• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Kadınlar farklılıklara rağmen kucaklaşmanın yolunu arıyor

Kadınlar farklılıklara rağmen kucaklaşmanın yolunu arıyor

Kürt meselesinin demokratik çözümünden barışın inşasına, derinleşen yoksulluktan ekolojik yıkıma kadar bir çok başlık 31 Ekim – 1 Kasım tarihlerind Ankara’da tartışılacak. Kadın hareketinin öncülüğünde “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansı düzenlenecek.

Kadınlar farklılıklara rağmen kucaklaşmanın yolunu arıyor
  • Yayınlanma: 22 Eylül 2026 00:28

Kadın hareketinin öncülüğünde Ankara’da “Kadınlar Yan Yana Geleceği Konuşuyor” konferansı düzenlenecek.

Kürt meselesinin demokratik çözümünden barışın inşasına, derinleşen yoksulluktan ekolojik yıkıma kadar bir çok başlık 31 Ekim – 1 Kasım tarihleri arasında Ankara’da tartışılacak.

Aralarında siyasetçi, akademisyen, gazeteci ve sanatçıların olduğu farklı siyasal ve toplumsal kesimden 80 kadın konferansın imzacısı oldu.

Siyasetçi ve iş insanı Gülseren Onanç da imzacılar arasında yer alıyor.

İlke Tv’ye değerlendirmelerde bulunan Gülseren Onanç, konferansın amacına ve yaratacağı etkiye dikkat çekerken ortaya çıkacak deneyimlerin birlikte yaşama fikrine önemli katkılar sunacağını söyledi ve şunları belirtti:

“Kadınlar konuşuyor derken bir tipik konferans formatından daha fazla bir araya gelme, kimi zaman birebir kimi zaman gruplar halinde sorunlarımıza ortak çözüm arama, karşılıklı fikir alışverişinde bulunma gibi bir ortamın oluşmasını istiyoruz.

Aslında bu sürecin uzun dönemli beklentisi bu. Genellikle böyle konferanslar bir kere yapılır ve biter. Formatın kendisi bunun sürekliliğini geliştirsin istiyoruz.

Asıl hedeflediğimiz şey oraya gelen herkesin onun bir parçası olduğunu hissetmesi, sesinin duyulduğunu hissetmesi ve oradan iki gün sonra ayrıldığında bir umudu içinde götürmesi. ‘

Evet Türkiye’de birlikte yaşam için önemli bir fırsat var, ben de buna katkı sunabilirim’ demesi. Aslında bir araya gelme, kucaklaşma, konuşma, paylaşma platformu diyebiliriz o buluşma için.

Hem imzacılara hem de o gün gelecek belki yüzlerce kişiye baktığınızda aslında her birinin kendi alanında fark yaratabilen, bir momentumu başlatmış, sürdürmüş, sonuç almış, mücadele etmiş kadınlar olduğunu göreceksiniz.

Hepimiz kendi alanlarımızda aslında bir mücadelenin içindeyiz. Kimimiz akademide, kimimiz sivil toplumda, kimimiz siyasette, politikada, kimimiz uluslararası alanda, kimimiz yerelde. Dolayısıyla bu kadınların bir araya gelmesinin ortak gücü çok daha büyük olacaktır.

Biz bazı süreçlerden geçtik, kendi konularımızda biraz yalnızlaştık, mücadeleyi paralel sürdürdük. Burada birlikte bir proje üretmenin ne kadar önemli olabileceği görülecektir.

Diyaloğun önemini bir kez daha anlayabilmek ve tekrar kendi alanlarımızda bunu kullanıp çoğaltmak, demokrasiyi kadınlar olarak ikinci yüzyılda yeniden kurmanın güvenini oluşturacak bir ortam olacak diye inanıyorum.”

“Ortaklıklarımız üzerinden birleştirici bir güven ortamını kurmayı hayal ediyoruz”

Türkiye’de kadın hareketinin dinamik bir yapıya sahip olduğunu söyleyen Gülseren Onanç, kadınların sadece feminist mücadelede değil, barış mücadelesinde de ekolojik mücadelede de önemli bir yere sahip olduklarını ifade etti ve şunları kaydetti:

“Türkiye’de çok dinamik bir kadın hareketi var. Kadın hareketinin ötesinde, ekoloji hareketini de barış mücadelesini de aslında kadınlar sürdürüyor. Dolayısıyla demokrasinin bütün temel değişkenlerinde kadınların aktivizmi var, aktif aldıkları roller var.

Yine bu konferansta bir araya gelecek olan kadınların profiline baktığımız zaman onların birliktelikleri örnek bir model de oluşturacaktır. Bunu dışarıdan bakanlar da görebilecektir.Bu yan yana duruş, bu ortaklaşma hali bir güven teşkil ederse, bence Türkiye’nin uzun dönemdir kaybettiği bir toplumsal güveni de inşa edilecektir.

Bütün kimliklerimizle bu güveni yeniden inşa edebilirsek bu uluslararası alandan da görülecektir.Bunun siyasette yapılamayacağını hepimiz biliyoruz. Artık siyaset birleştirici değil, kutuplaştırıcı bir ortam. Biz ise ortaklıklarımız üzerinden birleştirici bir güven ortamını kurmayı hayal ediyoruz.

Bu Türkiye’de gerçekleştiği zaman uluslararası alana da doğal olarak yansıyacaktır. Birçok yerde Türkiye’de yapılanlar gözlemleniyor, yakından takip ediliyor. Bunun da taşıyıcıları yine kadınlar olacaktır.”

 

“Şimdi barış süreciyle ilgili kadınlara daha fazla görev düştüğü bir dönemdeyiz”

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav da konferansın imzacıları arasında. Böyle bir buluşmada yer almaktan mutluluk ve gurur duyduğunu söyleyen Gülsüm Kav, antidemokratik uygulamaların ve yoksulluğun yarattığı sonuçlarla en fazla kadınların mücadele ettiğine dikkat çekti ve şu değerlendirmelerde bulundu:

“Türkiye’de iki ana mesele var. Birisi demokrasi meselesi. İçinde yılların Kürt sorununun demokratik çözümü için verilen mücadele, barış mücadelesi var. Ve elbette ki seçme seçilme hakkımıza yönelik baskılar ve en temel demokratik haklarımızla ilgili mücadele verir hale gelmiş olmamız var.

Diğer mesele ise ekonomik sorunlarımız. Milyonların açlık sınırının altında bir ücrete mecbur bırakıldığı bir ekonomik sistemde yaşıyoruz. Her yeni gün yeni bir krizle karşılaşıyoruz. Enflasyon, savaşan ülkelerden bile yüksek ülkemizde.

Bu iki ana mesele çok normal olarak kadınları da etkiliyor. Kadınların mücadelesi ise bu iki ana meselenin doğurduğu sonuçlarla mücadele etmekle geçiyor. Şimdi barış süreciyle ilgili kadınlara daha fazla görev düştüğü bir dönemdeyiz.

Çünkü bu süreç bir yandan olumlu anlamda ilerlerken bir yandan çeşitli çelişkiler de üretmiş durumda. Bunu kadınlar, tüm ezilenlerin lehine çevirmek için mücadeleden başka yolumuz yok.”

Barış sürecine ilişkin tartışmalara da değinen Gülsüm Kav, sürecin daha önceki çözüm süreci ile kıyaslanmasının doğru olmadığını söyledi ve şunları belirtti:

“Süreci daha önceki deneyimle kıyaslamayı, amalarla tartışmayı ve sanki hep birbirinin benzeri gibi görmeyi doğru bulmuyorum. Daha önce olmayan şeyler oluyor, örneğin çerçeve yasanın daha önce olmayıp artık somut bir adım olması gibi.

Bu açıdan bunun daha başka bir dönem olduğunu, gelecek için başka imkanlar yaratabileceğini düşünerek mücadele eden taraf olmalıyız.

Kadınların da çocukların da bu kadar şiddetle iç içe olması aslında ülkemizdeki barıştan uzak iklimin sonucudur. Barışı inşa edersek ve kadınlar burada kendi oynamaları gereken rolü oynarsa çok daha başka bir ülkede yaşayacağız.

Bunu sadece burada bir araya gelmiş kadın mücadelesinde bulunan kadınlar için değil, tüm kadınlar için yapıyoruz. Kadın mücadelesi Türkiye’de son 10 yılda toplumsal muhalefetin sembolü haline gelmiş durumda. Çok güçlü bir dinamik ve bu dinamiği ikinci yüzyılda da sürdürmemiz gerekiyor. “