• Ana Sayfa
  • Gündem
  • Taner Akpınar yazdı | Kapitalizmin yol açtığı sellerden kütük kapan Çiçikovculuk
Taner Akpınar yazdı | Kapitalizmin yol açtığı sellerden kütük kapan Çiçikovculuk
Konuk Yazar 17 Nisan 2026

Taner Akpınar yazdı | Kapitalizmin yol açtığı sellerden kütük kapan Çiçikovculuk

Hindistanlı politik iktisatçı Prabhat Patnaik, 1990 yılında, “Whatever Has Happened to Imperialism?”[1] başlıklı bir yazı kaleme almıştı. Yazının başlığını Türkçe, “Emperyalizme Ne Oldu?” diye ifade edebiliriz, ancak, bu, yazarın kastettiği anlamı hakkıyla yansıtmaz. Çünkü yazıyı okuyup içeriğine vakıf olunca anlıyoruz ki, Patnaik, aslında emperyalizm kavramı nereye kayboldu diye soruyor ve var olan dünya düzenindeki sorunları konuşurken Marxist çevrelerin bile bu kavramı artık kullanmadığına işaret ediyor. Başlıkta “what” yerine “whatever” ifadesini kullanmasından da anlıyoruz ki, bu durum onu şaşırtıyor. Patnaik’i şaşırtan, emperyal dünya düzeninin, kendi ifadesiyle, “zerre değişmeksizin” hüküm sürmeye devam ediyor olmasına karşın, kavramın dillerden ve kalemlerden düşmüş olmasıdır. Korkut Boratav da, 1997 yılında, bu yazıya atıfla, emperyalizm hüküm sürmeye devam ederken, “emperyalizm” kavramının “küreselleşme” kavramı ile ikame edilerek, var olan dünya düzeninin hiyerarşik ve eşitsiz olmak yerine, yatay düzlemde eşitler arası ilişkilerin hüküm sürdüğü bir düzen gibi gösterildiğine dikkat çekmişti.[2]

Şimdilerde ise “Kapitalizm kavramı nereye kayboldu?” diye benzer bir soru sormak gerekiyor. Çünkü küresel kapitalist düzenin mevcut durumu, büyük ölçüde, bu kavram kullanılmadan konuşulup tartışılıyor. Büyük ölçüde dememin sebebi, bu kavramı kullananlar da var elbette ama onların sesleri boğularak kavram ortadan kaybedilmeye çalışılıyor. Küresel kapitalist düzendeki güncel olgu ve olaylar, siyasi liderlerin hırsları, hevesleri, kaprisleri, kompleksleri vb. gibi daha çok ruhsal kişilik özellikleri üzerinden açıklanıyor ve bu bağlamda var olan siyasal sistemlere de “otoriter”, “rekabetçi otoriter”, “seçimlerin yapıldığı otoriter” gibi adlar konuluyor.

Kapitalist bir dünya düzeninde yaşıyoruz ve bu, küresel ölçeğe yayılıp yerleşmiş emperyalist bir düzendir. Kapitalist düzen biri siyasi ve diğeri ekonomik olmak üzere iki büyük yalan üzerine kuruludur. İlki kapitalizmin eşit, adil, hukukun üstünlüğüne dayalı, özgürlükçü bir düzen olabileceği, ikincisi de tam rekabet piyasası aldatmacasıdır. Tarihsel süreçte her ikisinin birlikte pratik gerçeklik hâline geldiği böylesi bir iyicil (benign) kapitalizmin görüldüğü ne bir yer ne de bir zaman olmuştur. Ken Loach’un 45 Ruhu (The Spirit of ʹ45) belgeselinde, sözlü tarih çalışması yaptığı kişilerden biri olan Julian Tudor Hart’ın ifadesiyle, “herkesin duyduğu ama hiç kimsenin görmediği anka kuşuna benziyor, iyicil/şevkatli kapitalizm.”

Bugün gelinen noktada kapitalizm birçok bakımdan sürdürülemez durumdadır ve egemenlerin kendileri tarafından oluşturulup 2030 yılına takvimlenerek Birleşmiş Milletler (BM) marifetiyle dolaşıma sokulan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (Sustainable Development Goals) de aslında bunun itirafıdır. 2030 yılı yaklaşırken onyedi sorunun en acili olan açlığın, dünyadan silinmesi şöyle dursun, gittikçe artmakta olduğuna yine BM tarafından her yıl düzenli bir şekilde yayınlanan “hunger hotspots” (Türkçe, “açlığın yakıcı bir sorun olduğu yerler” diye söyleyebiliriz) başlıklı raporlarla dikkat çekiliyor. Kapitalizmin yol açtığı çevre katliamları bir bütün olarak dünyayı yaşanamaz hâle sokuyor. Ebru Başgül, buna karşı çözüm olarak sunulan geri dönüşüm furyasının da, kapitalizmin yol açtığı çevre tahribatının önüne geçmek şöyle dursun, emperyal ilişkileri yeniden üreten bir nitelikte olduğunu ortaya koyuyor.[3]

Eric Hobsbawm, 1970’lerde ve 1980’lerde kıtlığın kitleselleştiğini ve bu durumun klasik imgesi olan açlıktan ölen yabancıl (exotic) çocukların, Batı’daki bütün televizyon ekranlarında, akşam yemeklerinden sonra seyredildiğini söylemişti.[4] 1991’de vuku bulan ve Birinci Körfez Savaşı olarak anılan savaştan beri, savaşları da televizyon ekranlarından canlı bir şekilde izler olduk. Günümüzde ise kapitalizmin yol açtığı sorunları ekranlardan izlemekle yetinmek yerine, Nikolay Vasilyeviç Gogol’ün Ölü Canlar eserindeki Çiçikov karakterinden esinlenmişçesine, bunu fırsata çevirme davranışının yaygınlaştığına tanık oluyoruz. Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filminde, arabanın bagajına konulan cesetten kalan boşluğa kavun tıkıştırılan bir sahne var. Bu sahnede de, aslında, Çiçikovculuğun bir başka biçimi yansıtılıyor.

Ne yazık ki Çiçikovculuk edebiyat eserlerinden ve sinema filmlerinden çıkıp olgusal bir gerçeklik hâline gelmiş durumda. 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremlerde temel ihtiyaç maddelerini fahiş fiyata satarak, enkaz kaldırma ve yıkılan binaların yerine yenilerini yapma işini kapma planları yaparak, enkazları yağmalayarak ve kimsesiz kalan çocukları kaçırmaya çalışarak depremi fırsata çevirenlerin olduğuna tanıklık etmiştik. Dahası, depremin üzerinden on gün bile geçmemişken, akademisyenlerin doçentlik ve akademik teşvik puanı biriktirmek amacıyla deprem konulu birtakım “bilimsel” etkinlikler düzenlediğine de tanık olmuştuk.[5]

İran’a yönelik 2026 Şubat ayında başlatılan yeni emperyal saldırının ilk günlerinde bir okulun vurulup 170’den fazla masum öğrenci çocuğun katledildiği sırada, memlekette akaryakıta yaklaşık 6 lira zam gelecek diye bir haber çıkmıştı. O akşam henüz zamlı fiyattan satış başlamadan önce yakıt istasyonlarında büyük çoğunluğunu binek araçların oluşturduğu kuyruklar caddelere taşıp trafiği felce uğratmıştı. Binek araçların yakıt depoları 45-65 litre arasında değişen ölçülerde yakıt kapasitesine sahip, bu da demektir ki, 6 lira zam gelmeden önce bir tam depo dolusu yakıt alan araç sahiplerinin kazancı 270-390 lira arasında değişiyordu. Çocuklar katledilmişken, birçok kişi, buna tepki göstermek için harekete geçmek yerine, 270-390 liranın peşine düşmüştü.

Selden kütük kapmanın bu gibi görece küçük çaplı olanlarından başka bir biçimi var ki, küresel ölçekte yerleşik bir endüstri hâline gelmiş durumdadır. Bu, göçmen kaçakçılığı faaliyetleridir. Küresel kapitalizmin yeniliberal çağda yol açtığı eşitsizlikler insanları yerlerinden yurtlarından ederek kitlesel bir şekilde göçe zorlamaktadır. Ancak, ulus devlet düzeninde göç yolları kapalıdır. Bu durum, kaçınılmaz olarak yasadışı yollara başvurulmasına neden oluyor ve göç yollarına koyulanların canları/cesetleri, Çiçikovculuğun kapitalist çağdaki en azgın timsalleri tarafından bir metaya çevriliyor maalesef.

Göçmen kaçakçılığı faaliyetleri, küresel ölçekte yıllık 6 milyar avro hasılat yapılan bir sektör hâline gelmiş bulunuyor.[6] Türkiye de bu faaliyetlerin gerçekleştiği ana güzergâhlardan biridir ve ülke sınırlarında, özellikle de karasularında, göçmenlerin ölümleri sıradan bir olay hâline gelmiş durumdadır. Ölümlerin bir yenisi 1 Nisan 2026’da yaşandı. Bu tarihte, medya organlarında, Bodrum-Muğla civarında, bindikleri lastik botun batması sonucu, 19 göçmenin öldüğü haberi yer aldı. Ercüment Akdeniz, takdire şayan bir şekilde, göçmenlerin maruz kaldığı sorunları ısrarlı bir şekilde köşesine[7] taşıyıp özellikle de ölümlerinin kanıksanmasının önüne geçebilecek bir hareketi tetiklemeye/teşvik etmeye çabalıyor. Bu gibi bireysel çabaların dışında bir ses çok çıkmıyor artık.

Yeniliberal çağın başlangıcının ilk on yılından itibaren kapitalist düzenin verili bir politik ekonomik düzen olduğu, bundan böyle değiştirilip dönüştürülemeyeceği görüşü egemenler tarafından dolaşıma sokuldu ve bu görüş kitlesel kabul gördü. Öyle ki, alternatif görüşler, çağdışı olmakla ve geri kafalılıkla yaftalanıp saf dışı edildi ve ediliyor. Dahası, üniversitelerde bile liberalizmin ve kapitalizmin nesnel-teknik, bunlara alternatif kavramların ve toplumsal düzen tahayyüllerinin ise taraflı-ideolojik bulunduğu bir çağda yaşıyoruz. Başka türlü bir politik ekonomik düzenin mümkün olduğuna inananlar ise dağınık-parçalı bir hâldeler ve bu hâl de kapitalizmin ebedi bir varoluş kazandığı görüşünün güçlenmesine hizmet ediyor. O nedenle, başka türlüsünün mümkün olduğunu düşünenlerin artık dönüp kendine bakmaya başlaması bir zorunluluktur. Aksi halde egemenlerin başrol oynadığı emperyal saldırıları ve bu saldırıların yarattığı ortamda selden kütük kapan Çiçikovculuğu seyre dalar dururuz.

 

[1] Prahbat Patnaik, Whatever Has Happened to Imperialism?. Social Scientist, Vol.: 18, No: 6/7, pp. 73-76, 1990.

[2] Korkut Boratav, Impérialisme contre mondialisme, quelques réflexions. Revue Tiers Monde, tome 38, n°150, pp. 285-291, 1997.

[3] Ebru Başgül, Sermaye Birikimi, Uluslararası İş bölümü ve Emek Süreci Bağlamında Atık Endüstrisi: Ambalaj Atığı Örneği (Yayınlanmamış Doktora Tezi). Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Antalya, 2025.

[4] Eric Hobsbawm, Age of Extremes –The Short Twentieth Century 1914-1991. Abacus, London, 1995, Sayfa: 260.

[5] Taner Akpınar, Deprem ve Homo Academicus. Çalışma Ortamı, Sayı: 173, Sayfa: 4-6, 2023.

[6] European Council, Fighting migrant smuggling and human trafficking, https://www.consilium.europa.eu/en/policies/migrant-smuggling-human-trafficking/, erişim tarihi: 4.4.2026.

[7] https://ilketv.com.tr/author/ercumentakdeniz/

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.