• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Sırada küresel gıda enflasyonu ve dönemsel kıtlık riski var!
Sırada küresel gıda enflasyonu ve dönemsel kıtlık riski var!
Süleyman Karan 2 Eylül 2026

Sırada küresel gıda enflasyonu ve dönemsel kıtlık riski var!

Sırada küresel gıda enflasyonu ve dönemsel kıtlık riski var!

 

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (Food and Agriculture Organisation-FAO) Gıda Fiyat Endeksi, Temmuz 2026’da bir önceki aya göre yüzde 0.6 artarak 131.1 puana yükseldi. Endeks, üç ay içindeki ikinci artışını gerçekleştirerek son yılların en yüksek seviyelerinden birine ulaştı. Tahıl, şeker ve bitkisel yağ fiyatları artış kaydetti. Özellikle şeker fiyatları aylık bazda belirgin bir oranda yükseldi. Et ve süt ürünleri fiyatlarındaki gerilemeler, genel artış eğilimini kısmen dengeledi.

YILLIK BAZDA YÜZDE 6.9 ARTIŞ

Fiyatlardaki bu hareketlilik her ürün için geçerli değil. Bazı tarımsal emtialar tarihî zirvelere yürürken, bazıları ciddi düşüşler kaydediyor. FAO Tahıl Fiyat Endeksi aylık bazda yüzde 3.4, yıllık bazda ise yüzde 6.9 artış gösterdi. Özellikle buğday, ‘Karadeniz tahıl koridoru’ndaki riskler ve Avrupa ile ABD’deki aşırı sıcak dalgaları nedeniyle, aylık yüzde 5.8 sıçrayarak artışın temel etkeni oldu. Şeker fiyatlarında da ciddi bir yukarı yönlü hareket var. Olumsuz hava koşulları ve El Niño etkisiyle, şeker fiyatları aylık bazda yüzde 5.6 gibi sert bir yükseliş yaşayarak haziran ayındaki tüm düşüş eğilimini sildi. Bitkisel yağlar, aylık yüzde 2 artışla Haziran 2022’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Biyodizel talebi ve artan hampetrol fiyatları palm ve soya yağını yukarı taşırken, ayçiçek yağı tedârik beklentileriyle düşerek bu artışı hafifletti.

ET VE SÜT ÜRÜNLERİNİN FİYATLARI
TÜRKİYE’NİN TERSİNE SEYİR İZLİYOR

Genel endeks artışını frenleyen kalemler ise et ve süt ürünleri… Et fiyatları yüzde -2.8 ile 2026 yılının ilk aylık düşüşünü yaşarken, sığır ve kümes hayvanı etlerindeki gerilemeye rağmen, koyun eti iki büyük üretici olan Avustralya ve Yeni Zelanda’daki arz sıkıntısıyla yeni bir tarihî zirveye çıktı. Süt ürünleri ise yıllık bazda yüzde 24.8 gibi büyük bir düşüş göstererek uzun vadede en çok ucuzlayan kalem oldu.

Küresel gıda arzı ve üretimi, iklimsel şoklarla jeopolitik krizlerin aynı anda yaşandığı bir ‘kusursuz fırtına’ döneminden geçiyor. FAO uzmanlarının dikkat çektiği üzere, bu iki faktör tarımsal üretimi, rekolte kaybı gibi hem doğrudan hem de artan maliyetler gibi dolaylı etkilerle baskılıyor.

FAO Gıda Fiyat Endeksi’nde bu yukarı yönlü hareket devam ederken, uykuları kaçıracak bir uyarı da yatırım bankası JP Morgan’dan geldi.

KÜRESEL GIDA ENFLASYONU YÜZDE 5’E DAYANABİLİR!

JP Morgan, Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek olası bir gübre tedârik sıkıntısının, gıda enflasyonunu sert bir şekilde artırarak 2027 yılına kadar küresel çapta büyük bir gıda krizini tetikleyebileceği uyarısında bulundu.

Bankanın analizlerine göre, şu an yüzde 2.8 seviyelerinde seyreden küresel gıda enflasyonunun, 2027’nin ilk aylarına kadar iki katına yaklaşarak yüzde 5 sınırına dayanması bekleniyor. Bu ciddi artışın arkasındaki temel neden ise enerji ve tarım piyasalarının can damarı sayılan bölgelerdeki jeopolitik ve lojistik riskler…

Beklenen bu krizin başrolünde, tarımsal üretimin en temel unsurlarından biri olan azot gübresi bulunuyor. Küresel çapta yetiştirilen tarım ürünlerinin yaklaşık yarısında kullanılan bu ürünün tedârik zincirinde yaşanacak bir sarsıntı, tüm maliyetleri doğrudan etkileyecek. Zira dünya üzerindeki azot gübresi sevkiyâtının yaklaşık üçte biri Hürmüz Boğazı üzerinden yapılıyor. Bu dargeçitte yaşanabilecek olası bir tedârik kesintisi, gübre arzının ânîden durmasına sebep olabilir.

ENERJİ KRİZİNDEN ÇOK DAHA KÖTÜSÜ

Bu kötümser senaryoyu daha da tehlikeli kılan mesele ise stok yetersizliği… Ülkelerin elinde geniş çaplı bir stratejik gübre rezervi bulunmuyor. Bu durum, uluslararası piyasaları olası bir tedârik şokuna karşı tamamen savunmasız hale getiriyor.

Çiftçilerin gübreye ulaşamaması veya çok yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalması, doğrudan üretimin düşmesine ve etiket fiyatlarının sıçramasına yol açacak. Eğer ki, JP Morgan’ın bu öngörüsü gerçek olursa, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, doğrudan temel gıda ihtiyacını vuracak ve gıda maliyetleri tüm dünyanın en acil sorunu haline gelecek.

AŞIRI SICAK DALGALARI REKOLTELERİ VURUYOR

Mesele sadece Hürmüz kriziyle sınırlı değil. Güneydoğu Asya ve Hindistan’da El Niño’nun tetiklediği aşırı kuraklık, şeker kamışı ve pirinç rekoltesini doğrudan vurdu. Bu durum, Asya’daki üretim beklentilerini düşürerek şeker fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu. Chicago Ticaret Borsası (Chicago Mercantile Exchange) verilerine göre, mısır fiyatları son üç yılın zirvesine ulaştı. Bunun temel nedeni, ABD’deki mısır kuşağında yaşanan sıcak dalgaları ve Brezilya’daki rekolte düşüşleri… Ayrıca tarihsel veriler, El Niño dönemlerinin, Batı Afrika’daki kakao arzını ciddi ölçüde daralttığını gösteriyor.

Dünyanın en büyük palm yağı üreticileri olan Endonezya ve Malezya’daki hava anomalileri, küresel bitkisel yağ arzının yüzde 60’ını riske atarak üretimi düşürüyor.

Jeopolitik gerilimler ise tarladaki ürünü azaltmasa da onun işlenmesini, taşınmasını ve lojistik maliyetlerini krize sokarak arzı kısıtlıyor. Bu rekolte kırılganlıkları Hürmüz kriziyle birleşince, zincirleme bir etki ortaya çıkıyor. Boğazdaki kriz, küresel petrol arzının beşte birini tehlikeye atarak petrol fiyatlarını bir yıl öncesine göre yüzde 30 civarında yukarıda tutuyor. Yüksek petrol ve doğalgaz fiyatları, tarımın en büyük girdi maliyeti olan kimyasal gübre üretimini baltalıyor, çiftçinin gübre kullanımını azaltarak verimliliği düşürüyor.

Zincirleme reaksiyon bununla da son bulmuyor. Fosil yakıt fiyatları jeopolitik nedenlerle yükseldiğinde, ülkeler alternatif enerjiye yöneliyor. Brezilya ve Endonezya, gıda olarak tüketilebilecek mısır, soya ve palm yağını biyodizel üretimine aktarıyor. Bu durum, gıda amaçlı tarımsal arzı daha da daraltılyor.

İKİ DEV TAHIL ÜRETİCİSİ SAVAŞIRSA!..

Bir diğer savaşın meydanı ise dünyanın iki büyük hububat üreticisinin verimli toprakları… Rusya-Ukrayna hattındaki süregelen çatışmalar ve Karadeniz’deki ihracat limanlarına ve altyapılarına yönelik saldırılar, küresel buğday arzını kesintiye uğratıyor. Buğday rekoltesi ne olursa olsun, küresel pazara ulaştırılamadığı sürece fiyatları yukarı çekiyor.

Sonuç olarak, jeopolitik krizlerin yarattığı yüksek enerji ve gübre maliyetleri, El Niño’nun getirdiği kuraklık ve sel şoklarıyla birleştiğinde, çiftçilerin kâr marjlarını sıfırlıyor ve küresel gıda üretim ekosistemini kırılgan hale getiriyor.

Küresel ölçekte yaşanan El Niño kaynaklı iklim krizleriyle Hürmüz Boğazı ve Karadeniz merkezli jeopolitik gerilimler, Türkiye’nin tarım sektörü ve gıda fiyatları üzerinde de doğrudan bir maliyet ve arz şoku yaratıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verileri bu olumsuz gelişmelerin, Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye tarımına ve gıda enflasyonuna yansımalarını ortaya koyuyor.

El Niño küresel ölçekte birçok bölgede kuraklığa yol açsa da Türkiye, 2026-2027 sezonuna kışlık ekim alanlarının genişlemesi ve ilkbahar yağışlarının iyi gitmesi sayesinde avantajlı girdi. 2025 yılındaki kurak sezonun ardından bu yıl buğday üretiminin 22.75-23.25 milyon ton bandına ulaşarak güçlü bir toparlanma yaşayacağı öngörülüyor. Ancak, üretim miktarı artsa da jeopolitik risklerin tetiklediği enerji şokları Türkiye tarımının en yumuşak karnı… Hürmüz Boğazı’ndaki transit aksamalar nedeniyle, azotlu gübre tedarik zincirinin bozulması, ithal gübre ve mazot maliyetlerini tırmandırdı. Bu durum, çiftçinin üretim maliyetlerini doğrudan artırarak tarladaki ürünün fiyat aralığını yukarı taşıyor.

DAHA GIDA ENFLASYONUNUN ATEŞİ SÖNMEMİŞKEN…

FAO Gıda Fiyat Endeksi Mart 2022’deki tarihî zirvesinin oldukça altında seyrederken, Türkiye’de gıda enflasyonu yerel dinamikler, kur baskısı ve girdi maliyetleri nedeniyle, küresel ortalamadan negatif ayrışmaya devam ediyordu. Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yüzde 30’larda, gıda enflasyonu ise pek de inandırıcı olmayan rakamlara göre bile yüzde 30’lara yakın seyrediyor. TCMB, 2026 yıl sonu gıda enflasyonu tahminini yüzde 26.3’ten yüzde 28.5’e yükseltmek zorunda kaldı.

El Niño küresel ölçekte pirinç ve şeker fiyatlarını yükselttiği için, Türkiye bu ürünleri daha pahalıya ithal eder hale geldi. Jeopolitik risklerin petrol ve gübre fiyatlarına yansıması, yerel hasat miktarı iyi olsa bile, gıda fiyatlarının ucuzlamasını engelliyor ve yaz aylarında bile gıda enflasyonunu yüksek tutuyor.

İHRACAT YASAKLARI VE İTHALATA VERGİ İNDİRİMLERİYLE OLMUYOR

Hükûmet, küresel gıda krizinin ve yerel girdi maliyetlerinin iç piyasaya yansımasını önlemek amacıyla, kontrollü ticaret ve korumacı politikaları devreye aldı. Ticaret Bakanlığı, iç piyasada ürün bolluğunu sağlamak ve spekülatif fiyat hareketlerini dizginlemek için gıda arzı ve dış ticaret politikalarında radikal müdahalelerde bulundu.

Bakanlık, yerel tüketicinin temel gıdaya erişimini koruma hedefiyle, kritik gıda ürünlerinin yurtdışına çıkışını doğrudan sınırlandırdı veya yasakladı. İhracatı tamamen yasaklanan ürünler arasında; büyükbaş ve küçükbaş hayvan eti, ayçiçek yağı, yağlı tohumlar, yeşil ve kırmızı mercimek var. İç piyasada fiyatları en çok dalgalanan beyaz et, yumurta, nohut ve kuru fasulyenin ise ihracatı sert kotalarla sınırlandırılmış bulunuyor. Elma ve limon gibi mevsimlik ürünler, yurtdışına satılmadan önce devlet takibine alınması amacıyla, ‘İhracatı Kayda Bağlı Mallar Listesi’ne dahil ediliyor.

El Niño ve jeopolitik şokların yarattığı yerel rekolte kayıplarının etkisini kırmak için ithalat tarafında gümrük vergileri geçici olarak sıfırlandı veya düşürüldü. Yağ fiyatlarındaki küresel artışa karşı, 1 milyon ton yağlık ayçiçeği tohumu için 0 gümrük vergili veya karşılığı 400 bin ton ham ayçiçeği yağı için yüzde 20 vergili yüksek hacimli bir tarife kontenjanı açıldı. Yeşil mercimekte uygulanan gümrük vergisi geçici olarak yüzde 19.3’ten yüzde 10’a düşürüldü. Gıda sanayisinde kullanılan yulafta ise yüzde 130’luk vergi, sanayicinin maliyetini düşürmek amacıyla, yüzde 30’a çekidi.

YAPISAL BUNALIMI ÇÖZMEK YERİNE
PALYATİF ÖNLEMLERE SIĞINMAK

Bu palyatif önlemler nihaî tüketiciyi geçici bir süre koruyor belki ama üreticilerin aleyhine işliyor. Hükûmetin gıda enflasyonunu baskılamak amacıyla uyguladığı ihracat yasakları, kotalar ve ithalat kolaylıkları, iç piyasada ânî fiyat şoklarını engellese de ihracatçı yerli üreticilerin ve tarım birliklerinin ciddi finansal kayıplara uğramasına neden oluyor. Zaten kredi borcu sarmalı içinde olan çiftçiler daha az toprak eker oluyor.

Hükûmetin bu hamleleri, küresel kriz sürecinde, iç piyasada ânî ürün kıtlığı oluşmasını ve fiyatların kontrolsüz sıçramasını engellemede kısa vadeli bir kalkan görevi görüyor. Kalıcı bir fiyat düşüşü için bu ticaret kısıtlamalarının ötesine geçilerek; çiftçinin mazot ve gübre gibi ithal girdi maliyetlerinin düşürülmesi ve tarımsal sulama altyapısının güçlendirilmesi gerekiyor.

Çok uzun yıllardır, tarımdaki yapısal sorunları çözmeye yönelik planlı ve etkin politikalar belirleme ve uygulama konusunda parmağını oynatmayan sağ popülist iktidarların günahının bedelini, yıllardır ete, süt ürünlerine, sebzeye ve meyveye erişimde büyük zorluk yaşayan bu millet ödüyor. Ve görünen o ki, şimdi küresel gıda enflasyonu ve olası kıtlıklar sebebiyle bedel daha da artacak!

AĞUSTOSTA MUTFAK ENFLASYONU
BİRAZ SAKİNLEDİ DİYE SEVİNMEYİN!

Gelelim hâlihazırdaki mutfak enflasyonuna… Türk-İş Konfederasyonu tarafından, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişimlerinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla, her ay düzenli olarak yapılan araştırmanın 2026 Ağustos ayı sonuçlarına göre; Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı, yani açlık sınırı 37,388 TL’ye yükseldi. Yani bir asgarî ücretlinin geçimini sağladığı bir hanedeki insanların aç kalmaması için, ay boyunca bir yerlerden 9,312.5 TL bulması gerekiyor.

Şimdi hâl böyleyken, bir de küresel gıda enflasyonu alevlenirse, işte o zaman anlayacağız ki, açlıkla yüzleşe yüzleşe şerbetlenilmiyor. Sadece daha da aç kalınıyor!

 

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.