Körfez alternatif enerji ve ticaret yolları arıyor
Yıldız Önen 11 Mayıs 2026

Körfez alternatif enerji ve ticaret yolları arıyor

ABD-İran savaşı yalnızca askeri dengeleri değil, Ortadoğu’nun enerji ve ticaret yollarını da etkiliyor. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, Körfez ülkelerini yıllardır gündemde olan alternatif yol projelerine daha fazla ağırlık vermeye zorluyor. Suudi Arabistan’dan Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)’ye, Irak’tan Kuveyt’e kadar birçok ülke, Hürmüz’e bağımlılığı azaltacak yeni ticaret ve enerji güzergâhları oluşturmaya çalışıyor.

Koridor projeleri gelişiyor

Hürmüz krizi, Körfez ülkelerinin yıllardır hazırlığını yaptığı enerji ve ulaşım projelerini hızlandırmasına neden oldu. Bölgedeki ülkeler, petrol ve yük taşımacılığını Basra Körfezi dışına çıkaracak liman, boru hattı ve demiryolu yatırımlarına ağırlık veriyor.

Suudi Arabistan’ın en önemli avantajlarından biri, Basra Körfezi’ndeki petrol sahalarını Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’na bağlayan 1200 kilometrelik Doğu-Batı Petrol Boru Hattına sahip olması. Savaş öncesinde günlük 2 milyon varil petrol taşıyan bu hattın kapasitesi bugün 7 milyon varile ulaştı.

Riyad yönetiminin bir diğer büyük yatırımı ise Neom projesi. Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında, Kızıldeniz kıyısında inşa edilen Neom, yalnızca fütüristik bir şehir projesi değil, aynı zamanda Körfez’in yeni lojistik merkezlerinden biri olarak tasarlanıyor. Şu anda orta boy yük gemilerinin yanaşabildiği Neom Limanı’nın 2026 sonuna kadar büyük gemilere tam kapasite hizmet verecek hale getirilmesi planlanıyor. Böylece Süveyş ve Kızıldeniz üzerinden gelen malların, Suudi Arabistan’ın yanı sıra Kuveyt, BAE, Katar, Bahreyn ve Irak’a daha hızlı ve düşük maliyetle dağıtılması hedefleniyor.

Benzer bir strateji BAE’de de görülüyor. Abu Dabi yönetimi, Hürmüz Boğazı’nı bypass eden Umman Denizi kıyısındaki Fuceyra Limanı’nı, Körfez’in önemli petrol sevkiyat ve depolama merkezlerinden biri haline getirmeye çalışıyor. Habshan-Fuceyra petrol boru hattı hâlihazırda günlük 1,5 milyon varil petrol taşırken, 2026 sonunda yeni tesislerin devreye girmesiyle birlikte günlük 2 milyon varilin üzerinde sevkiyat yapılması hedefleniyor. Fuceyra Limanında aynı zamanda 42 milyon varillik depolama kapasitesi bulunuyor.

BAE’nin stratejisi yalnızca petrol taşımacılığıyla sınırlı değil. Ayrıca Etihad Rail demiryolu ağı sayesinde Hindistan’dan gelen konteynerlerin Fuceyra’dan trenle 24 saat içinde Riyad veya Dubai’ye ulaştırılması planlanıyor. Böylece Hürmüz’ün dışında yeni bir kara-deniz hattı kuruluyor.

Suudi Arabistan ile BAE arasında konuşulan Dammam-Fuceyra boru hattı projesi de bu stratejinin bir parçası. Proje hayata geçerse, Suudi petrolünün günlük 1 ila 1,5 milyon varillik bölümü doğrudan Umman Denizi’ne aktarılabilecek.

Bir diğer önemli proje ise Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru (IMEC). Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’ne alternatif olarak geliştirilen bu projeyle Hindistan’dan gelen yüklerin BAE limanlarına, oradan demiryoluyla Suudi Arabistan ve Ürdün’e, ardından da İsrail’in Hayfa Limanı üzerinden Avrupa’ya taşınması hedefleniyor.

BAE ve Katar’ın ortakları arasında yer aldığı Irak Kalkınma Yolu projesi de benzer şekilde Irak’ın Faw Limanı’nı Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlamayı amaçlıyor.

Körfez ülkeleri artık yalnızca petrol ve doğal gaz ihraç eden ülkeler olarak değil, enerji ve ticaret koridorlarını kontrol eden bölgesel güçler olarak öne çıkmaya çalışıyor. Limanlar, depolama tesisleri, demiryolları ve yeni lojistik ağları bölgedeki rekabetin merkezine yerleşiyor.

Körfez’de herkes aynı ölçüde hazırlıklı değil

Körfez’de bütün ülkeler yaşanan gelişmelere aynı ölçüde hazırlıklı değil. Suudi Arabistan ve BAE, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’na açılan yeni enerji ve ticaret hatlarıyla Hürmüz’e bağımlılığı azaltmaya çalışırken; Katar, Kuveyt, Bahreyn ve büyük ölçüde Irak hala boğaza bağımlı durumda.

En bağımlı ülkelerin başında Katar geliyor. Savaş öncesinde yıllık 125 milyar metreküp LNG ihracatıyla dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatçılarından biri olan ülkenin enerji ihracatı büyük ölçüde tanker taşımacılığına dayanıyor. Katar’ın Dolfin Boru Hattı üzerinden BAE ve Umman’a gönderdiği yaklaşık 20 milyar metreküplük gaz dışında, doğal gazı Asya ve Avrupa pazarlarına Hürmüz’ü bypass ederek ulaştırabileceği başka bir boru hattı ağı bulunmuyor. Savaş sırasında LNG tesislerinde yaşanan hasarlar üretimi de etkiledi. Avrupa’nın 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Katar’ın LNG’sine daha fazla bağımlı hale gelmesi nedeniyle üretim ve sevkiyat kapasitesindeki düşüş, küresel LNG fiyatlarını yükseltti.

Irak da benzer şekilde sevkiyatta ciddi sorunlar yaşıyor. Savaş öncesinde günlük 4,5 milyon varil petrol ihraç eden ülkenin Hürmüz’e alternatif olan Kerkük-Ceyhan petrol boru hattı sadece günlük 500-600 bin varil taşıyabiliyor.

Kuveyt’in durumu daha da sıkıntılı. Günlük 3 milyon varil ihracat imkanına sahip ülkenin Kızıldeniz veya Hint Okyanusu’na açılan bir enerji hattı bulunmuyor. Ürdün üzerinden Akabe Limanı’na ulaşmayı hedefleyen boru hattı projeleri hala hayata geçirilebilmiş değil. Kuveyt, 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana ilk kez ham petrol ihracatını neredeyse tamamen durdurmak zorunda kaldı.

Bahreyn, ham petrol ihraç etmekten ziyade, ham petrolü işleyen ve rafine petrol ürünlerini ihraç eden bir ekonomik modele sahip. Hürmüz’ün kapanması, Bahreyn’in işlenmiş petrol ürünleri ihracatını ciddi biçimde aksattı.

İran savaşı, Körfez’de yalnızca enerji üretmenin yeterli olmadığını gösterdi. Petrol ve doğal gazı güvenli koridorlar üzerinden dünya pazarlarına ulaştırabilen ülkeler avantaj kazanırken, Hürmüz’e bağımlı ekonomiler krizlerden daha çok etkileniyor.

Körfez’de rekabet derinleşiyor

Neom, Fuceyra, IMEC ve Kalkınma Yolu gibi projeler, Ortadoğu’daki enerji ve ticaret hatlarını yeniden şekillendiriyor. Körfez ülkeleri bir yandan Hürmüz’e bağımlılığı azaltmaya çalışırken, diğer yandan Asya ile Avrupa arasındaki ticarette daha merkezi bir konum elde etmeyi hedefliyor. Bu nedenle limanlar, demiryolları, boru hatları ve lojistik merkezleri artık yalnızca ekonomik yatırımlar değil, aynı zamanda bölgesel rekabetin araçları haline geliyor.

ABD-İran savaşıyla birlikte hızlanan bu süreç, Körfez içinde yeni ekonomik ve jeopolitik dengeler yaratıyor. Suudi Arabistan ve BAE, alternatif limanlar, enerji koridorları ve demiryolu projeleri sayesinde hareket alanlarını genişletmeye çalışırken; Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Irak, Hürmüz’de yaşanan her gerilimden daha doğrudan etkileniyor. Körfez içindeki ekonomik farklılıklar, giderek derinleşiyor.

Limanlar, boru hatları ve lojistik merkezleri Körfez’deki rekabeti daha da sertleştiriyor. Dünya genelinde artan jeopolitik gerilimler düşünüldüğünde, enerji ve ticaret yolları üzerindeki mücadele önümüzdeki dönemde Ortadoğu siyasetinin belirleyici başlıklarından biri olmaya devam edecek.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.