Diyarbakır, Batman ve Hakkari’de düzenlenen “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eylemlerinde, 1990’lı yıllarda kaybedilen ve yaşamını yitiren kişilerin akıbetlerinin ortaya çıkarılması ve faillerin yargılanması talep edildi.
Kayıp yakınları ve hak savunucuları, “Tüm kayıplarımızın akıbeti ortaya çıkana kadar bu mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz” mesajı verdi.
Diyarbakır
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınlarının “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” diyerek sürdürdüğü eylemlerin 919’uncu haftasında Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki Koşuyolu Parkı’nda bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya gelindi.
Kayıpların fotoğraflarının taşındığı eylemde, akıbetlerinin ortaya çıkarılması ve faillerin yargılanması talep edildi.
Açıklama öncesinde konuşan YENİ Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, 40 yılı aşkın süredir devam eden sürecin barışa evrilmesi için beklenti ve çaba içinde olduklarını belirtti. Tanrıkulu, bu sürecin geçmişle yüzleşmeden mümkün olmayacağını ifade ederek, “Adalet sağlanmadan taziye kurulmadan yas bitmez, yas bitmeden barış da sağlanamaz” dedi.
Ardından İHD Diyarbakır Yönetim Kurulu üyesi Bawer Çindemir, İbrahim Gündem’in hikâyesini okudu.
Çindemir, 1952 yılında Hezro’nun Qenderhel Mahallesi’nde dünyaya gelen Gündem’in evli ve 9 çocuk babası olduğunu, ailesiyle birlikte çiftçilik ve hayvancılık yaparak geçimini sağladığını aktardı.
Çindemir’in aktardığına göre İbrahim Gündem, 25 Eylül 1991’de saat 01.00 sıralarında evine düzenlenen baskında askerler tarafından gözaltına alındı. Üsteğmen Kenan Şahin ve beraberindeki bir grup askerin Ahmet Gündem’in evine baskın düzenlediğini belirten Çindemir, İbrahim Gündem’in askerler tarafından gözaltına alındığını söyledi.
Sabah serbest bırakılacağının belirtilmesi üzerine karakola giden Ahmet Gündem’e, İbrahim Gündem’in gözaltına alınmadığının söylendiğini aktaran Çindemir, İl Jandarma Alay Komutanlığı’na giden Ahmet Gündem’in ise “Devleti suçluyorsun, devlet böyle şeyler yapmaz” şeklindeki sözlerle azarlandığını ve tehdit edildiğini belirtti.
Çindemir, 15 Şubat 1993’te asker ve korucular tarafından Ahmet Gündem’in evinin yakıldığını ve 15 kişilik ailesiyle birlikte Diyarbakır merkeze göç etmek zorunda kaldığını söyledi. İbrahim Gündem’in annesi Meyrem Gündem’in yıllarca oğlundan haber beklediğini belirten Çindemir, Meyrem Gündem’in de oğluna kavuşamadan yaşamını yitirdiğini ifade etti.
Çindemir, “İbrahim Gündem ve diğer tüm kayıplarımızın akıbeti ortaya çıkana kadar bu mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Eylem, İbrahim Gündem ve faili meçhul siyasi cinayetlerde yaşamını yitirenler anısına oturma eylemiyle sona erdi.
Batman
İHD Batman Şubesi ve kayıp yakınları da eylemlerinin 755’inci haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi.
“Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartının açıldığı eyleme insan hakları savunucularının yanı sıra siyasi parti temsilcileri de katıldı.
Bu haftaki eylemde, 10 Eylül 1996’da Diyarbakır’ın Dicle ilçesinde yaşamını yitiren Hatice Atalay’ın faillerinin bulunması talep edildi. Hatice Atalay’ın hikâyesi, İHD üyesi Hüseyin Elçi tarafından oğlu Hacı Atalay’ın anlatımıyla okundu.
Hacı Atalay’ın anlatımına göre Hatice Atalay, 10 Eylül 1996 gecesi saat 22.00 ile 23.00 arasında eşi ve komşuları Hatice Akkoç ile birlikte Dicle Emniyet Müdürlüğü’nün karşısında bulunan sebze bahçesini sulamak için evden ayrıldı.
Sulama sırasının kendilerinde olduğunun daha önceden Emniyet Müdürlüğü’ne bildirildiğini belirten Hacı Atalay, bahçede sulama yaptıkları sırada Emniyet Müdürlüğü’nün arka tarafında bulunan Ziyaret Tepesi’ndeki özel harekât timleri tarafından uzun namlulu silahlarla ateş açıldığını aktardı.
Atalay, ilk ateşin ardından bir el daha silah sıkıldığını, ardından yeniden seri şekilde ateş edildiğini anlattı. Babasının Emniyet Müdürlüğü’ne doğru koşarak ateş edilmemesini istediğini belirten Atalay, burada bir polisin babasına hakaret ederek “seni de öldüreceğiz” dediğini aktardı.
Anlatıma göre baba Atalay, eşinin yaralandığını ve hastaneye götürmek istediğini söyledi ancak sabah saat 06.00’ya kadar bekletildi. Daha sonra olay yerine savcı ve doktor getirildi ancak Hatice Atalay’ın yaşamını yitirdiği belirlendi.
Hastanedeki işlemlerin ardından cenazenin aileye teslim edildiğini aktaran Hacı Atalay, Emniyet yetkililerinin olay yerinde mermi bulunmadığını ve olayla ilgilerinin olmadığını söylediklerini belirtti. Atalay, olay sırasında sokağa çıkma yasağı bulunduğunu ve babasına “Siz de dışarı çıkmasaydınız” denildiğini ifade etti.
Batman’daki eylem, oturma eylemiyle sona erdi.
Hakkari
İHD Hakkari Şubesi ise eylemlerinin 245’inci haftasında, 25 Eylül 1995’te Yüksekova’ya bağlı Karlı köyünde yaşamını yitiren Sait Akın’ın faillerinin yargılanmasını istedi.
Yüksekova’daki Sanat Sokağı’nda düzenlenen eylemde “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” pankartı açıldı ve yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı. Açıklama metnini İHD Hakkari Şube Eşbaşkanı Ozan Akbaş okudu.
Musa Anter’i (Apê Musa) anarak konuşmasına başlayan Akbaş, Musa Anter davasının da 1990’lı yıllardaki diğer insan hakları ihlalleri gibi cezasızlık politikası nedeniyle hafızalarda yer ettiğini söyledi.
Ardından Sait Akın’ın hikâyesini aktaran Akbaş, “Sait Akın ve akıbeti faili meçhul bırakılan yurttaşlarımız için adalet tesis edilsin. Kayıplarımızı aramaktan ve son kaybın akıbeti ortaya çıkarılana kadar mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Akbaş’ın aktardığına göre 25 Eylül 1995’te Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki askerler Karlı köyüne baskın düzenledi. Çocuk, kadın ve yaşlıların da bulunduğu köyde tüm yurttaşların meydana toplandığını belirten Akbaş, erkeklere ailelerinin önünde ağır işkenceler yapıldığını söyledi.
Akbaş, askerlerin köy yakınlarında bulunan bir sığınağın kendilerine gösterilmesini istediğini, köylülerin patos yaptığı sırada konuşmayanların patosa atılmakla tehdit edildiğini ve ardından birçok köylünün işkenceyle operasyon bölgesine götürüldüğünü aktardı.
Bir tepenin başında köy sakinlerinden birinin belirlenen yeri kazmasının istendiğini belirten Akbaş, kazı sırasında sığınaktan bir kişinin çıkarılmasının ardından askerlerin Sait Akın’a sığınağın başka bir bölümünü kazmasını emrettiğini söyledi.
Akbaş, gitmek istemediğini söyleyen Akın’ın işkence gördüğünü, ardından zorla bölgeye gönderildiğini ve kazıya başladığı sırada bölgenin bombalandığını aktardı. Askerlerin olay yerine yaklaşmadan köylülere Sait Akın’ın cansız bedenini getirmelerini emrettiğini belirtti.
Akbaş ayrıca Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un köydeki tüm kişilerin öldürülmesi yönünde emir verdiğini, köyden kaçmayı başaranların durumu dönemin Hakkari milletvekiline anlattığını ve milletvekilinin dönemin valisiyle görüşerek köyde bir katliam yaşandığını aktardığını söyledi.
Olay yerine helikopterle gelen dönemin valisinin, ölüm emri verildiği belirtilen kişilerin kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan siviller olduğunu teyit ettiğini ve daha büyük bir katliamın önüne geçildiğini belirten Akbaş, Sait Akın’ın cansız bedeninin zırhlı araçla Yüksekova Devlet Hastanesi önüne bırakıldığını aktardı.
İHD’li Vahap Canan’ın hastaneye giderek Sait Akın’ın cenazesini teslim aldığını belirten Akbaş, 9 köy sakininin de olay yerinde gözaltına alındığını söyledi. Akbaş, işkence gördükleri belirtilen köylülerin 11 gün sonra adliyeye sevk edilmeden serbest bırakıldığını ve olay hakkında konuşmamaları yönünde tehdit edildiklerini aktardı.
Akbaş, Sait Akın’ın ailesinin daha sonra Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı’na Karlı köyündeki olayın aydınlatılması için başvurduğunu, ancak aile bireylerinin tehdit edildiğini ve hukuki girişimlerin önünün kesildiğini belirtti.
İHD Hakkari Şubesi, Sait Akın dosyasının aydınlatılması ve faillerin yargılanması talebini yineledi.



