• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Özgür Özel’den Erdoğan’a: Siyaseten yenemediğin için iftiraya mı tenezzül ediyorsun?

Özgür Özel’den Erdoğan’a: Siyaseten yenemediğin için iftiraya mı tenezzül ediyorsun?

AYM Başkanı Özkaya’yı ziyaret eden Özgür Özel, mahkeme kararlarının bağlayıcılığına vurgu yaparak “AYM, her bir vatandaş için son güvencedir, üzerine titrememiz gerekir” dedi. Özel, Erdoğan’ın açıklamalarına tepki göstererek, “Ahlaki üstünlük, ana muhalefet canlı yayın talep ederken bucak bucak kaçanlarda aranmaz” dedi.

Özgür Özel’den Erdoğan’a: Siyaseten yenemediğin için iftiraya mı tenezzül ediyorsun?
Özgür Özel’den Erdoğan’a: Siyaseten yenemediğin için iftiraya mı tenezzül ediyorsun?
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 29 Nisan 2026 20:08

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bugün AYM Başkanı Kadir Özkaya’yı AYM’de ziyaret etti.

Görüşmede Özel’e; Seçim ve Parti Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci, Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş eşlik etti.

Saat 13.30 itibarıyla başlayan görüşme yaklaşık iki buçuk saat sürdü. Özel, ziyaretin ardından Ahlatlıbel Atatürk Parkı’nda basın açıklaması yaptı.

AYM heyetine hayırlı olsun ziyaretinde bulundıklarını söyleyen Özel, şunları kaydetti:

“Dün AYM’nin kuruluş yıl dönümüyle ilgili tören vardı. Bu törene davetliydik. Ancak saat 14.30’da olduğu ve grup toplantı saatimizle çakıştığı için törene katılamamıştık. AYM Başkanımıza, değerli heyetine bir hayırlısı olsun ziyaretinde bulunmak istedik. AYM, bugünlerde Türkiye’de herkesin üzerine titremesi ve sakınması gereken, her türlü tartışmadan uzak tutması gereken bir mahkeme. Hepimiz, bütün vatandaşlar için son güvence. AYM’nin kararları yasama, yürütme ve yargı açısından bağlayıcı ve son söz hükmünde. Gerekçeli kararın yayınlanmasından sonra da uygulanması gerekiyor. Bununla ilgili hukuki bir tartışma yok ama Türkiye’de zaman zaman siyasi tartışmalar yürütülüyor, yürüyor. Bu konu önemli bir konu ve her zaman zaten gündemimizde.”

‘AYM’nin kararları uygulanmalı’ vurgusu

Gündelik siyasi meselelerin AYM ziyaretinde değerlendirmemesi gerektiğini vurgulayan Özel, şöyle deva etti:

AYM’nin hak ihlalleri noktasında vermiş olduğu kararlar, kararların uygulanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gittiğinde orada verilen kararların Türkiye’de uygulanması; bunların hepsi aslında hangi siyasi görüşten olursanız olun Türkiye’yi seviyorsanız, Türkiye’nin menfaatlerini düşünüyorsanız, Türkiye’nin ekonomisini düşünüyorsanız, Türkiye’nin dünyadaki itibarını düşünüyorsanız üzerine titrenmesi gereken meseleler. Biz AYM’nin önünden aracımızla geçtiğimizde de aklımızdan bunlar geçiyor. Böyle bir ziyareti yaptığımızda da aklımızdan bunlar geçiyor. Tabii ki asla gündelik siyasi meseleler üzerine AYM ziyaretinde, öncesinde, sırasında, sonrasında değerlendirmeler yapacak değiliz. Ama Anayasa bir toplumun birlikte yaşama iradesinin kelimelere dökülmüş şeklidir ve her bir sayfası birbirinden değerlidir. AYM’nin görev, yetkilerini tarif eden sayfaya verdiğiniz önem bir milletvekili için Meclis’e verdiği öneme; eğer yürütmedeyseniz, bakansanız bakanlığa; cumhurbaşkanıysanız cumhurbaşkanlığına verdiğiniz öneme; mal ve mülk sahibiyseniz mülkiyet hakkına karşılık gelir. Sonuçta hepsi bir bütündür ve hepimize hepsi lazımdır.”

‘Benim söylediğim hangi cümlede hakaret varmış?’

Özel açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısındaki, “İpe sapa gelmez bir sürü ithamda bulundu. Beytülmale el uzatmışsanız, adalete hesap vermeye alışacaksınız. Tehditle şantajla dozunu devamlı artırdığınız hakaret senfonileriyle kimseyi sindiremezsiniz. Ortada ahlak mı bıraktınız ki bir de üstünlük olsun. Bunca kepzelikten sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmanız, sizin üstünlüğünüzden değil yüzsüzlüğünüzden kaynaklanıyor” ifadelerinin sorulması üzerine şunları söyledi:

‘Bir kere tabii grup toplantısındaki üslubu milletin takdirine bırakıyorum. Sözde, ‘CHP veya Genel Başkanı Özgür Özel tehdit, hakaret, bilmem ne…’ Cümlenin kendini tekrar etsin, benim söylediğim hangi cümlede hakaret varmış? Ama şurada okuduğunuz cümlede hatırlatma yaparken tırnak içinde hatırlatması yaptınız ki ‘Aman efendim cümleleri bana ait sanmayın çünkü bu cümleleri söyleyecek durumda değilim ben’ diyorsunuz. Onun için diyorsunuz, ‘tırnak içinde söyledi’ diye. Çünkü tekrarının utanç vereceği cümleleri ülkenin cumhurbaşkanı grup toplantısında söyleyebiliyor. ‘Beytülmale el uzattınız’ diyor. Buna kim karar verecek? Buna bağımsız mahkemeler karar verecek. Bunu bugünkü Adalet Bakanı İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyken iddia etti. İddia etmek için lazım olan bir kişiyi bulamadı, üç tane ağaç ismi verdi. ‘Çınar’ dedi, ‘Ladin’ dedi, ‘Meşe’ dedi. Gizli tanıklara söyletti. O gizli tanıklar söylediğinden vazgeçti. Sonra o gizli tanık ifadeleriyle tutukladıklarını zorlayarak onları itirafçı sözü altında iftiracı yapmaya çalıştı. Dün itibarıyla 14’ü, ‘Savcıların baskısıyla, yönlendirmesiyle’ diyerek ifadelerinden vazgeçtiler. Daha dün iki gizli tanık, Aziz İhsan Aktaş davasında, ‘Yok, görmedim. Sadece duydum, öyle duydum. Söyledim, yazmışlar. Altına imza attım’ diyerek gizli tanık olmasına rağmen ifadelerinin somut, kendi gördükleri tanıklığa değil, kulaktan duyduklarına ve savcılar tarafından yazılıp kendilerine imzalatılmasına vurgu yaptılar. Böyle bir yerdeyiz.

‘Cumhurbaşkanı hükmü kendi zihninde kesinleştirmiş’

Kusura bakmasın ama artık bu kadar hakaretten sonra şunu söyleyeceğim: Cumhurbaşkanı utanmadan, sıkılmadan daha iddia edilen, iddia için ispatlardan yoksun bir iddianameye dayanarak mahkeme kararı olmadan -olsa ne yazar-, istinafta onaylanmadan – onaylansa ne yazar-, Yargıtay’da kesinleşmeden hükmü kendi zihninde kesinleştirmiş zaten. Ve millete diyor ki ‘Beytü’l-male el uzattınız’, ‘Hesap vermeye alışacaksınız’ diyor. Bir kez hesap verme iddiayla, yargılanmayla, kararla, istinafla değil bir cezanın kesinleşmesiyle, infazla olur. Ama siz Mussolini gibi ön infaz yöntemi yapıyorsanız, ‘Bizim savcılar ola ki ispatlamaz, hakimler ola ki lafından çıkar, bunlar cezasız kalır. O yüzden yargılama beklemeye gerek yok, şimdiden infaz edeyim’ diyorsanız tam da bugünkü ifadeniz suçüstü halidir, tam da bugünkü ifadeniz itiraftır. ‘Beytülmale el uzattıysanız’ diyor, ‘Hesap vermeye alışacaksınız.’ Bir kere bunu görelim.

‘Kendinden bu kadar eminsen neden kaçıyorsun canlı yayından’

İkincisi bu kadar kendinden eminsen neden kaçıyorsun canlı yayından? Yazın konuşmadık mı? Siyaset yapıyoruz. Siyaset gerçeği mi arar, yoksa yalana mı tapar? Bu milletin gözüne baka baka ben dedim ki ‘Ben o iddianameyi bekliyorum, arkadaşlarım yargılansın diye değil bu iftiracıları yargılamak üzere.’ O günlerde Sayın Bahçeli ‘Canlı yayın talebi doğrudur, her şey milletin gözünün önünde olsun’ dedi mi, demedi mi? Dedi. Bunu size sordular, ‘Bahçeli isabet buyurmuş, Sayın Bahçeli olur diyorsa olur’ dedin mi, demedin mi? İddianame çıktı. Benim dediğim gibi çıktı. O yüzden canlı yayından kaçmıyor musunuz? Varsa cesaretiniz hadi bakalım, çıkalım, canlı yayın yapalım. Bu kadar net bir durum ortadayken hala daha konuşuyor. Kusura bakmasın ama ahlaki üstünlük dediğin şöyle bir şeydir: İddianame çıkarken ‘Canlı yayın yapalım. Hodri meydan’ deyince muhalefet, ‘Hadi bakalım, rezillikleriniz canlı yayınlansın’ deyip iddianameyi görünce ana muhalefet ‘talebimde ısrarlıyım’ deyip de siz bucak bucak kaçıyorsanız ahlaki üstünlük kusura bakmayın ama sizde aranmaz. Ahlaki üstünlüğün olması için bir kere ahlaken sözünün arkasında durman beklenir. İlk başta burada beklenir.

‘Sen siyaseti yazın soğuttuğun, kışın ısıttığın salonlarda atadıklarınla yapıyorsun’

İkincisi, yargı kararı çıkmadan çıkmış gibi söylemek yerine, yargıya güven telkin edecek sözler ve adımlar gerekir. Sen hukuku katlettirdiğin birini önce Bakan Yardımcısı, sonra Cumhuriyet Başsavcısı, sonra da Bakan yapıyorsan, bir ödül-ceza mekanizması kurduysan, işine gelen kararları terfi ettirip işine gelmeyen karar veren hakimleri sürgün ettiriyorsan o zaman sende ahlaki üstünlüğün olmadığını millet görür. O yüzden de psikolojik üstünlük bizdedir. O yüzden de çoğunluk enerjisi bizdedir. O yüzden ben siyaseti tam bir yıldır, 106 meydan meydan, sokak sokak kalabalıklarla yapıyorum. Çünkü çoğunluk enerjisi bendedir. O yüzden sen siyaseti yazın soğuttuğun, kışın ısıttığın salonlarda atadıklarınla yapıyorsun. Atanmışlara kendini alkışlatanla milletin desteğini arkasına alan arasında kusura bakmasın ama tabii ki psikolojik üstünlük farkı da olur, ahlaki üstünlük farkı da olur. Milletin ahlakına dil uzatmak için önce Türkiye’nin en ahlaksız siyasetinin yapıldığı; örneğin Ankara’nın yıllarca Melih Gökçek tarafından yönetildiği ve senin partiyi birlikte kurduğun 33 arkadaşının 30’u, ilk üç arkadaşının ikisi diyorsa ki ‘Melih Gökçek yargılanmadan kimse yargılanamaz. Melih Gökçek’e bu sorular sorulamadan kimseye sorulamaz’ deniyorsa bir de bunun üstüne ahlaktan bahsetmeyeceksin. ‘Sen Ankara’yı parsel parsel sattın’ diyen ve yanında ak saçlı olarak tuttuğun, bu sözü söylediğinde ve devamında Cumhurbaşkanlığı İstişare Heyeti’nde bulunmuş, partinin en başta seninle beraber üç kurucusundan biri olan birisi ‘Ağzımı açtırtmasın’ dediği Melih Gökçek’i istifa ettirip savcıya vermiyorsan sonra da ‘sus payı’ diye onun oğluna milletvekilliği makamı veriyorsan; bir gün çalışmamış, bir kuruş kazanmamış, tek becerisi hakaret ve iftira atmak olan birisini, Melih Gökçek korkusuna milletvekili yapıyorsan ondan sonrası tutup da başkentte, Ankara’da konuşmayacaksın. Bu söylediklerinin tamamı, ahlaki üstünlüğün CHP’de olduğunu tescil eden beyanlardır.”

‘O gün sana uygulanan hukuk, tutuksuz yargılamaydı’

Basının sorduğu, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmişi hatırlatarak parti kapatmalara değindi. ‘Hukuksuzluklar karşısında hakkımızı yine hukukun içinde aradık. ‘Onu kapatacağız, şunun kapısına kilit vuracağız, hepinizden hesap soracağız’ gibi antidemokratik yollara asla tevessül etmedik’ dedi. Bugünlerde yine kayyum, mutlak butlan gibi tartışmalar yaşanırken, 6 Mayıs’taki ceza davası gündemdeyken bu açıklamaları nasıl değerlendirirsiniz” sorusuna Özel, şu yanıtı verdi:

“Bugün Sayın Erdoğan’ın açıklamalarını tamamını talihsiz açıklamalar olarak değerlendiriyorum. Nasıl aynı kefeye koyuyorsun? Haydi, aynı kefeye koyalım. Eğer Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarımızı Sayın Erdoğan gibi tutuksuz yargılasalardı bu lafları söyleyecek miydik? Yargılandı, ceza aldı, bir şey yok. Yargıtay’a gitti, yıllarca bekledi, bir şey yok. Ceza kesinleşti, telefonla cezaevine davet edildi. Cezaevinde yanında yatacak kişiyi bile seçti. Bütün cezaevine mangalda balık yaptırdı. Cezaevinde şiir kaseti çekti. Şimdi bir yanda bu, bir tarafta 12 metrekarelik hücrede Türkiye’nin en yüksek güvenlikli cezaevinde her hakkında mahrum, tecrit edilen, bırakın içeriye teyp sokacaksın, ses kaydedeceksin; daha önceden çekilmiş fotoğraflarını hala daha seçilmiş belediyeye başkanının İstanbul’un her yerinden indirteceksin, sesini metrolardan kaldırtacaksın. Sonra da diyor ki ‘Biz her zaman hukuka saygılı olduk.’ O gün sana uygulanan hukuk, tutuksuz yargılamaydı. Bir günden bir güne kapına gelip, çalıp da seni, Emine Hanım’ı, çocuklarını uykudan sıçratıp, yatak odasına kadar dalıp, alıp da yatak odasından gözaltı yapıp, Ahmet Özer’e yapıldığı gibi, Ekrem İmamoğlu’nu evinin kapısından alıp, kolunda iki polisle birlikte video çeke çeke ‘Haydi hastaneye, sağlık kontrolüne, oraya, buraya. Sonra da haydi bakalım Silivri’ye…’ Bu muameleyi gördün mü sen? Diyor ki ‘Bize yapıldı, biz hukuk içinde mücadele ettik.’

‘Düşman hukuku uyguluyorsunuz’

Haydi o zaman Cumhurbaşkanı’nın bu ifadelerini yeni bir adım olarak görüyorum. Kendisine yapılan muameleyi Ekrem İmamoğlu’na yapsın, bundan sonra bir kelime benim ağzımdan bu konuda eleştiri duymayacak. Ama insaf yahu. Düşman hukuku uyguluyorsunuz. Kimsenin kimseye yapmadığını yapıyorsunuz. Bolsonaro’nun Brezilya’da Lula’ya yaptığını yapacaksın. Putin’in muhaliflerine yaptığını yapacaksın. İsrail’de Filistinli tutuklulara yapılan muameleyi arkadaşlarımıza yapacaksın. Ondan sonra geleceksin, ‘Biz de buralardan geçtik. Hukuk içinde mücadele verdik.’ Yap tutuksuz yargılama, hukuk içinde vereceğim mücadeleyi. Diğer taraftan eşlerle, çocuklarla uğraşılıyor. Ey Sayın Erdoğan, Adalet Bakanı’na soru soruyoruz tapularıyla ilgili. Cevap vermek yerine aktifleri gösterip pasifleri gizleyerek açıklama yapıyor. Kendisini savunabilen bir bakanın yok. Verdiğim ID numaralarının ona ait olduğunu Murat Kurum’un bakanlığı o dakika yalanlayabilirdi. 100’üncüye soruyoruz, yok. O cevap konuşmasında diyor ki ‘Muhittin Böcek de Özgür Özel’e şu iftirayı atacak. Ama daha zamanı var.’ Hangi iftirayı? O söylediğini altı ay önce Muhittin Böcek’in önüne dayadılar. ‘Saçmalama kardeşim. Ne Özgür Özel oradaydı, ne bir şey. Rahmetli Ferdi Zeyrek çağırdı. Konum attı, bürosuna gittim. Proje anlattım, döndüm’ diyor. Oradan ‘Özgür Özel iftirasını atacak ama daha zamanı var.’ ‘Daha zulüm edeceğim’ diyor.

‘Siyaseten yenemiyorsun, anketlerde geçemiyorsun diye buna mı tenezzül ediyorsun’

Bu laftan bir gün sonra Muhittin Böcek’in korumalarını, şoförlerini, özel kalemini tutukluyorlar. Hem de Antalya’da yürüyen bir dava varken İstanbul’dan yetkisiz şekilde gözaltına alıp götürüyorlar. ‘İftira at’ diyorlar. Normal beyanlarından tatmin olmuyorlar. Onları içeri atıyor. Şimdi onu iftiracı yapmaya çalışıyor. Erdoğan sen bunları görüyor musun, duyuyor musun? Bu mu siyasi rekabet? Bu kadar mı düştün? Özgür Özel’i susturamıyorsun, Özgür Özel’i siyaseten yenemiyorsun, anketlerde geçemiyorsun diye buna mı tenezzül ediyorsun? Artık bunu söylettirdin yani. Sen benimle baş edemiyorsun, Akın’ın üzerinden şoförlere iftira attırmak suretiyle uğraşıyorsun. Senin bakanın bilgi notu yolluyor, yolladığı bilgi notunun tarihinde, bana ‘genel başkan’ diyor, genel başkan değilim. ‘Milletvekili’ diyor, karar verici ben değilim. ‘Birisine aracılık etti’ diyorlar, adamın kendisi aday başkasına ne aracılık edecek? Bu kadar yalana saparak bir şeyler yapan birisinin bir de tutup şimdi bu sözleri söylemesi nasıl bir şey? Bu kadar ayıbı, yalanı, hakareti, iftirayı sahiplenmek ve benimsemek nasıl bir şey? İnsan gerçekten üzülüyor, insan gerçekten 24 yıldır ülkeyi yöneten birisinden bu kadar acizliği beklemiyor, bu kadar haksızlığı da beklemiyor. Olacak iş değil.”

Özel, AYM’ye gerçekleştirdiği ziyaret hakkındaki soruya karşılık ise “AYM ziyareti ya da yüksek yargı ziyaretleri hassas ziyaretler. Bu ziyareti bir nezaket, makama saygı, o makamdaki kişilere saygı, görevlerine duyulan saygı ve güven çerçevesinde yapıyoruz. Gündelik siyasetle bunları ilişkilendirmekten özellikle uzak duruyoruz.” (ANKA)