Küresel güçlerin gidici, bölge halklarının ise kalıcı olduğunu belirten Ortadoğu uzmanı İslam Özkan, “Türkiye’deki çözüm süreci; siyasal süreçlere katılımı, siyasi mücadeleyi ve barışçıl yöntemleri teşvik ediyor” dedi.
Ortadoğu’da savaşlar ve jeopolitik gerilimlerin bölgesel dengeleri yeniden şekillendirdiği bir süreç yaşanırken, bu gelişmelerin Kürt meselesinin çözümüne dair devam eden sürece olası yansımaları da tartışılıyor.
Ortadoğu uzmanı İslam Özkan, Kürtlerin bölgesel denklemdeki konumu, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi kararları ile Kürt meselesinin çözümüne dair devam eden süreci etkileyen dış dinamiklere dair değerlendirmelerde bulundu.
Özkan, Ortadoğu’da İsrail-Filistin, İran-İsrail arasındaki gerilim ve bölgede devam eden krizlerin dengeleri sarstığını ifade etti.
‘Kürtler elde edebileceklerinin en iyisini elde ettiler’
Kürt güçlerinin Ortadoğu’da önemli bir aktör haline geldiklerini ifade eden Özkan, “Özellikle Irak’ta anayasal bir statüye sahip olmaları ve Suriye’nin kuzeydoğusunda sahip oldukları askeri/bölgesel kontrolü, inşa edilmekte olan yeni siyasal sisteme ortaklığa dönüştürmeleri onları sahada göz ardı edilemez bir aktör kılıyor. Suriye’deki ortaklığın ne kadar tatmin edici olduğu tartışılabilir. Ama bölgesel koşullar içerisinde elde edebileceklerinin en iyisini elde ettiler. Washington ile Ankara veya Moskova ile Şam arasındaki uzlaşmalar, Kürtlerin sahadaki kazanımlarını doğrudan tehdit eden veya sınırlandıran sonuçlar doğurabiliyor. Örneğin güvenilmez bir aktör olduğunu her defasında kanıtlayan ABD’nin Kürtleri yalnız bırakması, Suriye’deki siyasal sistem içerisinde beklediklerinden daha az kazanım elde etmelerine neden oldu” diye konuştu.
Bölgede yeni sürecin siyasal mücadelenin önünü açtığını vurgulayan Özkan, “Türkiye’deki son çözüm süreci da siyasal süreçlere katılımı, siyasi mücadeleyi ve barışçıl yöntemleri teşvik ediyor. Görünen o ki Kürtler siyasal süreçlerde daha güçlü bir şekilde yer almanın yollarını aramaya çalışmaları, aklın ve mantığın gereği gibi görünüyor” şeklinde konuştu.
‘NATO politikaları Türkiye’nin elini güçlendiriyor’
NATO’nun son dönemde Rusya’nın çevrelenmesi, Çin’in yükselişi ve “terörle mücadele” gibi stratejik önceliklere yöneldiğini belirten Özkan, bu durumun ittifakın güney kanadında yer alan Türkiye açısından yeni fırsatlar yaratabileceğini ifade etti. NATO’nun politikalarının Türkiye’nin “elini güçlendirdiğini” belirten Özkan, “Ancak Ankara’nın geçmişte dış politikada yaptığı yanlışlar, her ne kadar bir kısmını sonradan düzeltse bile gelişmeleri okumada yaşadığı körlükler, ortaya konan vizyon eksikliği bu fırsatları yeterince değerlendirip değerlendiremeyeceği konusunda kuşkular yaratıyor” dedi.
NATO’nun Ankara Zirvesi’nde önemli başlıkların ele alındığını ve ittifakın dönüşüm sürecinin daha fazla tartışılması gerektiğini dile getiren Özkan, “Askeri ittifaktan dev bir askeri sanayi emperyalist komplekse dönüşümün sinyallerini açık bir şekilde verdi. Ancak işin bu yönü, daha çok Erdoğan’ın ve AKP iktidarının güç gösterisine dönüştürmeye hevesli medya tarafından konuşulmadı, daha çok yemekte hangi menünün yer aldığı, liderlerin nasıl yürüdüğü, liderlere neler hediye edildiği gibi magazinsel boyutlara odaklanıldı. Belli ki gözlerden kaçırılmak ve konuşulmasının istenmediği şeyler vardı” diye belirtti.
‘Türkiye Batı’nın Kürtlere verdiği desteği sınırlandırmaya çalışıyor’
Türkiye’nin NATO içindeki jeopolitik ağırlığını kullanarak Batı’nın Suriye’deki Kürt gruplara verdiği desteği sınırlandırmaya çalıştığını kaydeden Özkan, Suriye’deki mevcut tablonun geçmiş politikalarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Özkan, “Bu süreci İŞİD ve El-Kaide gibi yapılara doğrudan ya da dolaylı destek vererek tetikleyen yani Suriye’nin bütünlüğünü bozan, muhalif silahlı grupları destekleyerek merkezi yönetimin zayıflamasına ve dolayısıyla ülkenin 15 yıla yakın sürecek iç savaşa sürüklenmesine neden olan en önemli aktörlerden biri de Türkiye’ydi. Gerçi Moskova ve Tahran’ın zorlamasıyla Soçi ve Astana süreçlerinde Türkiye, her ne kadar kaosun önüne geçme noktasında bir görev üstlenmişse de Suriye çoktan kaosa sürüklenmişti ve istikrarın sağlanması oldukça zordu” ifadelerini kullandı.
NATO’nun “terörle mücadele” yaklaşımının genişlemesinin Türkiye’nin sınır “ötesi operasyonlarına” alan açtığını sözlerine ekleyen Özkan, Batı’nın Türkiye’ye duyduğu ihtiyacın Ankara’nın güvenlik politikalarını güçlendirdiğini belirtti. Özkan, “Başta mülteciler sorunu olmak üzere Rusya-Ukrayna savaşındaki arabuluculuk gibi birçok konuda Batı’nın Türkiye’ye olan ihtiyacı, Ankara’nın güvenlik endişelerine daha fazla hak vermek zorunda kalmasını beraberinde getirirken, bu da Ankara’nın ‘Kürt sorununu’, ‘güvenlik’ ve ‘terör’ konsepti içinde ele alma stratejisini pekiştiriyor” diye konuştu.
Özkan, Suriye’de olası bir anayasal süreçte Kürtlerin siyasal statüsünün uluslararası alanda desteklenme ihtimalinin “sınırlı” ve “taktiksel” paylaşarak, “ABD, bölgedeki varlığını IŞİD ile mücadele ve İran’ın etkisini sınırlandırma, kapasitesini yok etme üzerine kurmuş görünüyor. Bu noktalarda Ankara’nın Washington’un öncelikleriyle örtüşüyor ancak İsrail’in sınır tanımaz tehdidi Ankara’yı ürkütmekte ve tehdit önceliklerini yeniden zorlamaktadır. Moskova ve Şam, adem-i merkeziyetçi bazı kültürel haklara sıcak baksa da bağımsız bir orduya sahip olacak bir özerkliği veya ayrı bir siyasi yapıyı reddetmektedir. Kürtlerin siyasal statüsü ancak Şam ile uzlaşmaları ve Ankara’nın güvenlik endişelerini giderecek bir formül bulunması halinde uluslararası bir güvenceye kavuşabilir” ifadelerini kullandı.

‘Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın stratejik önemi arttı’
Özkan, “Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın stratejik önemi kesinlikle artmıştır; ancak bu durum fırsatlardan çok yeni ve ciddi riskler barındırmaktadır. Basra’dan Türkiye’ye uzanması planlanan yeni ticaret ve enerji hattını Erbil’i ve Suriye’nin kuzeyini baypas etme potansiyeline sahiptir” dedi. Kürt coğrafyasının giderek farklı güçlerin karşı karşıya geldiği bir tampon alanına dönüştüğünü dile getiren Özkan, “Kürt coğrafyası direniş eksenine yakın savaşçıları, Türkiye’nin askeri operasyonları ve ABD’nin üsleri arasında bir tampon bölgeye dönüşmüştür. Enerji hatlarının güvenliği gerekçesiyle bu bölgelerdeki askeri tahkimatın artması, Kürtleri doğrudan büyük güçlerin çatışma sahası haline getirmektedir. Eğer Erbil ve diğer Kürt aktörler, bu yeni ticaret yollarına entegre olabilecek diplomatik esnekliği gösterebilir ve Bağdat-Ankara ekseniyle ekonomik entegrasyona giderlerse, bu durum ciddi bir refah artışı ve meşruiyet sağlayabilir” diye konuştu.
‘Süreci etkileyen en önemli başlık Suriye’
ABD ve İsrail’in bölgesel politikalarının mevcut tabloyu derinleştirdiğini ifade eden Özkan, “Vekâlet savaşları her yerde ve her aktör için doğru kullanılmıyor. Örneğin İran’la Irak, Yemen, Filistin ve Lübnan’daki devlet altı aktörler arasındaki ilişkiyi tanımlamak için vekil ifadesi kullanılıyor ama bu doğru değil. Aradaki ilişki vekâlet ilişkisi değil, daha çok bir ittifak ilişkisi. İşin akademik tanımı budur” dedi. Özkan, süreci etkileyen en önemli başlığın Suriye olduğunu söyledi.
İran’ın hem Irak hem de Suriye’deki Kürtler üzerinde “sınırlı” bir nüfuzu olduğunu belirten Özkan, “ABD’nin giderek zayıfladığı ve küresel hegemonya krizi yaşandığı bu dönemde, ABD’nin bölgeden kademeli çekilişi veya ani politika değişiklikleri her an mümkündür. Bu nedenle, bölgedeki Kürt aktörlerin uzun vadeli bekası, uzak süper güçlerden ziyade bölge ülkeleriyle kalıcı, anayasal ve ekonomik entegrasyona dayalı diplomatik zeminler inşa edebilmelerine bağlı görünmektedir. Zira küresel güçler gidici, bölge halkları ise kalıcıdır” diye konuştu.
(MA)



