• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Sokak hayvanları yasasına Meclis’ten tepki: Sokaklar ve barınaklar ölüm kokuyor

Sokak hayvanları yasasına Meclis’ten tepki: Sokaklar ve barınaklar ölüm kokuyor

Hayvan hakları savunucuları, veteriner hekimler ve avukatlarla birlikte Meclis’te açıklama yapan DEM Partili Perihan Koca, 2024’te yasalaşan düzenlemenin ardından sokaklarda sistematik bir kıyım yaşandığını vurguladı.

Sokak hayvanları yasasına Meclis’ten tepki: Sokaklar ve barınaklar ölüm kokuyor
Sokak hayvanları yasasına Meclis’ten tepki: Sokaklar ve barınaklar ölüm kokuyor
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 17 Haziran 2026 17:49

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, 7527 sayılı Kanun’un kabul edilmesinin ikinci yılı nedeniyle hayvan hakları savunucuları ile birlikte Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

Temmuz 2024’te Meclis’ten geçen hayvan haklarına yönelik yasal düzenlemeyi “katliam yasası” ve “ölüm fermanı” olarak nitelendiren Koca, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten bu yana sokaklarda ve barınaklarda kıyım yaşandığını belirterek, çözümün öldürmekten değil, yaşamdan yana tavır almaktan geçtiğini vurguladı.

Temmuz 2024 yılında yasalaşan düzenlemenin arkasındaki siyasi iradeyi ve sonrasındaki süreci eleştiren Koca, “AKP-MHP iktidar oylarıyla geçirilen, faşizmin ihtiyaçları için, şiddetin normalleştirilmesi için geçirilen hayvan katliam yasası bu Meclis’ten geçtiği andan itibaren Meclis başta olmak üzere ülkemiz ne yazık ki kan kokmaya başladı, ölüm kokmaya başladı” dedi.

‘Sokaklar ve barınaklar ölüm kokuyor’

Yasanın uygulanmaya başlanmasıyla birlikte güvenli olarak gösterilen alanların ve sokakların durumuna değinen Koca, “Şu anda sokakların katliam arkasından kaynaklı güvenli olmadığı, sokaklarda şiddetin normalleştirildiği, barınakların ölüm ve katliam koktuğu bir gerçekliğin içerisindeyiz. Ne yazık ki sokaklarda hayvanlar katliama uğramaya devam ediyor ve hayvan düşmanlığı, ölüm, katliam gerçekliği ülkemizde gündelik yaşamın bir parçası haline getirilmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

‘Çözüm ölüm değil yaşam’ 

Koca, ölüm politikaları yerine alternatif çözüm yollarının ve bilimin rehberliğinin esas alınması gerektiğini belirterek, parlamentoya ve iktidara seslendi. Koca, “‘Ölümden yana değil, yaşamdan yana tavır alın, pozisyon alın, yaşam hakkını güvence altına alacak bir yasayı bu Meclis 2019’da komisyon raporunda çıkarttığı gibi bu Meclis anayasal, yasal bir yaptırım haline getirebilir’ dedik. ‘Bu kıyım yasasına karşı yaşamın yasasını, bilimin yasasını hep birlikte yapalım’ dedik. Ama o günden bu yana ne yazık ki yaşam değil, ölüm naraları bu Meclis’in öncülüğünde yükselmeye devam ediyor” şeklinde konuştu.

Karşı karşıya kaldıkları bu tablo karşısında hiçbir şekilde karamsarlığa kapılmayacaklarını ve yaşamı savunma kararlılığından vazgeçmeyeceklerini kaydeden Koca, “Bu karanlığa karşı yaşamı ilmek ilmek yaşam hakkı savunucularıyla, hayvan hakkı savunucularıyla birlikte örmeye, örgütlemeye çalışıyoruz. Çünkü bizim ölüme değil, katliama değil, yaşama ihtiyacımız var. İşte bugün çözümün öldürmekten geçmediğini bir kez daha bu katliam yasasının ikinci yıl dönümünde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden hep birlikte haykırmak için bu kürsüdeyiz” dedi.

Veterinerlerden uyarı: Vakum etkisi

DEM Partili Koca’nın ardından konuşan veteriner hekim Ceren Başyiğit, veteriner hekimliğin sadece hayvanları tedavi eden değil, halk sağlığını, biyogüvenliği ve canlı haklarını koruyan bir kamu hizmeti olduğunu söyledi.

Veteriner hekimlikte onlarca yıldır bilinen temel bir gerçeğe işaret eden Başyiğit, “Bir bölgede popülasyon yapay olarak azaltıldığında çevreden yeni hayvanlar gelir ve kalanların üreme başarısı artarak aynı denge yeniden oluşur. Ekolojide buna ‘vakum etkisi’ denir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü kitlesel toplamayı değil; kısırlaştırma, aşılama ve yerinde popülasyon yönetimini önermektedir” dedi.

Uluslararası örnekler 

Dünyadaki uygulamalardan örnekler vererek kitlesel öldürme politikalarının sonuç vermediğini belirten Başyiğit, “Bunun en somut başarısızlık örneği Romanya’dır. Romanya 13 yıl boyunca kitlesel öldürme politikası uygulamış, ancak ne popülasyonu kontrol altına alabilmiş ne de halk sağlığını koruyabilmiştir. Buna karşın ‘Kısırlaştır, Aşıla, Yerinde Yaşat’ modelini başarıyla uygulayan Tayland, İtalya, İspanya, Bulgaristan ve Ukrayna gibi ülkeler popülasyonu ve zoonoz hastalıkları kontrol altına almayı başarmıştır” ifadelerini kullandı.

Avukatlardan tepki: Hukuki sorumluluk vurgusu

Yaşamdan Yana Avukatlar adına açıklamalarda bulunan Sinan Ayaz, ükenin dört bir yanında yaşanan durumun münferit olmadığını, aksine sistematik bir ihlal tablosuyla karşı karşıya kalındığını belirterek, yaşanan katliamlara son verilmesi çağrısında bulundu.

Mevcut mevzuata göre idarenin sorumluluklarını hatırlatan Ayaz, 5199 sayılı Kanun’un idareye hayvanları koruma, tedavi etme ve uygun koşullarda barındırma sorumluluğu yüklediğini ifade etti. Ayaz, “Türkiye’nin birçok yerinde belediye bakımevlerinde hayvanların bilinçli bir şekilde açlık, susuzluk, hastalık sonucu ölüme terk edildiğini, hatta vahşi yöntemlerle öldürüldüğünü açıkça göstermektedir. Bu tablo münferit olaylarla açıklanamaz. Bilakis bu tablo; yaşam hakkının sistematik biçimde ihlal edildiği bir tablodur. Bugün karşınızda duran acı gerçek şudur: Yıllarca uygulanmayan kamu politikalarının bedeli hayvanlara ödetilmektedir. Oysa bir hukuk devletinde, kamu kurumlarının görevlerini yerine getirmemesi sonucu korunması gereken canlıların katledilmesi olamaz” şeklinde konuştu. (ANKA)