Onurla dokunan bir ömür
Hicri İzgören 31 Ağustos 2026

Onurla dokunan bir ömür

Onurla dokunan bir ömür

Diyarbakır’ın toplumsal hafızasında, siyasal ve kültürel tarihinin kesişim noktalarında kimi figürler vardır ki sadece bir dönemin tanığı değil, o dönemin doğrudan taşıyıcı özneleridir. Mehdi Zana, bu coğrafyanın hafızasında ve siyasi literatüründe işte böyle özgün bir yere sahiptir.

1970’lerin çalkantılı atmosferinde, Diyarbakır Belediye Başkanlığı görevine bağımsız bir aday olarak seçilmesi, sadece yerel bir seçim başarısı veya dönemsel bir siyasi sürpriz değildi. Seçime girerken karşısında sadece dönemin güçlü iktidar ve muhalefet partileri değil, köklü aşiretler ve geleneksel siyaset ağları da vardı. Onun bağımsız adaylığı, emekçilerin, alt sınıfların ve kenarda bırakılmışların merkeze yürümesiydi.

Bu hamle, kent halkının kendi iradesine sahip çıkma arzusunun, sivil bir direniş bilincinin ve merkeze karşı geliştirdiği özgürleşme arayışının somut bir dışavurumuydu. Zana’nın belediye başkanlığı, klasik bürokratik bir idareciliğin ötesinde, halkla kurulan doğrudan, yalın ve dönüştürücü bir bağın simgesi haline geldi.

1940 yılında Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde başlayan bir yaşam terzilik yaparak sağlanan bir geçim derdi, genç yaşlardan itibaren sivil, yerel ve toplumsal mücadeleye de evrildi.

1960’ların sonunda Türkiye İşçi Partisi (TİP) çatısı altında aktif siyasete atıldı. Doğu Mitingleri’nin organizasyonunda ve bölgedeki hak arayışlarında öne çıkan isimlerden biri oldu.

Ancak Mehdi Zana imgesini asıl derinleştiren ve toplumsal vicdanda sarsılmaz bir yere oturtan süreç, 12 Eylül 1980 askeri darbesi ve ardından gelen Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi dönemi oldu. İnsanlık onurunun ağır baskılar ve sistematik işkencelerle sınandığı o en karanlık yıllarda, Zana ve diğer tutsakların sergilediği duruş; topyekün direncin, sadakatin ve gururun sembolü olarak hafızalara kazındı.Cezaevi duvarları arasında teslim alınamayan bu iradeler,sadece o dönemin tutsakları için değil, dışarıdaki toplum için de bir umut ve tutunma noktası işlevi gördü.

Onun portresini tamamlayan bir diğer önemli katman ise halkçı ve insani üslubudur.Siyasi mücadelesini ideolojik kalıpların, sloganik dili aşan bir doğallıkla sürdürdü. Hatıralarında, yazılarında ve tanıklıklarında dile getirdiği yalın gerçeklik; yaşadığı acıları bir kin malzemesine dönüştürmeden, toplumsal adalet ve barış arayışına dönüştürebilme becerisini gösterdi.

Günümüzden geriye dönüp bakıldığında, Mehdi Zana’nın yaşam öyküsü sadece bir bireyin biyografisi değil, o öykü; bir kentin kimlik mücadelesinin, adalet arayışının ve ağır bedeller ödenerek korunan insanlık onurunun özetidir.Coğrafyamızın ve toplumsal hafızamızın mihenk taşlarından biri olarak,tarih sayfalarındaki diri duruşunu korumaya devam edecektir.

Hicri İzgören

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.