Savaş, göç ve kadın teması onun resimlerinde öne çıkan başlıklar. Suriyeli mülteci, kadın ve Kürt olması; onun resimlerine özgün duygular taşıyor. Ekonomik zorluklar ve yaşadığı sağlık sorunları ise onun resim yapma hırsını daha da perçinliyor. Sorularımızı yanıtlayan Dilvîn Ali, “Mülteci ve Kürt kadınların hikâyesini anlatıyorum; onların zorluklara rağmen tıpkı kuşlar gibi yükselebilme gücünü nasıl taşıdıklarını resimliyorum. İnsanlar kökenine göre değil yeteneğine göre desteklenmeli” diyor.

Suriye’de iç savaş başladığında kaç yaşındaydınız, Türkiye’ye nasıl geldiniz? Biraz göç hikâyenizden konuşalım.
16 Mart 1995 Serêkaniyê doğumluyum. Doğum günüm Halepçe Katliamı’nın yıl dönümüne denk geliyor. Orada binlerce kadın, çocuk ve sivil kimyasal silahla katledildi. Bu katliam Saddam Hüseyin tarafından gerçekleşti ve ne yazık ki dünya büyük ölçüde sessiz kaldı. Ailem bana ilk başta “Halepçe” adını vermek istemiş. Bu ismin çok ağır olduğunu düşünerek adımı Dilvîn (kalp ve aşkın birleşimi) olarak değiştirmişler.

2004 yılında ailemle birlikte Şam’a taşındık ve eğitimime orada devam ettim. İlkokulu Serêkaniyê’de, ortaokul ve liseyi Şam’da okudum. Genetik bir göz rahatsızlığım var; uzak mesafeyi ve aydınlıkta görmeyi zorlaştırıyor. Bu durum yaşam konforumu ve eğitim hayatımı oldukça etkiledi. Buna rağmen eğitimimi tamamlamak için elimden geleni yaptım. 2011’de Suriye’de iç savaş başlayınca tekrar Serêkaniyê’ye döndük. Eğitimimi tamamlamak için Şam’a giderek üniversitede felsefe okumaya başladım. Savaş her yeri sarınca eğitimime ara verip tekrar Serêkaniyê’ye, ailemin yanına geldim. Serêkaniyê savaş uçakları tarafından bombalanınca Türkiye’ye geçerek Ceylanpınar’a geldik. Ceylanpınar halkı bize çok yardımcı oldu, bunu hiç unutamam. Daha sonra Adana’ya gittim ve yaklaşık 2-3 yıl bir tekstil fabrikasında çalıştım. Ardından Antalya’ya geçerek tarım işlerinde çalıştık. İşler hem azaldı hem de çalışma şartları oldukça zordu. Bu nedenle tekrar Adana’ya döndük.

Şu anda Suriye’deki durumu nasıl görüyorsunuz? Orada yaşayan akrabalarınız var mı?
Açıkçası çok büyük bir değişim görmüyorum. Savaşın etkileri hâlâ devam ediyor. Haseke, Kobani, Kamışlo gibi yerlerde zaman zaman gerilimler oluyor. Şam yönetimiyle görüşmeler yapılıyor ama sahada yaşayan insanlar için çok fazla şey değişmiş değil.
Suriye’de ve Rojava’da karanlığı temsil eden IŞİD ortaya çıktı. Bu yapı, din kisvesi altında bölge halkına büyük acılar yaşattı. Kadın, çocuk demeden insanları katletti. Özellikle Şengal’de kaçırılan kadınların bir kısmının akıbeti hâlâ bilinmiyor. Kürtlerin direnişiyle IŞİD yenilgiye uğradı ancak bu süreçte binlerce insan hayatını kaybetti. Ben de akrabalarımı ve çocukluk arkadaşlarımı kaybettim. Buralara “Orta Doğu” deniyor ama ben çoğu zaman burayı “Acının Ortası” olarak tanımlıyorum. Bu yüzden yaşadıklarımı resimle anlatma ihtiyacını hep içimde hissettim.
Suriye Kürtleri çok büyük bedeller ödedi. IŞİD’e karşı mücadelede binlerce insan hayatını kaybetti. Bu kadar kayıptan sonra insanların beklentisi daha güvenli, daha onurlu bir yaşam. Kendi kimlikleriyle yaşayabilecekleri bir gelecek istiyorlar. Ama şu an bunun ne kadar mümkün olacağını söylemek zor. Orada akrabalarım var, konuşuyoruz. Ekonomik olarak çok sıkıntı var. İnsanlar artık sadece hayatta kalmaya çalışıyor. Her konuşmada aynı şeyi hissediyorum: insanlar çok yorulmuş. Ama yine de bir şekilde yaşamaya devam ediyorlar.

Sizi resim sanatına yönlendiren şey ne oldu? Savaş, göç ve resim arasında nasıl bir bağ var? Çalıştığınız bir atölye var mı?
Savaş, göç, çalışmak zorunda olmak… Bunların hepsi insanın içinde birikiyor. Ben de o biriken şeyi nasıl anlatacağımı bilmiyordum. Resim o noktada çıktı karşıma. İçimde ne varsa resme dökmeye başladım. Çünkü konuşarak anlatamadığım çok şey vardı. Yaşadıklarımı, gördüklerimi, kaybettiklerimi… Resim benim için biraz da bunları dışarı çıkarmanın yolu oldu.
Ailem geçimini gül işiyle sağlıyordu. Ben Seyhan Kadın Dayanışma Derneği’nde dil kursuna katıldım. Resimle tanışmam bu döneme denk geliyor. Yedi yıl önce bir resim kursuna başladım, resmin kendimi ifade edebileceğim bir alan olduğunu fark ettim. O günden sonra resim benim hayatım oldu. Kısıtlı imkânlara ve ekonomik yetersizliklere rağmen resim sanatından uzaklaşmadım. Bilakis bu durum bende daha fazla çalışma isteği ve hırsı yarattı. Uzun süre doğru düzgün bir yerim olmadan resim yaptım. Bazen imkânsızlıklar içinde çalıştım. Ama yine de bırakmadım. Şimdi bir atölyede çalışıyorum, bu benim için çok önemli. Çünkü ilk defa kendime ait bir alanda üretim yapabiliyorum. 2022 yılında, Evrensel Gazetesi’nin dayanışma yemeğinde tanıştığım bir kişi hayatımda dönüm noktası oldu. Aylar sonra beni tekrar aradı ve kiraladığı bir yerden çıkacağını, istersem orayı atölye olarak kullanabileceğimi söyledi. Bu dayanışma kendime olan inancımı güçlendirdi ve sanat yolculuğumda yeni bir kapı açtı.

Bugüne kadar hangi sergilere katıldınız? Suriyeli ve Türkiyeli ressamlar bir araya geliyor mu?
Adana’da üç kişisel sergi gerçekleştirdim. İlk sergi “Yaşam ve Varoluş” başlığıyla, ikincisi İHD ile birlikte Dünya Mülteciler Günü’nde açıldı. Üçüncü sergi İHD ve Adana Tabip Odası iş birliğiyle 2024’te yapıldı.
Ortak sergilere gelince… Gaziantep Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Suriyeli ve farklı ülkelerden sanatçılarla bir sergiye katıldım. Çukurova Üniversitesi’nde Suriyeli kadın sanatçılarla “Biz ve Kırk Hikâyemiz” adlı sergide yer aldım. Suriyeli, Filistinli, Tunuslu, Faslı ve Türk sanatçılarla birlikte İstanbul’da, Türkiye Yazarlar Birliği bünyesinde düzenlenen sergiye katıldım. Arap ülkelerinden sanatçılarla birlikte Mersin’deki karma sergide yer aldım. Ankara Büyükşehir Belediyesi karma sergisinde bulundum. Adana Sanat Evi’nde, Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla karma sergide yer aldım. Adana Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Suriyeli sanatçılarla birlikte bir sergiye katıldım. Aynı mekânda, 2025 tarihinde Türkiyeli sanatçılarla “Direnişten Geleceğe” başlıklı bir sergi düzenledik. Ayrıca, Akdeniz Sanat Günleri kapsamında Artika Sanat Merkezi’ndeki sergiye katıldım.

Tablolarınızda genellikle kuş ve kadın figürleri öne çıkıyor. Buradaki metafor ya da vermek istediğiniz mesaj nedir?
Kadın olmak, mülteci olmak… Bunlar benim hayatımın gerçeği. Doğal olarak yaptığım işlere de yansıyor. Özellikle kadınların yaşadıkları, savaşta en çok zarar görenlerin kadınlar olması resimlerimde sıkça yer buluyor. Kendimi de o resimlerin içinde görüyorum aslında.
Tablolarımda kadınlar genellikle beyaz ve siyah kuşlarla temsil ediliyor. Her bir kuş, derin bir sembolizmi yansıtıyor. Beyaz kuşlar, eşitlik ve özgürlük mücadelesinde umudu ve gücü temsil ediyor. Siyah kuşlar ise kadının karşılaştığı zorlukları ve çektiği acıları simgeliyor. Ben bir Kürt sanatçı olarak kuşlar, kadınlar ve köklerim arasındaki bu bağı bir anlatı olarak kullanıyorum. Bu ilişki sayesinde Kürt kadınların hikâyesini anlatıyorum; onların zorluklara rağmen tıpkı kuşlar gibi yükselebilme gücünü nasıl taşıdıklarını resimliyorum.

Tablolarınızda dikiş makinesi gibi objeler sanırım emeği temsil ediyor. Mülteci işçiler hangi sorunları yaşıyor? Siz çalışma hayatında nelerle karşılaştınız? Resim yapmak pahalı bir uğraş. Maddi olarak bunu karşılayabiliyor musunuz?
Resimlerim mülteci kadın işçilerin gerçekliğini de yansıtıyor. Çünkü mülteci olduktan sonra ailelerini ve çocuklarını geçindirmek için çalışmaya ihtiyaç duyuyorlar. Fakat ne yazık ki bu kadınlar sömürülüyor; bu sömürü ister fiziksel ister manevi olsun her şekilde gerçekleşiyor. Buna rağmen çocuklarını büyütmek ve onlara daha iyi bir hayat sunmak için çalışıyorlar. Bu durum tablolarımda da kendini gösteriyor; o dikiş makinesi, kadının gündelik çabasını ve helal rızkı kazanma mücadelesini sembolize ediyor.
Şu an düzenli bir işte çalışmıyorum, ancak bazen kadınlara yönelik bir kooperatifte karton bardak ve şampuan üretiminde çalışıyorum. Ayrıca portre çizimi siparişleri alıyorum ve bazen çocuklara özel dersler veriyorum. Boyalar çok pahalı, özellikle de yağlı boya çalıştığım için. Bu yüzden çoğu zaman resim yapmayı bırakmak zorunda kalıyorum çünkü malzemeleri satın alamıyorum. Yine de bazı resimlerim satılıyor.
Mültecilerin yaşadığı ayrımcılıkla siz de karşılaştınız mı? Mültecilerin dışlanması, küçük görülmesi eserlerinize nasıl yansıyor?
Mülteciler sığındığı ülkedeki yerel vatandaştan farklı görülür. Çünkü vatandaş genellikle mültecinin kendi yerine, evine ve işine el koyduğunu düşünür. Ancak mültecinin seyahat etmek için değil, hayatta kalmak için çalışmak zorunda olduğunu göz ardı ederler. Ben şahsen birçok kez ırkçılığa maruz kaldım. Bu durum iş yerinde de oldu. Vatandaş olan işçiye, mülteciye göre daha fazla veriliyordu. Beni sanki eksik biri gibi görüyorlardı. Ev kiralarken de aynı şeyleri yaşadık, çok yüksek kiralar istediler. Kadın dayanışma projelerinde aynı durum vardı. Türkler öncelikliydi, biz ise çoğu zaman maaş almadan çalışıyorduk.
Resim sanatının mülteciler üzerinde nasıl iyileştirici bir tarafı var? Resim yapmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz?

Sanat yaparak insan içindekileri bir esere aktarır ve acılarından arınır. Özellikle görsel sanat beni yalnızlıktan ve mülteci olmanın baskısından kurtardı. Zor koşullara rağmen herkesin hayallerinin peşinden gitmesini tavsiye ederim. İnsanlar kökenine göre değil yeteneğine göre desteklenmeli.
Yakın zamanda sergi projeniz var mı? Örneğin Suriye’de bir sergiye katılma durumunuz var mı?

25-30 Nisan tarihleri arasında Türkiyeli sanatçılarla birlikte katılacağım bir sergi var. Sergi Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi ve Yüreğir Belediyesi Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Teması işçiler ve çocuk işçiliği olacak. Eserlerimizi işçilerin önlükleri üzerine yapacağız. Suriye’de sergilere katılmak için davetler aldım ama şu an hazır değilim. Koşulların iyileşmesini bekliyorum
Şu an Orta Doğu’da ne yazık ki yeni savaşlar var. Suriye savaşını ve göçünü yaşamış biri olarak bunları görünce hangi duyguları yaşıyorsunuz?

Suriye’de savaşı ve insanın çektiği tüm acıları yaşadım. Televizyonda İran ve Lübnan’da olanları gördüğümde o acıyı yeniden hissediyorum. Hiçbir insanın başka bir insanı öldürmeye hakkı yoktur. Bu yaşananlar resimlerime yansıyor ve daha hüzünlü bir ton katıyor. Bu yüzden dünyada barış olmasını diliyorum. Beyaz kuşların özgürce uçtuğu bir dünya hayal ediyorum.
Teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar dileriz.




