• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Serra Bucak: ‘Barış biraz da birbirinin dilini sevmekle başlar’

Serra Bucak: ‘Barış biraz da birbirinin dilini sevmekle başlar’

“Bir dili yaşatmak, başka bir dili yok etmek değildir” diyen Serra Bucak, yerel yönetimlerin halkla kendi dilinde buluşmasının eşit yurttaşlığın gereği olduğunu belirtti.

Serra Bucak: ‘Barış biraz da birbirinin dilini sevmekle başlar’
Serra Bucak: ‘Barış biraz da birbirinin dilini sevmekle başlar’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 10 Eylül 2026 14:44

Diyarbakır’da yaklaşık 10 yıl önce kentin farklı noktalarına yerleştirilen Kürtçe-Türkçe yön tabelalarının fotoğraflarının sosyal medyada yeniden gündeme getirilmesiyle başlayan tartışma sürüyor. Eski tabelaların yeni takılmış gibi paylaşılması üzerine bazı çevrelerden tepki gelirken, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Serra Bucak da Kürtçe ve diğer dillerin kamusal alandaki kullanımına ilişkin açıklama yaptı.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Serra Bucak, bir kentin dilinin yalnızca kelimelerden ibaret olmadığını belirterek, “O dil, bir halkın hafızasıdır; annesinin ninnisi, çocuğunun ilk sözü, sokağının sesi, geçmişten geleceğe uzanan yaşam damarlarıdır. İnsan, daha anne karnındayken kendi dilinin ezgisiyle buluşur. Bu nedenle söz konusu bizim kentimiz ve bölgemiz olduğunda ‘anadil’ demek kadar, ‘dillerimiz’ demek de doğrudur” ifadelerini kullandı.

‘Bu diller burada dün ortaya çıkmadı’

Diyarbakır ve bölgenin çok dilli yapısına vurgu yapan Serra Bucak, “Burası, Süryaninin Mardin sokaklarında Süryanice, Arap’ın Arapça konuştuğu; Dersim’de, Diyarbakır’da Zazacanın kulaklara değdiği bir coğrafyadır. Bu diller burada dün ortaya çıkmadı. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşıyor, bu toprakların hafızasını ve ruhunu taşıyor” dedi ve şunları ekledi:

“Binlerce yıllık köklere sahip bu diller, Türkiye’nin ve bu coğrafyanın eksikliği değildir. Tam tersine, en büyük zenginliğimiz, en güzel renklerimizdir. Bir dilin yaşamasından neden korkulsun? Bir halkın kendi diliyle konuşmasından neden tedirgin olunsun? Bu dillerin yaşaması, yalnızca o dilleri konuşanların değil, hepimizin ortak kazanımıdır.”

Yerel yönetimlerin halka en yakın yönetim birimleri olduğunu belirten Serra Bucak, “Halkla kendi dilinde buluşmak; temel iletişimde, gündelik hizmetlerde ve kamusal yaşamda bu dilleri yaşatmak; kentin sosyal ve kültürel politikalarına, hizmet anlayışına ve yönetim pratiğine taşımak kadar doğal bir şey olamaz. Bu ayrıştırmaz; aksine birleştirir. Çünkü insanın kendi diliyle görülmesi, duyulması ve anlaşılması, eşit yurttaşlığın en temel koşullarından biridir” ifadelerini kullandı.

‘Bir dili yaşatmak, başka bir dili yok etmek değildir’

Türkiye’nin resmi dilinin Türkçe olduğunu hatırlatan Serra Bucak, bunun diğer dillerin yok sayılmasını gerektirmediğini belirtti:

“Türkçe bu ülkenin bir dilidir; Kürtçe, Zazaca, Süryanice, Arapça ve bu coğrafyada yaşayan diğer diller de bu ülkenin toplumsal, kültürel ve tarihsel zenginliğidir.

Bir dili yaşatmak, başka bir dili yok etmek değildir. Bir dili özgürleştirmek, diğerine düşmanlık değildir. Asıl ayrımcılık, bu toprakların dillerinden birini makbul sayıp diğerlerini susturmaktır.”

‘Dillerin kardeşliğini savunuyoruz’

Serra Bucak, Kürtçe ve diğer dillerin kentlerde ve kamusal yaşamda görünür olmasını savunduklarını belirterek, açıklamasına şöyle devam etti:

“Biz, yüz yıldır inkâr ve asimilasyona mahkûm edilmeyi kabul etmedik, etmiyoruz. Dillerimizin susturulmasına, kültürlerimizin görünmez kılınmasına, halkların kendi kimliğiyle yaşamasının engellenmesine razı olmayacağız.

Biz dillerin kardeşliğini savunuyoruz. Dillerin kentlerimizde, yaşamlarımızda ve sokaklarımızda var olmasını; görünür olmasını, özgürce konuşulmasını, yaşamasını ve gelişmesini istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki eşitlik, yalnızca aynı haklara sahip olmak değil; herkesin kendi diliyle, kendi kimliğiyle ve kendi kültürüyle onurlu bir yaşam sürebilmesidir.

Bunun için barış politikaları yürüttük, yürütmeye de devam edeceğiz.

Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir. Barış; birbirinin varlığını kabul etmek, birbirinin acısını duymak, birbirinin kültürüne, kimliğine ve diline saygı göstermektir.

‘Barış, birbirinin dilini sevmekle başlar’

Barış, bir halkın dilini diğerine tehdit olarak görmemektir. Barış, bu topraklarda konuşulan her dili bu ülkenin ortak mirası olarak kabul etmektir. Barış, biraz da birbirinin dilini sevmekle başlar.

Biz bu yolu, dillerin susturulmadığı; halkların birbirinden korkmadığı; herkesin kendi diliyle özgürce konuşabildiği bir gelecek için yürüyoruz.

Anlayanlarla, duyanlarla, eşitlikten ve özgürlükten yana olanlarla bu yolu birlikte yürüyeceğiz. Çünkü biliyoruz: Diller yaşarsa halklar yaşar; halklar eşit ve özgür yaşarsa barış kalıcı olur.”

Rojava’da Kürtçe eğitim ısrarı: ‘Karar değişene kadar devam edeceğiz’