Şiirin gücü

Bir kez daha zorun dayattığı kabus günlerindeyiz. Yapılan her hamle derin yaralar açıyor. Ne pansuman ne de ağrı kesiciler kâr ediyor. Hatta evimizde bile kendimizi evde hissetmediğimiz günlerden geçiyoruz. Kafka, Felice’ye yazdığı mektupların birinde; “sen aynı anda kalbimdeki hem sessizlik hem de kargaşasın” der. Tam da bu haldeyiz. Halimiz ahvalimiz sarsıntılı olsa da böyle durumlarda şiire, şiirin gücüne sığınmak gerek. Çünkü şiir umutsuz durumlarda ayağa kaldıran sestir. Unutturmayan ve direnen her insanın ağzından dökülen melodinin kalbin içine sızmasıdır.

Çeşitli platformlarda aktardığım bir cümle vardır. Hatta bir yazımda da kullanmıştım. Annem anlatmıştı. “Yaşlı ve yoksul bir adam sırtında yiyecek çıkını ile ormanda yürümektedir. Bir süre sonra hem yorulur hem de uykusu gelir. Bulunduğu yerdeki ağaca çıkınını asar ve ağacın dibinde uyur. Birden bir uğultu duyulur. Doğa tanrısının sesidir ve bütün ağaçlar onun önünde eğilip, secdeye durur. Bir tek kavak ağacı eğilmez. Eğer ben eğilirsem, bu yaşlı ve yoksul adamın yiyeceği dökülür ve o daha da perişan olur’ düşüncesidir onun böyle onurlu durması. İşte o gün bugündür kavak ağacı hep öyle dik ve vakur durmaktadır.” Şiir, tam olarak kavak ağacının duruşudur. Şiir, dünyayı belki iyi bir yer haline getiremez, belki savaşları önleyemez. Ancak iyilerle kol kola girer ve barış için haykırır. Bütün cephelerde mazlumun yanında yer alarak, daha özgür bir dünya için mücadele eder.

Yaşananlar gerçekten sıradan şeyler değil. Çok şaşırtıcı ve korkunç. Kurtlar sahnededir ve kardeşlik teklifinde bulunarak dünyayı yakıyorlar. Oysa dünya ve insanlık huzur içinde olduğu sürece, orası bir yaşam yeri olur. Aksi durumda korkunun, sömürünün, savaşın ateşi ile kavrulur ve zalimin elinde ateş büyüdükçe büyür. Şiir tam da burada o ateşe karşı koyar, su taşır. Ölüme karşı bir direnç oluşturur. Her şeyin kötü gittiği zamanlarda sesi yükseltir. O büyük sesin ahlaki duruşunu örgütleyendir şair.

Tarihe bakıldığında iki şeyi görmek mümkün. Birincisi dünyanın her dilinde verilen bir emir vardır ve o emir felaketten başka bir şey ortaya koymamıştır. Korkunç ve büyük savaşlar ve ölümler bu emirlerden yağmıştır. Yıkım günlerine tanıklık etmek ise acıların en büyüğüdür. İkincisi ise bu tanıklığın her dilden tutanakçısı, taşıyıcısı ve aktarıcısı olan şiirin tavrıdır.. Yaşamı kayıt altına alan şairler olmasa bugün çok şeyden haberimiz olmayacaktı. Tarih Hitler’i bildiği gibi, Brecht’i, George Trakl’ı, Paul Celan’ı, İngeborg Bachman’ı da bilmektedir. Franko’yu bildiği gibi Lorca’yı, Juan Ramón Jiménez’i de bilmektedir. Musolini’yi bildiği gibi, Cesare Pavese’yi, Salvatore Quasimodo’yu ve Pier Paolo Pasolini’yi de bilmektedir. Aralarındaki temel fark, birileri ölümü, işkenceyi, barbarlığı savunurken, diğerleri yaşamı, mücadeleyi ve insanlık onurunu savunmuşlardı. Şiir ve emirlerin karşı karşıya geldiği bu savaşta, şiir hep insanlık onurundan yana olmuştur. Şiir böyle zamanlarda insanlığı taşımış ve yaşamın sefilliğe ortak olmasına izin vermemiştir.

Yine hep söylerim. Seksenli yıllar ülkemizi kasıp kavururken, cunta her türlü zalimliği yaparken, şiir ona karşı direnmiş ve o günlerin umudu, rengi olmuştur. Cezaevleri şiirle direnmiş ve dışarıyı da şiirle iştahlandırmıştır.Ahmet Telli, Ahmet Erhan, Can Yücel’in şiirlerini söylerken; Mehmet Çetin, Fadıl Öztürk, Yılmaz Odabaşı, Sezai Sarıığlu, Nevzat Çelik ve Emirhan Oğuz’un şiirlerini unutmamalı. Doksanlı yılları unutmamalı. Kan ve ölümün gecelerin sesi olduğu dönemi. Rüyanın bile korku olduğu o günleri… Şiir yine tanıktır ve şairin kalemi bu tanıklığın aktarıcısıdır.

Belki Neruda ile bitirmek en doğrusu. Şair olmanın anlamını ve şiirin gücünü bu anlatım çok iyi aktarmaktadır. Kurbanların ve katillerin ortasında sevgiyi o kadar iyi ifade etmektedir ki bir kez daha şiirin neden büyülü, şairin neden kahin olduğunu görmekteyiz. Neruda’nın Postacısı romanında, Postacı ile Neruda arasında şöyle bir diyaloğu aktarır Antinio Skármeta. “- Valla ben de şair olmak isterdim.
– Aman birader! Şili’de herkes şairdir. Postacı olmaya devam etsen daha farklı olursun. Hiç değilse dünya kadar yol yürüyorsun ve şişmanlamıyorsun. Şili’de biz bütün şairler göbekliyiz.
– Şair olsaydım istediğim şeyi söylerdim.
– Peki söylemek istediğin şey?
– İşte sorun da orada. Şair olmadığım için söyleyemiyorum…” İyi ki şairler ve şiir var. Şiiirin hayatı gerçek kılma uğraşısı içinde teslim olmaması ve susmaya razı olmaması, onun gücünün önemini bir kez ortaya koymaktadır.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.