Dün sadece bir işçi direnişi kazanmadı. Kaybetseydik hep birlikte eksileceğimiz bir şey kurtardılar.
Bu yüzden bu sevinç, bir maden ocağının önünde başlayıp evlerin içinden taşıyor. Hepimizi kucaklıyor.
Doruk Maden işçileri kazandı. Ama bu cümle tek başına yetmez.
Yerin altından inat çıktı, dayanışma çıktı, “birlikte durursak olur” diyen o eski, unutulmaya yüz tutmuş hakikat çıktı. Hani Germinal’de Étienne’in ağzından dökülen o cümle gibi: “Tek tek hiçbir şeyiz, ama birlikte her şey olabiliriz.” İşte tam da böyle oldu.
Ellerine, ayaklarına sağlık maden işçilerinin. O yol arkadaşlığının yükünü taşıyanlara, o gururu omuzlayanlara… Çünkü bu zafer, günlerce, haftalarca süren bir inadın, bir vazgeçmemenin sonucu.
O evlerde çay yeniden kaynıyor. Bu kez daha umutlu daha derin bir nefesle yudumlanıyor. Kapıya kulak kesilen bekleyiş, yerini içeri dolan bir neşeye bıraktı. Çocuklar, yüzünü uzun zamandır böyle görmedikleri babalarına bakıyor. Sofrada bir sandalye eksik değil artık.
Ve kadınlar… Bu direnişin görünmeyen kahramanları.
Émile Zola’nın Maheude karakteri gibi, “Çocuklarım açken susmamı mı bekliyorsunuz?” diye haykıran kadınlar.
Onlar olmasaydı, bu hikaye bu kadar uzun yazılmazdı.
Evde sabırla bekleyen, kaygıyı sessizce taşıyan ama her gün yeniden devam diyen kadınlar. Beklemenin en ağır iş olduğunu bilen ama yine de bekleyen. Direnişi hayatın her yerinde sürdürenler. Bu zaferin en az yarısı onlara ait.
Şimdi o evlerdeki neşeyi düşün. Birbirine değen elleri, gözlerdeki o ferahlığı. “Dayandık ve kazandık” diyen o harika cümleyi.
İşte bu yüzden darısı hepimizin başına.
Çünkü bu sadece bir kazanım değil, bir ihtimalin gerçekleşmesi.
“Olmaz” denilenin çatladığı yerden açılan bir yol.
Germinal’in sonundaki o muhteşem cümle gibi; “Toprak karanlıktı ama içinde bir şey filizleniyordu.”
Doruk Maden işçileri kazandı.
Hepimiz kazandık.




