın önemli başlıklarından biri de LGBTİ+ yurttaşlık tartışmaları ekseninde yapıldı. Bu bölümde konuşan Yıldız Tar, toplumsal barışın; LGBTİ+ ve diğer grupların haysiyetlerinin, onurlarının tanındığı bir düzlemden geçtiğine dikkat çekti. Yıldız Tar’ın konuşması salondaki katılımcılar tarafından dikkatle dinlendi. Hatta Tar’ın ardından konuşma yapmak için kürsüye çıkan konferansın çağrıcılarından Diba Keskin’in, Tar’a yönelik, “O kadar etkilendik ki Demokratik Cumhuriyet size beraber yürümeyi teklif ediyor” ifadeleri dikkat çekti.

Sonuç bildirgesi açıklandı
Oturumların sonunda bir de iki gün süren konferansta sonuç bildirgesi açıklandı. Sonuç bildirgesinde, barış süreci “tarihsel bir eşik” olarak değerlendirildi. Türkiye’nin temel sorunlarının birbirinden ayrı ele alınamayacağına dikkat çekildi; demokratikleşme, barış ve toplumsal dayanışma çağrısı yapıldı.
Barış sürecine dair toplumsal ve siyasal boyutları görünür kılan bir buluşma
İki gün süren konferans, genel çerçevesi itibarıyla yalnızca teorik tartışmaların yapıldığı bir zemin olmanın ötesine geçerek, Türkiye’de barış sürecine dair yeniden canlanan tartışmaların toplumsal ve siyasal boyutlarını görünür kılan bir buluşma niteliği taşıdı. Konuşmaların ana eksenini, barış sürecine ilişkin toplumda giderek derinleşen güvensizlik duygusu ile birlikte devletin ve hükümetin sürece dair somut, güven artırıcı adımlar atması gerekliliği oluşturdu.
Katılımcılar ne diyor ?
Öte yandan, oturum başlıkları kadar katılımcıların yoğun ilgisi ve konferansa gösterilen yüksek katılım da dikkat çekti. Farklı toplumsal ve siyasal kesimlerden çok sayıda aydın, akademisyen, insan hakları savunucusu ve sivil toplum temsilcisinin bir araya geldiği konferans, yalnızca bir tartışma zemini değil, aynı zamanda ortak bir toplumsal arayışın da ifadesi olarak değerlendirildi. Katılımcıların önemli bir bölümü, barış sürecinin yeniden gündeme geldiği bu dönemde böyle kapsamlı bir buluşmanın “su ve ekmek kadar hayati” bir ihtiyaç olduğunu dile getirdi.
Konferans toplumsal muhalefete bir alan açtı
Konferansın, mevcut siyasi iklimde barış tartışmalarını yeniden canlı tutması, farklı kesimler arasında diyalog kanallarını güçlendirmesi ve sürece dair umut ile kaygıların birlikte ifade edilebildiği bir alan yaratması bakımından önemli bir işlev gördüğü gözlemlendi. Katılımcıların büyük çoğunluğu, bu tür toplantıların süreklilik kazanmasının, yalnızca akademik birikim açısından değil, aynı zamanda toplumsal barışın inşası açısından da kritik bir rol oynayacağı görüşünü dile getirdi.



