2026 barış yılı olsun! Dileğim bu. Çok yıprandık. Çok yorulduk. Toplum olarak. Seküler kesimin kurucu babaları Osmanlı bakiyesi karmakarışık bir toplumdan bir “ulus-devlet” üretecekler diye çok çabaladılar, hala da çabalıyorlar. Tabii böyle bir toplumda, içindeki tek bir kimliğe yaslanarak bir ulus-devlet kurmak için, o kimliğin dışındaki kimlikleri asimile etmek, olmuyorsa da baskılamak olan zamanın ruhuna uygun bir şekilde “İslamcıları” ve “Kürtleri” baskıladılar.
Huzursuzluğumuzun kaynağı bu! Çünkü bu durum kaçınılmaz olarak bu üç kimlik mensupları arasında “kutuplaşmalara”, “gerginliklere” ve “çatışmalara” neden oldu ve olmaya da devam ediyor. Bu nedenle de bu ülkede, ülkeyi, toplumun iradesi değil, siyasi devlet elitleri yönetiyor. Demokrasi dediğimiz ise tek kelimeyle “paravan”. Varmış gibi olan ama aslında var olmayan bir yönetim biçimi.
Bu nedenle de Türk Dil Kurumu -ne de olsa o da bir devlet kurumu- bu yılın kelimesi olarak “dijital vicdan”ı seçmiş ya, bence bu yılın kelimesi “yine adalet” olmalıydı. Taa kuruluştan bu yana bu toplumun aradığı bir yönetim biçiminde olması gereken bir nitelik olarak. Ama nerdeeee!
Yirmiş beş yıldır İslami kesim, seküler kesimi by-pass ederek iktidarda. İktidara geldiklerinde bir süre ekonomide iyi şeyler yaptılarsa da iş demokrasi gibi siyasi bir konuya gelince tamamen kendilerini kaybettiler. Demokrasi yerine Osmanlıya benzeyen bir yönetim biçimini tercih ettiler.
2011 yılıydı sanırım. AKP bir “sivil anayasa” inşa etmek üzere bir oluşum kurmuştu. Yeni Anayasa Platformu. İki sözcüsünden Osman Can şöyle diyordu: “Toplum sözleşmesi niteliğindeki bir anayasa, toplumun tüm farklılıklarının kurucu olduğu, altında imzasının bulunduğu bir anayasa diyoruz. Yeni anayasa partileri aşan, doğrudan doğruya halkın talep ve beklentileri üzerine inşa edilen bir Anayasa olmalıdır”.
Hele şimdi Cumhurbaşkanı’nın danışmanı da olmuş Mehmet Uçum ise “Devlet, (…) “Ne Mutlu Türküm” diyerek kendini Türk hisseden bir çoğunluk üretmeye çalışmış. Kürtleri, inananları, Alevileri, azınlıkları, kendini yaşam tarzlarıyla farklı hissedenleri göz ardı etmiş. (…) Dolayısıyla, toplumla devlet arasındaki bu tersine ilişki çelişkiyi büyütmüş ve birçok çatışma alanı üretmiş. Bu çatışma alanları Kürtlere, gayrimüslimlere, inananlara-dindarlara, Alevilere, farklı yaşam tarzını tercih edenlere sistematik baskı yapmanın sonucu ortaya çıkmış ve şu an Türkiye toplumunun sorunları olarak önümüzde dev gibi duruyorlar. Özetle tüm bu sorunların asıl kaynağı, bu yapay cumhuriyet ulusu ideolojisi, baskıcı devlet aygıtı ve kültürüdür”.
Heyhaat! AKP, çok geçmeden böyle bir çizgiyi takip etmek yerine “padişahlık” sistemini andıran yeni ve baskıcı bir rejim kurarak yoluna devam etmeyi tercih etti.
Cumhuriyetin baskıladı Kürtler ise bugüne dek bir yandan çeşitli isyanlarla diğer yandan da partiler kurarak siyaset alanında kendi varlıklarını ortaya koydular. Geldiğimiz noktada ise hem İslami kesimin ve hem de seküler kesimin siyasetçilerine neredeyse yüz yıldır yaşadığımız gerginlik ve huzursuzluklara çözüm olabilecek yeni bir demokrasi önerisinde bulunuyorlar. Tıpkı Mehmet Uçum’un tespit ettiği gibi “…bu yapay cumhuriyet ulusu ideolojisini, baskıcı devlet aygıtı ve kültürünü” değiştirmek üzere.
Ama kabul etmek gerekir ki o tarihlerden bu yana çok zaman geçti. AKP, Türkiye’deki bu sorunu, bir zamanlar oluşumuna katkı verdiği YAP sözcülerinin arzu ettikleri gibi daha ileri bir anayasa yerine, Erdoğan’ın kendi soyundan birini-mesela Bilal Erdoğan’ı- seçtirmenin peşinde. Doğru mudur bilemem! Ama yılın ilk gününde, şimdiye dek hiçbir siyasi kuruluşa izin verilmemiş bir yerde ve devletin bütün imkanlarını kullanarak şov yapılmış olması insana bunu da düşündürüyor.
Dolayısıyla Kürtlerin önerisinin bence en önemli muhatabı “seküler” kesim siyaseti. Yani CHP! Eğer CHP Türkiye’yi daha huzurlu, çatışmalardan uzak, demokratik bir yönetimle yönetmek istiyorsa Kürtlere kulak ve el vermelidir. AKP’nin Kürtler nezdinde herhangi bir “kıymet-i harbiyesi” kalmadığını değerlendirerek, elini samimiyetle ve çekincesiz bir biçimde Kürtlere uzatmalıdır.
Elinin havada kalmayacağını da görecektir!




