1949 yılında Sovyetler Birliği’ne karşı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın ortak güvenliğini sağlamak amacıyla kurulan NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), 1957 yılında düzenlenen ilk liderler zirvesinden bu yana ittifakın geleceğine yön veren çok sayıda üst düzey toplantıya ev sahipliği yaptı. 2025 yılında Hollanda’nın Lahey kentinde gerçekleştirilen son zirvenin ardından NATO liderleri, 7-8 Temmuz’da Türkiye’nin ev sahipliğinde Ankara’da bir araya gelecek.
Geçtiğimiz yıllarda NATO liderleri; Rusya-Ukrayna Savaşı, savunma harcamalarının artırılması, ittifakın sağlamlaştırılması ve Çin’in yükselen etkisi gibi konuları zirvelerin merkezine taşımıştı. Peki son yıllarda NATO zirvelerinde hangi başlıklar öne çıktı?
2026 NATO Zirvesi: Gündem başlıkları ne?
Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenecek olan NATO Zirvesi’yle Türkiye 2004’ten sonra, Ankara ise tarihinde ilk kez bu denli büyük bir uluslararası toplantıya ev sahipliği yapacak. ABD ile NATO’nun Avrupa kanadı arasındaki görüş ayrılıklarının arttığı, ittifakın geleceğine ilişkin tartışmaların sürdüğü bir dönemde gerçekleştirilecek Ankara Zirvesi’nde, NATO’nun önümüzdeki yıllara ilişkin yol haritası şekillendirilecek.
Ankara Zirvesi’nin gündeminde, NATO’nun şu anda içinde bulunduğu kritik dönemde müttefikler arası ilişkiler kapsamında bir dizi önemli başlık yer alacak. Bu kapsamda öne çıkan ana gündem maddeleri; NATO’nun geleceği, savunma harcamaları, yük paylaşımı, Rusya-Ukrayna Savaşı, Avrupa güvenliği ve Orta Doğu’daki gelişmeler olarak sıralanıyor. 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in, İran’ın çeşitli şehirlerine yönelik geniş çaplı hava saldırıları başlatması ve İran’ın bu saldırılara karşılık vermesiyle başlayan savaşın da ele alınması bekleniyor.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve ardından Trump’ın NATO’ya yönelik açıklamaları, üye ülkeler arasında —özellikle de ABD ile Avrupa ülkeleri arasında— siyasi görüş farklılıklarını açığa çıkarmış ve ittifakın geleceğine ilişkin soru işaretlerine yol açmıştı. Bnezer bir durum İran savaşında da ortaya çıkmıştı. Avrupa ülkeleri ile ABD arasında kısmi görüş ayrılıklarının ortaya çıktığı yorumları yapılmıştı.
Zirvenin öne çıkan başlıklarından biri de müttefiklerin, özellikle de Avrupa ülkelerinin savunmaya ayırdıkları bütçe olacak. ABD’nin Avrupa’nın savunmasındaki rolünü kademeli olarak azaltma eğilimi sonrasında Avrupa ülkeleri, 2025 Lahey Zirvesi’nde alınan karar kapsamında savunma harcamalarını artırma yoluna gitmişti. Bu yılki zirvede de “yük paylaşımı” konusu yine ağırlıklı olarak öne çıkacak ve özellikle Avrupa ülkelerinin attığı adımlar değerlendirilecek.
2025 Lahey Zirvesi’nde alınan, gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) yüzde 5’i seviyesindeki savunma harcaması hedefinin Ankara’da ayrıntılı şekilde irdelenmesi bekleniyor. Bu arada Türkiye, bu hedefe en geç 2030 yılı sonunda ulaşmayı planlıyor.
2025: Lahey’de neler konuşuldu?
24-25 Haziran 2025’te Lahey’de bir araya gelen NATO üyesi devletler, askeri harcamalarını orta vadede GSYİH’lerinin yüzde 5’ine çıkarma kararı aldı. Zirvede ayrıca, ABD ve Avrupa’nın Ukrayna ile Rusya’yı nasıl gördüğüne dair fikir ayrılıkları da gün yüzüne çıktı. Uzun süredir bu yüzde 5’lik bütçeyi talep eden ABD Başkanı Donald Trump, alınan kararı bir zafer olarak değerlendirerek Avrupa ve Kanada’nın artık yılda “bir trilyon doların üzerinde” savunma harcaması yapacağını söyledi.
Zirveden sonra yayımlanan bildiri, önceki yıllara göre çok daha kısa tutuldu. Bu durum müttefikler arasında birlik olduğu izlenimini verse de, arka planda ciddi görüş ayrılıkları bulunduğuna dair yorumlara yol açtı. 32 üye ülkeden İspanya, Belçika, Slovakya ve İtalya; mali zorluklar ve sosyal harcamalar nedeniyle takvime yönelik çekincelerini dile getirmelerine rağmen Lahey’de ortak bir duruş sergilenmeye çalışıldı.
Yapılan yorumlara göre savunma harcamalarının artmasının bir diğer önemli nedeni, Çin ve Rusya’nın askeri harcamalarının her geçen yıl katlanması. Uzmanlar, Rusya’nın 2024 yılında GSYİH’sinin yüzde 6,7’sini savunma ve ilgili harcamalara yönlendirdiğini, bunun da bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 40’lık bir artışı temsil ettiğini tahmin ediyor. Çin’in de silahlı kuvvetlerini modernize etmeye ve yeni kabiliyetlere yatırım yapmaya devam ederken savunma bütçesinde yaklaşık yüzde 7’lik bir artış öngördüğü belirtiliyor. Ancak NATO’nun yüzde 5 oranında uzlaşmasının en somut nedeni, ABD Başkanı Trump’ın bu konudaki ısrarlı talebi olarak yorumlanıyor.
Trump, yeniden seçilmesinden bu yana Avrupalı müttefikleri yeterince savunma harcaması yapmamakla suçlamış ve düşük harcama yapan bir ülke saldırıya uğrarsa ABD’nin yardım edip etmeyeceğinin “belirsiz” olduğunu ifade etmişti. ABD yönetimi, Birinci Trump döneminden beri NATO’ya yönelik sert eleştirilerde bulunuyordu. Özellikle ABD’nin NATO bütçesine yaptığı katkılar üzerinden büyük bir tartışma kopmuştu. Hatta o dönem Fransa Cumhurbaşkanı Macron, NATO’nun “beyin ölümünden” bahsederken “Avrupa Ordusu” ve “Avrupa’nın Stratejik Özerkliği” tartışmaları yeniden alevlenmişti.
Brussels Signal’de yayımlanan analize göre; zirvenin tamamı Trump’ın yüzde beşlik harcama hedefi talebi etrafında şekillendirilmişti ve yıllardır Avrupa’nın koruma sözü verdiği Ukrayna adeta arka plana itilmiş durumdaydı. Dünya artık çok kutuplu bir yapıya sahip ve Amerikan hegemonyası yerine birçok güç birbiriyle rekabet ediyor. Analistler küresel aktörleri sıralarken genellikle üç tanesini ön plana çıkarıyor: Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya.
Ukrayna artık öncelik değil mi?
2024 Washington Zirvesi sonuç bildirisinde 61 kez Ukrayna vurgusu yapan NATO, Lahey Zirvesi’nde tonunu açıkça değiştirdi. 2024’te Washington’daki bildiride Ukrayna’dan yaklaşık 60 kez bahsedilirken, 2025 bildirisinde sadece iki kez adı geçti. NATO liderleri, geçmiş zirvelerin aksine Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski ile resmi bir oturumda bir araya gelmedi. Ukrayna’nın olası NATO üyeliği konusunda da metinde herhangi bir vurguya yer verilmedi.
Rusya sadece bir kez anıldı
Bildirgede Rusya’dan yalnızca bir kez bahsedilmesi dikkat çeken bir diğer unsur oldu. NATO kaynaklarına göre bu durum, doğrudan ABD’nin metne müdahalesinin bir sonucu. Metinde, “Müttefikler, özellikle Rusya’nın uzun vadeli bir tehdit oluşturması nedeniyle, derin güvenlik tehditleri karşısında birlik içindedir” denildi.
ABD dışındaki kaynaklar, Rusya’nın bildirgede tek anılan ülke olmasından memnun olduklarını belirterek, bu durumun NATO’nun “asli görevine”, yani Avrupa güvenliğine geri döndüğünü gösterdiğini savundu. Geçmiş yıllarda ABD, bildirgelerde Çin ve Hint-Pasifik bölgesinin de yer almasını istemişti; ancak bu yıl bu tür vurgulara yer verilmedi.
Zirve öncesi protestolar ve güvenlik önlemleri
Lahey’deki zirve; binlerce askeri ve polis personeli, insansız hava araçları, uçuşa yasak bölgeler ve siber güvenlik uzmanları tarafından korundu. Kod adı “Turuncu Kalkan” olan ve Hollanda’nın bugüne kadarki en büyük güvenlik operasyonu olarak kayıtlara geçen zirvede, Hollanda polis gücünün yarısına tekabül eden yaklaşık 27 bin polis memuru görev yaptı.
Öte yandan, yüzlerce kişi NATO’yu ve askeri harcamaları protesto etti. Gazze’deki savaşı da kınayan protestocular, İsrail’i ve ABD’nin Orta Doğu’daki askeri eylemlerini eleştirerek “Savaşa hayır” sloganları attı. Gösterilerde ağırlıklı olarak NATO ve Gazze odaklı olunduğu görülse de, çok sayıda İranlı da ABD tarafından İran’ın nükleer tesislerine düzenlenen hava saldırılarına tepki gösterdi. Göstericilerin ellerinde “İran savaşına hayır” ve “İran’dan ellerinizi çekin” yazılı pankartlar taşıdığı görüldü.

2024: NATO’nun 75. yılında Rusya gölgesi
NATO, 9-11 Temmuz tarihleri arasında Washington’da 75’inci kuruluş yıl dönümünü kutladı. Bu tarihi zirvenin en önemli gündem maddesi Rusya-Ukrayna Savaşı’ydı. Zirvenin nihai sonuç bildirgesinde, Ukrayna’nın NATO üyeliği yolunun “geri dönülmez” olduğuna vurgu yapıldı ve savaşın sona ermesinden sonra —koşullar uygunlaştığında— ittifaka davet edileceği güvencesi verildi.
Bu çerçevede, NATO’nun caydırıcılığının ve savunma kapasitesinin artırılması konusundaki kararlılık sürdü. ABD seyir füzelerinin 2026’dan itibaren Almanya’ya periyodik olarak konuşlandırılması kararı, bu kararlılığın en büyük göstergelerinden biri olarak kabul edildi.
Üye ülkeler Ukrayna’ya 40 milyar doların üzerinde yardım yapmayı taahhüt etti. Tüm üye ülkelerin kabul ettiği zirve sonuç bildirgesinde, Rusya’nın birliğin güvenliğine karşı “en büyük ve doğrudan tehdit” olduğu vurgulandı.
Zirve sonuç metninde Rusya kadar önemli bir tehdit olarak algılanan ve daha önce NATO tarafından “sistemik rakip” olarak adlandırılan Çin’in Rusya’ya olan desteği kınandı. Rusya’nın savaşı sürdürmesinde Çin’in rolünün “etkili” olduğu savunuldu ve iki ülkenin genişleyen ilişkilerinin “endişe” yarattığı kaydedildi. NATO liderleri, Çin’e Moskova’ya materyal sağlamayı ve siyasi destek vermeyi kesme çağrısı yaptı. Özellikle savunma sanayisi açısından Çin’in Rusya’nın arkasındaki güç olması, Rusya’nın savaştaki direncini artıran önemli faktörlerden biri olmuştu. Zirvede ayrıca Kuzey Kore (Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti) ve İran da Rusya’ya verdikleri askeri destek nedeniyle kınandı.
foreignpolicy.org.tr’de yayımlanan bir makaleye göre; zirvenin ayırt edici özelliklerinden biri, ittifakın son üyesi olarak İsveç’in zirveye katılmasıydı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra gerçekleşen İsveç ve Finlandiya’nın katılımı, NATO’nun Rusya’ya karşı kuzey sınırlarını güçlendirme hedefini gerçekleştirmesini sağladı.
NATO harcamaları, transatlantik ittifakın kronik sorunlarından biri olarak öne çıkmaya devam etti. Trump yönetimi tarafından üye ülkelerin savunma harcamalarının ‘beklenen’ düzeyde olmaması sıkça eleştiriliyordu. Washington’daki zirvenin en olumlu gelişmelerinden biri, 32 üyeden 23’ünün nihayet istenilen harcama seviyesi olan %2 sınırını aşmış olmasıydı.
Asya-Pasifik bölgesinde iş birliğini geliştirmek de zirvenin önemli gündemleri arasında yer aldı. Madrid Zirvesi’nden beri Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi bölgenin önemli aktörleri zirveye davet ediliyordu. Bu dört Pasifik ülkesi; Avrupa’ya savunma sanayisi ekipmanları ve teknoloji satmanın yanı sıra Ukrayna’ya sağladıkları destekle de transatlantik ittifakın bölgedeki varlığına katkı sunuyor.
Washington Zirvesi’nde birlik adına olumlu adımlar atılsa da, AB ve ABD arasında savaşın maliyeti konusunda yaşanan gerilimler, ABD başkanlık seçimlerinin yarattığı belirsizlik ve Joe Biden’ın liderlik performansına yönelik eleştiriler ittifakın zorlukları olarak kayda geçti. Sonuç bildirgesinin sonunda, ittifanın 2026 yılındaki zirvesinin Türkiye’de, 2025 yılındaki toplantının ise Hollanda’nın Lahey kentinde yapılacağı not düşüldü.

2023: Vilnius Zirvesi
Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenen NATO Zirvesi, Rusya’nın Ukrayna’yı tam ölçekli işgalinin başlamasından 503 gün sonra, 11 Temmuz 2023’te başladı. Zirvenin en belirgin gündemini Ukrayna’nın NATO üyelik süreci oluştururken; ittifak aynı zamanda caydırıcılık kapasitesini güçlendirmeye yönelik bir dizi karar aldı. Avrupa’nın savunma kabiliyetinin artırılması, Ukrayna’nın muhtemel üyeliği ve büyük güç rekabeti Vilnius’un temel meseleleri oldu.
Zirvede, NATO’nun ileri savunma yapısını güçlendirmesi ve tüm alanlarda caydırıcılığını artırması yönünde adımlar atıldı. Bu kararlar, bir önceki yıl Madrid Zirvesi’nde belirlenen stratejik çerçevenin devamı niteliğindeydi. Zirve sonrası yayımlanan bildiride Rusya, “NATO müttefiklerinin güvenliğine ve Avrupa-Atlantik bölgesindeki barış ve istikrara yönelik en önemli ve doğrudan tehdit” olarak tanımlandı. Ukrayna’nın gelecekte NATO üyesi olabileceği belirtilirken, hızlı bir üyelik davetinden ise kaçınıldı.
Rusya’nın Ukrayna’daki savaşını destekleyen aktörler arasında görülen Çin’e de dikkat çekildi. Çin’e, Rusya’ya askeri destek vermemesi ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak savaşın sona ermesine katkı sunması çağrısı yapıldı. Zirvede Finlandiya’nın NATO’ya katılımı memnuniyetle karşılanırken, ittifakın “açık kapı politikası” bir kez daha teyit edildi.
2022: Çin ‘sistematik rakip’
NATO üyesi ülkelerin liderleri, İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen zirvede, NATO’nun yeni Stratejik Konsept belgesini kabul etti. Bu yeni belgede Rusya, Atlantik İttifakı’nın güvenliğine yönelik en büyük doğrudan tehdit olarak nitelendirildi.
Müttefiklerin daha tehlikeli ve rekabetçi bir dünyada savunma yatırımlarını artırmasını ve Ukrayna’ya uzun vadeli destek vermesini içeren “caydırıcılık ve savunmada temel değişim” kararının alındığı Madrid Zirvesi’nde, Çin ilk defa bir risk/tehdit unsuru olarak zikredildi. Çin’in nükleer cephaneliğini hızla genişlettiği ve şeffaflıktan uzak bir tutum içinde olduğu kaydedildi.
Ukrayna’ya yönelik desteğin artırılarak sürdürüleceği, savaş sonrasında ülkenin yeniden inşası konusunda yardım edileceği belirtildi. NATO’nun üç temel görevinden biri olan “caydırıcılık ve savunma” için yeni bir yapı oluşturuldu; bu kapsamda “Doğu Kanadı”nda gerektiğinde süratle takviye edilebilecek, tugay seviyesinde ilave savaşa hazır güç konuşlandırılmasına karar verildi.
AB-NATO ilişkilerinin önemine atıfta bulunularak stratejik iş birliğinin güçlendirileceği, zirveye Asya-Pasifik bölgesinden (Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda) katılım sağlanmasının ortak güvenlik sorunlarıyla mücadeledeki değeri vurgulandı.
Finlandiya ve İsveç’in üyeliği onaylandı
Ukrayna’nın işgalinden kısa bir süre sonra, 18 Mayıs’ta Finlandiya ve İsveç resmi olarak NATO üyeliğine başvurdu. Ancak bu başvuru, Türkiye’nin “terörle mücadele” konusundaki güvenlik endişeleri ve müttefiklik hukuku beklentileri nedeniyle başlangıçta bloke edildi. Yürütülen diplomatik müzakerelerin ardından uzlaşıya varıldı ve Madrid Zirvesi’nde NATO, iki ülkenin üyelik davetini resmi olarak onayladı.
Sonuç
Son yıllardaki NATO zirveleri, Soğuk Savaş sonrası dönemde ittifakın tehdit algısının radikal bir şekilde yeniden şekillendiğini gösteriyor. Rusya’nın Ukrayna savaşıyla birlikte yeniden “merkezi tehdit” haline gelmesi, Çin’in küresel rekabette sistemik bir rakip olarak konumlanması ve savunma harcamalarının artırılması, ittifakın ana eksenini oluşturuyor.
Ankara’da düzenlenecek 2026 NATO Zirvesi ise bu dönüşümün en kritik aşamalarından biri olacak. Savunma harcamalarının GSYİH’nin yüzde 5’ine çıkarılması hedefi, transatlantik ilişkilerin geleceği ve çok kutuplu yeni dünya düzeninde NATO’nun üstleneceği rol bu zirvede netleşecek.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında yapılması öngörülen ikili görüşme, zirvenin en kritik diplomatik temaslarından biri olarak öne çıkıyor. Ankara’da yapılacak bu kritik zirve ve yayımlanacak sonuç bildirgesi, ittifakın önümüzdeki on yıllara dair stratejik pozisyonunu tayin edecek.
Zirveye doğru Ankara’da sıkı önlemler
Ankara’da gerçekleşecek NATO Zirvesi öncesinde kent genelinde yoğun güvenlik önlemleri alındı. 6-12 Temmuz haftasında her türlü özel ya da resmi, kapalı ya da açık alan etkinliğine izin verilmeyeceği duyuruldu.
Ankara genelinde söz konusu haftada sınav, sempozyum, panel, mezuniyet töreni, şenlik, konser ve benzeri tüm etkinlikler yasaklandı. Düğünlerin ise güvenlik birimlerince “hassas bölge” olarak belirlenen alanlar dışında, normal seyrinde yapılabileceği belirtildi.
NATO Zirvesi öncesinde, 23 Haziran günü Ankara ve İstanbul’da yapılan operasyonlarda 233 kişi gözaltına alındı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında operasyonlar; Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ile Ankara İl Jandarma Komutanlığı Terörle Mücadele Şubesi tarafından gerçekleştirildi.
Ayrıca DW Türkçe’nin haberine göre; Ankara’da NATO Zirvesi öncesi gözaltına alınan 42 TEMA vakfı gönüllüsüne, jandarma sorgusunda “Kod adınız neydi?”, “Silahlı eğitim aldınız mı?” gibi sorular yöneltildi. Gözaltına alınanlardan 178’i tutuklanırken, 34 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.




