İklim ölümleri
Mehmet Horuş 22 Temmuz 2026

İklim ölümleri

İklim ölümleri
İklim değişikliğinin etkileri bu yıl Avrupa’da daha yoğun hissediliyor. Avrupa, şimdiye kadar iklim krizinin daha ziyade dolaylı yan etkilerine maruz kalırken artık doğrudan yıkıcı sonuçlarıyla yüzleşiyor. Uluslararası sözleşmelerde “gelişmiş ülke” kategorisinde yer alan devletlerin hazırlıksız yakalandıkları sıcak hava dalgaları, iklim krizinin yeni boyutlarına işaret ediyor. Buradan hareketle dünya genelinde iklim siyasetinde yeni dengelerin oluşacağını söyleyebiliriz. Artık iklim değişikliğini görmezden gelmenin bedelinin daha da ağırlaştığı bir dönemeçteyiz.
Avrupa adeta daha önce diğer kıtalarda fragmanını gördüğü filmi şimdi hızlandırılmış haliyle yaşıyor. “Omega Bloğu” olarak nitelendirilen ısı kubbesi, Avrupa ülkelerine ateşten bir kâbus yaşattı. Halen sıcaklık rekoru haberleriyle can kaybı bilgileri birlikte veriliyor. Elektrik altyapılarının çökmesi, ulaşım ve sağlık hizmetlerinin aksaması, tarım ve gıda sektörlerinde beklenen zararlar şimdilik en dikkat çekici kalıcı sonuçlar olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ) Avrupa’nın dünyanın en hızlı ısınan kıtası olduğunu, küresel ortalamanın iki katı hızla ısındığını açıkladı.
Evlerin çok azında klima bulunması ve mimari yapılarının ısıyı daha çok emmesi, basit bir imalat hatası olarak haberleştiriliyor. İklim krizi hakkındaki yüzeysel kavrayışlar, buna benzer haber diliyle yeniden üretiliyor. Sonuçlarının gündelik hayatımızı doğrudan aksatmaya başlaması, nedenleri hakkında da gündelik ve geçici olduğu yanılsamasına neden olabiliyor. Oysa yaşlı kıtanın iklimi ile mimarisi binlerce yıldır gayet birbiriyle uyumlu ve dünyanın geri kalanına her zaman bir medeniyet göstergesi olarak sunuldu. Şimdi asırlardır yaratılan bu kültürel alışkanlıklar, mimariden sanatın diğer dallarına ve gündelik hayatın bütün ayrıntılarına kadar alt üst oluyor.
Çok boyutlu bu krizden evlere klima takarak veya yeni mimari stillerle rötuş yapılarak çıkılması mümkün değil. Fransızların evlerinin pencerelerine tebeşir tozu sürmeleri, ancak çaresizlik ile açıklanabilir. Bu kısa vadeli çözümler kışkırtılırken örneğin klimaların elektrikle çalıştığı ve ısı kaynağı oldukları unutuluyor. Serinlemek için girdikleri su kanallarında boğularak ölüm vakalarının sayısı da yüzlerle ifade ediliyor. Üzerinde çok durulmayan sıcaklıklar nedeniyle suda boğulma olayları, belki de sıcakların yarattığı en travmatik sonuçlar arasında sayılabilir. Yaz aylarında Urfa veya Adana’dan gelen haberlerde duymaya alıştığımıza benzer haberler, teknolojinin ve modern gündelik yaşam olanaklarıyla övünülen şehirlerden geliyor.
Yaşanan yangınlar nasıl sebepsiz değilse, bu ölümlerin de bir sebebi ve sorumlusu var. İnsan öldürmek, suçların en büyüğü olarak kabul edilmesine rağmen iklim ölümlerinde sorumlu aranmıyor. DSÖ Genel Direktörü, “sessiz katil” diyerek sıcaklıkları, cinayet faili olarak gösteriyor ve asıl failleri böylece gizlemiş oluyor. Bu sorumsuzluk açıklamaları karşısında sıcak havayı bir cinayet aracına dönüştüren gerçek failleri bulabilmeliyiz.
Açık alanlarda çalışan işçiler başta olmak üzere yoksullar, yaşlılar ve çocuklar sıcak havadan daha çok etkileniyor. Bu nedenle iklim adaletsizliği derinleşmeye devam ediyor. Bunlar olurken sanayileşmiş ülkelerin çimento fabrikaları ve otomotiv fabrikaları gibi yüksek enerji gereken üretim tesislerini yoksul ülkelere taşımaları küresel bir iş bölümü olarak kanıksanarak yeterince sorgulanmadı. Fakat bu küresel mekansal dizayn, emperyalist ülkeleri kurtarmadı. Ekolojik emperyalizm yerküre üzerinde daha büyük ekolojik yük yaratırken emperyalist ülkeleri faturaya ortak etmeye başladı. Sahip olduğu mekânsal ayrıcalıkların duvarları, sermayeyi iklim krizinin olumsuz etkilerinden kurtarmaya yetmiyor. Buna karşılık felaketi deneyimleyen kitlelerin iklim krizi karşısında politik inisiyatif alması, Avrupa’nın sınırlarını aşan kritik sonuçlar doğurabilir.
Omega Bloğu’nun bu yıl yol açtığı etkiler azalarak dağılıyor. Ancak etkisi bugünlerde hafiflese de yüz milyonlarca insan yaşadıkları felaketin gelip geçici olmadığını anlayacak kadar iklim kriziyle yüzleşti. İklim değişikliği yaz aylarında alevlenen konjonktürel bir konu olmaktan çıktı. Sıcak hava dalgası yurdumuza giriş yaparken Avrupa’ya yaşattıklarını akılda tutmakta yarar var.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.