NATO, dünyanın en büyük askeri ittifakı olmaya devam ediyor. Afganistan işgali, Libya müdahalesi ve Soğuk Savaş sonrasında izlediği genişleme politikaları nedeniyle uzun yıllardır tartışmaların merkezinde yer alan ittifak, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Avrupa açısından yeniden vazgeçilmez bir güvenlik kurumu haline geldi.
NATO bugün yalnızca Rusya kaynaklı tehditlerle değil, kendi içindeki görüş ayrılıklarıyla da karşı karşıya. ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa ülkelerine yönelik askeri harcamalarını artırma baskısı ve Washington’ın Avrupa güvenliğine ne ölçüde bağlı kalacağına ilişkin tartışmalar, ittifakın geleceğine dair soru işaretlerini büyütüyor.
Bu atmosferde NATO liderleri 7-8 Temmuz’da Ankara’da bir araya gelecek. Rusya-Ukrayna savaşı, İran krizi, enerji güvenliği, askeri harcamaları ve Çin ile ilişkiler zirvenin önemli gündem maddeleri arasında yer alıyor. Ankara Zirvesi’ni farklı kılan, bu başlıkların ötesinde NATO’nun geleceğinin, ABD’nin ittifaktaki rolünün ve Avrupa’nın güvenlik mimarisinin aynı anda tartışılacağı kritik bir döneme denk gelmesi.
Ankara’da alınacak kararlar yalnızca NATO’nun önümüzdeki yıllardaki yönelimini değil, Avrupa’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada güvenliğin daha fazla silahlanmayla mı yoksa diplomasiyle mi sağlanacağını da etkileyecek.
Türkiye’nin NATO içindeki önemi artıyor
Ankara Zirvesinde, Türkiye’nin ittifak içindeki rolü de yeniden tartışmaya açılacak.
NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye; Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in kesişim noktasında yer alıyor. Ukrayna savaşı Karadeniz’in stratejik önemini artırırken, İran krizi de NATO’nun güney kanadını yeniden öne çıkardı. Enerji koridorları, göç hareketleri ve bölgesel çatışmalar düşünüldüğünde Türkiye’nin jeopolitik önemi daha da artmış durumda.
Bu durum NATO’nun komuta yapısına da yansıyor. Ankara Zirvesi öncesinde dikkat çeken başlıklardan biri, Türkiye’de kurulması planlanan NATO Çok Uluslu Kolordu Karargâhı. NATO’nun Güneydoğu Bölgesel Planı kapsamında Adana merkezli olarak şekillenen bu yapı, Türkiye’ye ittifakın bölgesel askeri planlarında daha önemli bir komuta rolü verilmesinin işareti olarak görülüyor.
Türkiye hâlihazırda NATO Kara Komutanlığına ev sahipliği yapıyor. Yeni kolordu karargâhının kurulması halinde Ankara’nın NATO’nun komuta yapısındaki konumu daha da güçlenecek. Ancak bu durum yalnızca daha fazla etki anlamına gelmiyor. Türkiye’nin Karadeniz’den Orta Doğu’ya uzanan kriz hatlarının daha doğrudan bir parçası haline gelmesi riskini de beraberinde getiriyor.
Ankara Zirvesi’nin gündeminde yer alan başlıklar da Türkiye’nin bu kritik konumunu yansıtıyor.
NATO iki savaşın gölgesinde toplanıyor
Ankara Zirvesi’nin gündemini şekillendiren önemli başlıklardan biri Ukrayna savaşı olacak. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali Avrupa’nın güvenlik anlayışını kökten değiştirdi. Baltık ülkeleri, Polonya ve diğer Doğu Avrupa devletleri, Rusya’nın ileride kendileri için de tehdit oluşturabileceği endişesini taşıyor.
Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğünün savunulması uluslararası hukuk açısından önemli görülürken, savaşın NATO ile Rusya arasında doğrudan bir çatışmaya dönüşmesini önlemek de ittifakın temel öncelikleri arasında yer alıyor. Bu nedenle Ankara Zirvesi’nde Ukrayna’ya desteğin sürdürülmesi ile gerilimin kontrol altında tutulması arasında nasıl bir denge kurulacağı tartışılacak.
Zirvenin resmi gündeminde yer almasa da Gazze’deki savaşın da görüşmelere gölge düşürmesi bekleniyor. İsrail’e verilen askeri ve siyasi destek, NATO üyesi ülkeler arasında farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına neden oluyor. Filistin meselesi ittifak içinde ortak bir politika başlığı haline gelmemiş olsa da, Ankara’daki görüşmelerin arka planını etkileyen önemli konulardan biri olmaya devam ediyor.
Avrupa neden NATO’ya ihtiyaç duyuyor?
Avrupa açısından NATO hâlâ vazgeçilmez bir güvenlik örgütü. Bunun en önemli nedeni, Avrupa’nın kendi askeri kapasitesinin ABD’nin desteği olmadan Rusya’yı dengelemekte zorlanması.
ABD, yıllık 900 milyar doları aşan askeri bütçesi, küresel üs ağı, uçak gemileri ve nükleer kapasitesiyle dünyanın en büyük askeri gücü olmayı sürdürüyor.
Rusya ise Ukrayna savaşıyla birlikte ekonomisinin önemli bir bölümünü savaş üretimine yönlendirdi ve özellikle mühimmat üretiminde Avrupa’nın önüne geçti.
Çin ise NATO için doğrudan bir askeri tehdit olarak görülmese de son yıllardaki silahlanma hızıyla dünyanın ikinci büyük askeri gücü konumuna yükselmiş durumda. Askeri harcamaları, deniz kuvvetleri, yapay zekâ ve ileri teknoloji yatırımları Pekin’i küresel güç dengelerinin en önemli aktörlerinden biri haline getiriyor. Bu nedenle NATO’nun ilgisi artık yalnızca Avrupa ile sınırlı değil; Asya-Pasifik bölgesi de ittifakın gündeminde giderek daha fazla yer tutuyor.
Avrupa ülkeleri toplam askeri güç bakımından önemli bir kapasiteye sahip olsa da mühimmat üretimi, lojistik koordinasyon ve askeri sanayii alanlarında hâlâ ABD’ye bağımlı durumda. Trump’ın Avrupa’daki Amerikan askeri varlığını azaltabileceğine dair mesajları ve Almanya’dan 5 bin askerin çekileceği duyurusu Avrupa’da tedirginlik yaratıyor.
Bu nedenle Ankara Zirvesi’nin temel tartışmalarından biri askeri bütçelerinin artırılması olacaksa diğeri NATO’nun artan küresel gerilimlere nasıl yanıt vereceği ve güvenliğin yalnızca silahlanmayla mı, yoksa uluslararası iş birliğiyle mi sağlanacağı sorusu olacak.
Trump faktörü ve NATO’nun geleceği
Ankara Zirvesi’nin dikkat çekici başlıklarından biri kuşkusuz Donald Trump olacak. Trump, uzun süredir Avrupa ülkelerinin kendi güvenliklerinin maliyetini yeterince üstlenmediğini savunuyor. Bu nedenle NATO’nun ABD açısından tek taraflı bir yük haline geldiğini öne sürerken, müttefiklerden askeri harcamalarını milli gelirlerinin yüzde 5’i seviyesine çıkarmalarını istiyor.
Trump’ın baskısı Avrupa’da yeni bir silahlanma dalgasını hızlandırdı. Birçok ülke askeri bütçelerini artırırken, bu tercihin eğitim, sağlık, sosyal hizmetler ve yeşil dönüşüm gibi alanlarda kaynak baskısı yarattığı yönündeki tartışmalar da büyüyor.
Öte yandan Trump’ın Grönland konusunda Danimarka’ya yönelik açıklamaları ve Kanada hakkındaki çıkışları, NATO içinde siyasi gerilimlere yol açtı. İttifakın en güçlü üyesinin diğer müttefiklerinin egemenlik alanlarına ilişkin taleplerde bulunması, NATO’nun siyasi bütünlüğü açısından da soru işaretleri yaratıyor.
Ankara’daki görüşmeler yalnızca askeri bütçeleri değil, Trump döneminde NATO’nun nasıl bir siyasi ve stratejik yön izleyeceğini de şekillendirecek.
NATO’ya karşı yükselen toplumsal itirazlar
Dünya’da askeri harcamaların hızla artması, buna karşı çıkan toplumsal grupları da harekete geçirmiş durumda. Sendikalar, barış örgütleri, insan hakları savunucuları ve çevre hareketleri, güvenliğin yalnızca askeri güç ve silahlanma üzerinden tanımlanmasına itiraz ediyor.
Bu çevreler, artan askeri bütçelerinin eğitim, sağlık, sosyal hizmetler ve iklim politikaları için ayrılabilecek kaynakları daralttığını belirtiyorlar. Güvenliğin daha fazla silahlanmayla değil, diplomasi, uluslararası hukuk, sosyal adalet ve bölgesel iş birliğiyle sağlanabileceğini vurguluyorlar.
Ankara Zirvesi öncesinde de benzer tartışmaların sürmesi bekleniyor. NATO’nun geleceğine ilişkin tartışmalar yalnızca hükümetler ve askeri yetkililer arasında değil, savaşın maliyetini ve sonuçlarını sorgulayan toplumsal kesimler arasında da devam ediyor.
Ankara Zirvesi’nde askeri bütçeler, yeni askeri planlar ve güvenlik stratejileri tartışılacak. Ancak yükselen toplumsal itirazlar başka bir soruyu gündeme getiriyor: Daha fazla silahlanma gerçekten daha fazla güvenlik anlamına mı geliyor? NATO’nun geleceğine ilişkin tartışmaların merkezinde yalnızca askeri kapasite değil, güvenliğin hangi araçlarla sağlanacağı sorusu da yer alıyor.
*Not: Ankara’daki NATO Zirvesi öncesi, 4-5 Temmuz’da Halkların İklim Zirvesi tarafından, Barış Buluşması etkinliği düzenlenecek. Etkinlikte savaşsız, barış içinde bir dünya için neler yapmamız gerektiğini konuşacağız.




