Cristopher Nolan, Odyssey ile insanlık tarihinin en eski hikâyelerinden birini yansıtmış beyazperdeye. Elbette ki yeni çağın ruhuna uygun olarak; en büyük, en ışıltılı ve tabii ki en pahalı prodüksiyonlardan biri olmuş Odyssey. Ama ne olursa olsun; anlatılan bizim hikâyemiz yine de.
Nolan, Homeros’un Odysseia destanını yalnızca bir eve dönüş hikâyesi olarak değil, insanın kendisine dönüşü olarak da anlatmayı seçmiş. Nolan; Odysseus’un yolculuğunu coğrafik olmaktan çıkarıp, varoluşsal bir serüvene dönüştürmüş. İthaka, bu yolculukta varılması gereken bir ada değil sadece, insanın hakikati, kimliği ve tamamlanmışlığıdır. Odysseus’un Troya’dan İthaka’ya uzanan on yıllık yolculuğu, bu açıdan, insanın kendisini gerçekleştirmesinin merhaleleri olarak da okunabilir.
İnsanın ve insanlığın temel erdemleri ve temel zaaflarından beslenir bütün hikâyeler. Bu açıdan hem evrensel hem de zamansızdırlar. Tam da bugünlerde, başka ve özgün bir eve dönüş hikâyesini konuştuğumuz dönemde, Odysseus’un yolculuğunun anımsattığı şeyler var. Neredeyse üç bin yıl sonra, Kürtler de eve dönüş yolculuğunda, bu defa denizden değil, dağlardan dönüyorlar. Ve onları İthaka’ya ulaştıracak Odysseus’ları da bir adada bekliyor.
Homeros Odysseus’un eve dönüşünü anlatırken, mekân olarak seçtiği her adada, Odysseus’u hakikatle ve kendisiyle yüzleştirmiştir. Kürtlerin Odysseus’u Öcalan da bir adada, kendi hikâyesinin hakikati ile yüzleşmiş ve hem gerçek fiziksel yolculuğunu hem de içsel, felsefi yolculuğunu gerçekleştirmiştir. Geçtiği merhaleler, aştığı engeller, yüzleştiği gerçekler ve yakalandığı fırtınalar Odysseus’un yaşadıklarından farklı değildir.
Odysseus yolculuk boyunca sadece yolda çıkan engelleri değil, kendi içindeki engelleri de aşmak zorundadır. Yol boyunca karşılaşılan her ada, insanın yolunu unutturabilecek bir hayat teklif eder.
Odysseus yalnızca savaşmaz. Dinler, bekler, sabreder. Tiresias’ın ülkesine iner, ölülerle konuşur. Annesini görür, Achilleus’un pişmanlığını dinler. Yeraltına iniş, birçok mitolojide olduğu gibi eski benliğin ölümü anlamına gelir. Oradan çıkan kişi artık aynı kişi değildir. Kendini gerçekleştiren herkes, kendi karanlığıyla yüzleşmek zorundadır.
Hikâyenin sonunda Odysseus sadece gücün değil aynı zamanda hikmetin de sahibidir. Ev, yani İthaka, yalnızca bir ödül değil, bir yön duygusudur.
Öcalan, Kürtlerin yolculuğunun kendi hayatına denk gelen bölümünde, o yolculuğun simetrisini yaşadı. Bir bakıma özdeşleşmiş bir eve dönüş yolculuğunu izlemekteyiz nicedir. Öfkeli Tanrıların, bitmeyen savaşların, fırtınaların, devlerin ve büyülerin Ortadoğu’su, mitolojik hikâyeleri aratmayacak kadar karmaşıktır aslında. Öcalan’ın yolculuğu da burada başlar ve devam eder. Ve bütün bu yolculuk boyunca sınanır. Tıpkı Odysseus gibi.
Odysseus’un gemisi dar bir boğazdan geçmek zorundadır. Boğazın bir yanında Skylla vardır. Altı başlı korkunç bir yaratık. Gemi yanından geçerse altı denizciyi yakalayıp yiyecektir.
Diğer yanında ise Kharybdis vardır. Dev bir girdap oluşturur. Gemi ona yaklaşırsa bütün gemiyi ve içindeki herkesi yutacaktır.
Tanrıça Kirke, Odysseus’u önceden uyarır: “Skylla’nın yanından geç. Birkaç adamını kaybetmek, bütün gemiyi kaybetmekten daha iyidir.”
Odysseus için bu, kahramanlığın en acı sınavlarından biridir. Çünkü ilk kez savaşarak kazanabileceği bir mücadele yoktur. Ne Skylla’yı öldürebilir ne de Kharybdis’i durdurabilir. Sonunda Skylla’nın yanından geçer ve altı adamını kaybeder. Bu, destanın en hüzünlü sahnelerinden biridir. Odysseus onları kurtaramaz, sadece daha büyük bir felaketi önleyebilir.
Troya’daki Odysseus olsaydı belki kılıcını çeker, canavara saldırırdı.Ama artık öğrendiği ilk şey şudur: Her sorun cesaretle çözülemez.Bazı durumlarda cesaret, sadece savaşmak değil, kaybı engellemektir.
Bu nedenle Skylla sahnesi, Odysseus’un savaşçı kimliğinden devlet adamı ve bilge insan kimliğine geçişini simgeler. Çoğu zaman mükemmel çözüm bulunamaz. Elimizde yalnızca daha az zarar veren seçenek vardır.
Skylla ile Kharybdis tam da bunu anlatır: Hayat bazen insanı, vicdanını yaralayacak ama daha büyük bir yıkımı önleyecek seçimler yapmaya zorlar. Erdem, her zaman aşırı uçlardan birini seçmek değildir; koşulları doğru değerlendirerek mümkün olan en doğru yolu bulmaktır.
Odysseus, ne korkudan geri döner ne de boş bir kahramanlık gösterisiyle gemisini Kharybdis’e sürer. O, acı verici de olsa gerçekliği kabul eder. Bu nedenle burada akıl, cesaretin önüne geçer. Artık amacı “hiç kaybetmeden kazanmak” değildir. Amacı en büyük değeri koruyarak yoluna devam etmektir.
Bu yüzden Skylla ile Kharybdis arasında seyreden gemi, aslında insan hayatının ve bir halkın tarihinin kendisidir. Ne tamamen güvenli bir kıyı vardır ne de mutlak bir zafer. Bilgelik, fırtınayı ortadan kaldırmakta değil; gemiyi, kayıplara rağmen, rotasından çıkarmadan İthaka’ya ulaştırabilmektedir.
Öcalan, uzun yıllardır süren yolculuğunda, bıçak sırtı keskinliğinde kararlarla yürüyor İthaka’ya. Hep yürüyerek ve hep yolda öğrenerek. Kadim hikâyelerin en önemli hakikati, yolun öğretici olduğudur. Öcalan, Kürtleri bir yola değil sadece, bir yolculuğa sevk etti aynı zamanda. Hem eve doğru giden hem de yürünürken öğrenilen bir yola.
İthaka’da Odysseus’u bekleyenlerin gözü denizdeydi. Kürtler dağların yamaçlarını gözlüyorlar şimdi. Yıllardır süregelen bir yolculuktan dönecek olan çocuklarını bekliyorlar. Hiç kimse yola çıktığı gibi geri dönmez evine. Değişerek, dönüşerek, tamamlanarak, özüne, hafızasına, toprağına ve evine dönecek, geri gelenler. Uzun bir yolculuktan, fırtınalardan, kayıplardan sonra, biraz yorgun ama özlemle beklenerek.




