Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te kamuoyuna duyurulan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ile yeni bir aşamaya taşınan süreç ikinci yılını tamamlıyor. Çerçeve yasanın kabul edilmesi ile pratik adımların atılması beklenirken, Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) “teyit” kararı almaması ise süreci uzatıyor. Takip ve Değerlendirme Kurulu ile 4 alt komisyonun ilan edilmesi ile beraber adımların atılmaması ise tartışılan gündemlerden biri.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, MA’dan Adnan Bilen’in sorularını yanıtlayarak Abdullah Öcalan ile yapılan son görüşmeyi, sürecin geldiği aşamayı, Öcalan’ın Ortadoğu’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini, Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu’nun nasıl koordine edileceğini ve gazeteci, sivil toplum örgütü temsilcileri ile siyasetçilerin ne zaman İmralı’ya gideceğini anlattı.ı.
Röportajın tamamı;
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geldiği aşamanın en kritik zamanları yaşanıyor. En son yaptığınız görüşmede Abdullah Öcalan’ın sürece ilişkin öngörüsü ve aşama itibariyle belirlemeleri nelerdi?
Sayın Öcalan son görüşmemizde sürecin kritik bir aşamasında olduğumuzu vurguladı. Sürecin ilerlemesi için herkesin inisiyatif alması ve siyasi feraset göstermesi gerektiğinin üzerinde durdu. Bu kapsamda, sürecin ilerlemesiyle birlikte barış ve demokrasiye doğru güçlü bir yürüyüş gerçekleştirdiğimize olan inancını paylaştı. Süreçte geldiğimiz aşamanın geçilmesi, pozitif barış aşamasına geçmemizi sağlayacağını söyledi. Yani yüz yıllık meselesinin silahlı kısmıyla değil, siyasal kısmıyla ilgili müzakerelerin olacağı ve adımların atılacağı aşamaya geçeceğiz. Bu yönüyle sürecin bu aşamasının sorunsuz geçilmesi tarihi önemdedir. Sadece taraflar değil, aynı zamanda bu ülkede yaşayan, siyaset yapan, iddia taşıyan herkes sürece ve sürecin ilerlemesine destek vermelidir. Bu desteği bir tarafı tutmak olarak değil, ortak bir geleceğe katkı sunmak olarak görüyoruz. Barış, farklı düşünenlerin aynı masada buluşabildiği ölçüde güçlenir.
“Sayın Öcalan son görüşmemizde sürecin kritik bir aşamasında olduğumuzu vurguladı. Sürecin ilerlemesi için herkesin inisiyatif alması ve siyasi feraset göstermesi gerektiğinin üzerinde durdu.”
Görüşmede Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler de örnek gösterilerek bu sürecin daha hızlı ilerlemesi gerektiği ve provokasyon uyarısı yapıldı. Sayın Öcalan’ın sürekli ifade ettiği bu tehlikenin bertaraf edilmesi için bir çözüm de sunuyor. Bu konuda Sayın Öcalan’ın tavrı ve uyarıları nelerdi?
Ortadoğu tam bir barut fıçısı. Bu manzarada, Sayın Öcalan en temelinde egemen güçler arasındaki çıkar ve iktidar kavgalarının Ortadoğu halklarına zarar vermemesi yönünde bir tutum sergiliyor. Siyasi faaliyetlerinin ve düşüncesinin özünde toplumu savunmak, halkları ve inançları korumak, demokratik ve adil bir düzen inşasını gerçekleştirmek yatıyor. Dünya Savaşı’nın içinden geçiyoruz ve bu savaşın merkezi coğrafyası Ortadoğu’dur. Ortadoğu’nun bu durumu her ülke için ayrı ayrı riskler ortaya çıkarıyor. Türkiye ve bölgede yaşayan tüm Kürtler için de ciddi riskler ve tehlikeler var. Nitekim Türkiye siyasetindeki öznelerin birçoğu Sayın Öcalan’ın bu uyarılarını görmeye başladı. Bu risk ve tehlikelere karşı Türkiye halklarını, Kürt halkını ve Ortadoğu halklarını korumak en öncelikli gündemdir. Sayın Öcalan, bu risk ve tehditlere karşı halkları korumanın en temel yolunun barış ve demokrasi olduğunu ifade ediyor. Barışı, silahların susması, çatışmaların durması ve siyasete alan açılması; demokrasi ise bir arada yaşam mutabakatı olarak formülize ediliyor. Provokasyon uyarısını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Bölgede yaşanan her kriz, süreci zora sokmak isteyenler için bir fırsat alanı yaratabiliyor. Sürecin istikrarlı ve öngörülebilir bir takvimle ilerlemesi, bu riskleri ortadan kaldıracak ve tarafların birbirine duyduğu güveni de koruyacaktır. Ortadoğu’da çatışmalar derinleşirken Türkiye’nin kendi içinde barışı büyütmesi, bütün bölge için de umut verici bir örnek olacaktır.
Erdoğan ve Numan Kurtulmuş, son açıklamalarda sürecin ilerleyebilmesi için silah bırakmanın ve bunun tespitinin yapılmasını şart koşan ifadeler kullandı. Bu ifadeler için neler söyleyebilirsiniz, neden son dönemlerde bu ifadeler daha görünür olmaya başladı?
Çerçeve Yasa’nın Meclis’ten 467 oyla çıkması sadece bir sayım meselesi değil, aynı zamanda güçlü bir siyasi mesaj içeriyordu. Kutuplaşmış Türkiye siyasetinde bu düzeyde yüksek oyla bir yasanın; hele ki barış gibi bir meselede geçmesi büyük kıymettedir. Meclis’in ortaya koyduğu bu iradenin iyi anlaşılması ve iktidar tarafından somut adımların atılması gerekliliği gün gibi ortada duruyor. Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Meclis Başkanı’nın bugüne kadar sürece yaptıkları pozitif katkıların hakkını vermemiz gerekiyor. Kendilerinden toplumun beklentisi süreci yavaşlatacak bariyerler değil, hızlandıracak ivmeler katmalarıdır. Silah bırakma meselesinin sürecin temel başlıklarından biri olduğunu biliyoruz ve bu konudaki hassasiyeti anlıyoruz. Ama bu durumun karşılıklı adımlarla çözülebileceğine inanıyoruz. Burada önemli olan, bu tür söylemlerin sürecin önünde bir ön şart olarak değil, birlikte yürüyen adımların bir parçası olarak ele alınmasıdır. Karşılıklılık ilkesiyle hareket edildiğinde, tarafların kaygısı da azalacaktır. Bu kaygıların azalması için özellikle ilgili mekanizmaların, kurulların bir an önce devreye girmesi, endişelere verilebilecek en sağlıklı yanıt olacaktır.
Sayın Öcalan, Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu’nu nasıl koordine edecek? Kimler yer alacak? Çalışma alanı nasıl oluşturulacak?
“Sayın Öcalan hem silahsızlanma sürecinde hem de siyasal ve demokratik inşa sürecinde koordinatörlük görevini üstlenecek.”
Sayın Öcalan sadece silahsızlanma değil, aynı zamanda geleceğin siyasal ve demokratik inşasında da rolünü oynayacağını çok iyi biliyoruz. Bu kapsamda, Sayın Öcalan hem silahsızlanma sürecinde hem de siyasal ve demokratik inşa sürecinde koordinatörlük görevini üstlenecek. Bunun için kurulan kurulun koordinesini sağlaması, toplumun farklı kesimleriyle görüşmesi, özgür çalışma ve iletişim koşullarının sağlanması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Kurulun bileşimi ve çalışma usulü, tarafların ortak aklıyla ve karşılıklı mutabakatla belirlenecek konulardır. Bizim önerimiz, kurulun hem sürecin taraflarını hem de sürece katkı sunacak kişilerden, kesimlerden oluşacak bir yapıda olmasıdır. Kurulun görevini yerine getirebilmesine imkân tanıyacak fiziki ve hukuki koşullarla tanımlanması gerekiyor.
Bu kurul, sürecin ilerlemesi ve şekillenmesinde nasıl bir role sahip olacak?
Kurul, sürecin ilerlemesinin deyim yerindeyse atar damarı olacak. Kurul hem silahsızlanma süreçlerini yönetecek hem de siyasallaşma sürecinde aktif rol alacak. Bu iki alanın aynı kurul çatısı altında ele alınması, birbirini tamamlayan adımların eşgüdüm içinde atılmasını sağlayacak. Silahsızlanmada atılan her adım siyasal alanı genişletecek; siyasal alanda sağlanan her güvence de silahsızlanma sürecine güven katacak. Bu yönüyle kurulun başarısı, sürecin bütününe duyulan güvenin de teminatı olacaktır.
“Kurul, sürecin ilerlemesinin deyim yerindeyse atar damarı olacak. Kurul hem silahsızlanma süreçlerini yönetecek hem de siyasallaşma sürecinde aktif rol alacak.”
Sayın Öcalan’ın bu kurula ilişkin bir çalışma takvimi, öngörüsü ve bir planlaması var mı, görüşmede size bu duruma dair bir belirleme yaptı mı?
Sayın Öcalan, yasanın uygulanmasıyla ilgili gerekli adımların atılması hususunda uyarıcı bir pozisyonda bulunuyor. Bu uyarıları oluşturan siyasal, jeopolitik, toplumsal, psikolojik ve iktisadi risklere sıklıkla vurgu yapıyor. Dolayısıyla kurulun ekim ayıyla birlikte çalışmaya başlaması, geciktirilmemesi gerekliliğini biz de vurguluyoruz. Burada kimseye bir takvim dayatmak gibi bir niyetimiz yok. Ancak sürecin kendi doğası bir ritim gerektiriyor. Adımlar arasındaki boşluklar uzadıkça, toplumun sürece duyduğu güveni korumak da zorlaşıyor. Zamanlamaya dair hassasiyetimizi bir baskı olarak değil, sürecin sağlığına duyulan bir özen olarak görmek gerekir. Taraflara, merdiven yöntemini öneriyor. Son görüşmemizde de taraflara güven ve karşılıklılık üreten bazen küçük ama birbirini tamamlayan adımlarla yukarı doğru ilerlemeleri konusunda önerilerde bulundu. Çünkü bir basamakla atılan adım, sonraki basamakların da önünü açar. DEM Parti olarak da nihai hedefe doğru karşılıklı jestlerle ve karşılıklı adımlarla süreci ilerletmemiz gerektiğine inanıyoruz.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, 50 yılı savaşla geçen ve 100 yılı aşan Kürt sorunun çözümünü sağlayabilir mi? Sürecin geldiği aşama itibariyle bu soruya cevap vermek daha kolay hale geldi mi yoksa halen bir belirsiz/gri alan var mı?
Barış ve Demokratik Toplum Süreci, gelecek yüz yılın projesidir. Tabii ki kendi içinde aşamaları vardır. Her bir aşamanın kendine özgü dinamikleri, zorlukları ve gereklilikleri var. Birçok açıdan dünya çatışma çözüm modellerinde bulunmayan, yeni bir modeli deniyoruz. Silahların susması ve çatışmaların durmasıyla siyasal alanın açılacağını, hukukla güvence altına alınmış bir siyasal alanın varlığının demokrasi mücadelesine zemin hazırlayacağını biliyoruz. Bu yönüyle bizim açımızdan Barış ve Demokratik Toplum Süreci, aşamaları ve hedefleriyle net bir öngörüye sahiptir. Fakat bu öngörüyü gerçekleştirme yürüyüşünde engeller, zorluklar, meydan okumalar gerçekleşecektir. Bu gerçeklik de gri alan yoktur demeyi zorlaştırıyor. Ancak gri alanları görmek, onları kabullenmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu alanların varlığı diyaloğun ve ortak aklın neden bu kadar kıymetli olduğunu gösteriyor. Her aşamada tarafların birbirini dinlemesi, kaygılarını açıkça masaya koyması ve çözümü birlikte araması, bu alanları giderek daraltacaktır. Unutmayalım ki, müzakere, siyaset, demokrasiyi güçlendirme de bir mücadele alanıdır. Gri alanlar oluşsa da mücadeleyle aşabileceğimize inanıyoruz.
“Barış ve Demokratik Toplum Süreci, gelecek yüz yılın projesidir. Tabii ki kendi içinde aşamaları vardır. Her bir aşamanın kendine özgü dinamikleri, zorlukları ve gereklilikleri var.”
Sürecin bundan sonraki takvimi nasıl işleyecek, öngördüğünüz somut adımlar ne zaman sahada işlemeye başlar?
Süreçle ilgili çerçeve yasada öngörülen bir işleyiş söz konusuydu. Bu işleyişin hızla hayata geçmesi, Meclis’ten çıkan o güçlü iradenin gereğidir. Demin bahsettiğim gibi karşılıklı adımlarla sürecin ivmesini artırmalıyız. Bu çerçevede yasanın yürürlüğe girmesini sağlayacak MGK kararının gecikmeden çıkmasını bekliyoruz. Meclis’in açılmasıyla birlikte hem çerçeve yasa kapsamındaki adımların hem de kayyımlara son verilmesi ve AİHM kararlarının uygulanması gibi çerçeve yasanın dışındaki adımların atılması sürecin itici gücü olacak. Bu konuda artık daha fazla gecikme olmaması gerekiyor. Gecikmelerin toplumda yaratabileceği soru işaretlerini de hep birlikte dikkate almamız gerekiyor. Yıllarca bu meselenin bedelini ödemiş aileler, gençler, bu ülkenin her kesimi somut adımları görmek istiyor. Atılacak her adım sürece duyulan güveni büyütecek, sürecin toplumsal zeminini güçlendirecektir. Biz de bu adımların atılması için Meclis’te ve Meclis dışında bütün taraflarla diyalog halindeyiz.
Sayın Öcalan hangi zaman aralığında gazeteciler, yazarlar ve STK temsilcileri ile görüşme yapacak? Bir öngörünüz veya süreç içerisinde böyle bir planlama var mı?
“Ekim ayıyla birlikte bu görüşmelerin başlaması ve hukuki güvencelerle sürekliliğinin sağlanması gerekiyor. Önümüzdeki günlerde bu konuda somut bir gelişmeye tanıklık edebiliriz.”
Sayın Öcalan’ın hem görüşmeler yapması hem de sürece dair özgür çalışma ile iletişim koşullarının sağlanması sürecin başarısını belirleyecek en temel parametredir. Süreçte geldiğimiz aşama itibariyle Sayın Öcalan’ın toplumun tüm kesimleriyle görüşmeler gerçekleştirmesi artık kaçınılmazdır. Bu görüşmelerin yalnızca süreç açısından değil, toplumsal diyaloğun güçlenmesi açısından da büyük katkısı olacak. Farklı kesimlerin doğrudan görüş alışverişinde bulunması önyargıları azaltacak, sürecin toplumsal meşruiyetini güçlendirecektir. Ekim ayıyla birlikte bu görüşmelerin başlaması ve hukuki güvencelerle sürekliliğinin sağlanması gerekiyor. Önümüzdeki günlerde bu konuda somut bir gelişmeye tanıklık edebiliriz.




