“Türkiye gibi ülkeler ‘göçmen deposu’ yapılmak isteniyor”

AB’nin yeni Göç ve İrtica Paktı ile birlikte devreye giren düzenleme, Türkiye gibi ülkeleri “göçmen deposu” haline getirme riski taşıyor. Bu yeni yaklaşımın etkileri İstanbul’da düzenlenen bir çalıştayda ele alındı ve uzmanlar AB’nin geçici sözleşmelerle çalıştırıp geri gönderebileceği bir göçmen işçi modeli kurduğuna dikkat çekti.

“Türkiye gibi ülkeler ‘göçmen deposu’ yapılmak isteniyor”
  • Yayınlanma: 20 Haziran 2026 19:30
  • Güncellenme: 20 Haziran 2026 19:35

AB’nin yeni Göç ve İrtica Paktı ile birlikte devreye giren düzenleme, göçmenlerin üçüncü ülkelerde tutulmasını öngörüyor. Uzmanlara göre bu düzenleme, Türkiye gibi ülkeleri “göçmen deposu” haline getirme riski taşıyor. Uzmanlar aynı zamanda AB’nin geçici sözleşmelerle çalıştırıp geri gönderebileceği bir göçmen işçi modeli kurduğuna dikkat çekiyor.

Avrupa Birliği Parlamentosu, AB ülkelerinden sınır dışı edilecek kişiler için birlik sınırları dışındaki üçüncü ülkelerde geri gönderme merkezlerinin kurulmasına izin veren yasayı kabul etti. 17 Haziran 2026’da Strasbourg’da kabul edilen düzenleme, Avrupa Birliği tarihindeki en sert göç yasalarından biri olarak değerlendiriliyor.
Yeni düzenleme ile sınır dışı süreçlerinin hızlandırılması hedeflenirken, iltica başvurusu reddedilen kişilerin AB dışındaki ülkelerde kurulacak merkezlere gönderilmesinin önü açılıyor. AB ülkeleri, bu kapsamda üçüncü ülkelerle anlaşmalar yapabilecek.
AB Göç ve İrtica Paktı ile birlikte yürürlüğe giren bu yeni yaklaşımın etkileri İstanbul’da düzenlenen bir çalıştayda ele alındı. Uzmanlar, düzenlemenin hem Avrupa’da hem de Türkiye’de ciddi sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

‘AB geçici sözleşmelerle çalıştırıp geri gönderebileceği bir göçmen işçi modeli kuruyor’

Gazeteci ve İlke TV programcısı Ercüment Akdeniz, 12 Haziran’da yürürlüğe giren AB Göç ve İrtica Paktı’nın tehlikelerine dikkat çekerek, “Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. 2026’da en önemli gelişme 12 Haziran’da yürürlüğe giren AB yeni Göç ve İrtica Paktı. AB sınırları sertleştiriyor. Göçmenleri az gelişmiş ülkelere gönderip Türkiye gibi ülkeleri göçmen deposu yapmak istiyor. Bu açıdan bizi ilgilendiriyor. Göçmenlerin haklarını da ihlal ediyor” dedi.
Akdeniz, AB’nin göç politikalarının ekonomik boyutuna da işaret etti: “Avrupa Birliği kalkınma ajanslarının başka bir stratejisi var. Birikmiş ve göçmen depolarda toplanmış mültecileri ucuz, güvencesiz, genç iş gücü olarak yetiştirmek, kalifiye hale getirmek; sonra da onları özel istihdam büroları aracılığıyla Avrupa’daki fabrikalara ve tekellere kiralamak.”
Bu sistemin “geçici sözleşmeli işçilik” üzerinden yürütüleceğini belirten Akdeniz, “Artık eskisi gibi Avrupa mülteci istemiyor. Geçici sözleşmelerle çalıştırıp geri gönderebileceği göçmen işçi emeği transferi yapıyor” ifadelerine yer verdi.

“İşçi sınıfı için de risk”

Akdeniz, bu politikanın Türkiye’deki işçi sınıfı üzerindeki etkilerine de dikkat çekti:
“Türkiye’de patronlar, hali hazırda yüzde 14’lerde olan sendikal örgütlenmeye bile tahammül etmiyor. En küçük bir hak mücadelesinde işçiler işten çıkarılıp yerlerine yabancı emekçiler getiriliyor. Göçmenler elbette çalışmalı ama güvencesiz ve düşük ücretle çalıştırıldıklarında büyük bir emek rekabeti ortaya çıkıyor. Patronlar da bunu bir baskı aracı olarak kullanıyor. Bu durum işçi sınıfını bölüyor. Sendikaların ortak mücadeleyi örgütlemesi gerekiyor.”

“En büyük günah keçisi göçmenler”

Göçmen Mülteci Dayanışma Ağı’ndan Araştırmacı Özgün Özata, göç politikalarının en ağır etkilerinden birinin de kadınların ve LGBTİ+ bireylerin yaşadığına dikkat çekti:
“En büyük günah keçisi olarak Türkiye’nin güncel problemleri için göçmenler gösteriliyor. Başta da göçmen kadınlar ve LGBTİ+ bireyler geliyor. Hassas bir grupta yer alıyorlar. Çünkü ırkçı ve ötekileştirici söylemlerin odağında yer alıyorlar. Genel olarak zaten göçmenlere istihdam sağlanamıyor. Kadınlar da bu durumdan daha çok mağdur oluyorlar. Bulabilirse günübirlik işlerde çalışıyorlar ama çoğu zaman onu da bulamıyorlar. Maddi olarak çok büyük zorluklar çekiyorlar. Bunun dışında dil bariyeri, eğitim, sağlık ve adalete erişim gibi çoklu sorunları var.”

“Evden hiç çıkmadan yaşayan pek çok kadın gördüm’

Özata, güvenlik açısından da ciddi sorunlar yaşandığını, sahadan edindiği örnekler üzerinden anlatarak, “Mahalle baskısı diyebileceğimiz şey kadınlar üzerinde çok fazla oluyor. Ben sokağa çıkmaktan korkan veya evden hiç çıkmadan yaşayan pek çok kadın gördüm saha araştırması yaptığım süreçte. Buldukları gündelik işlere dahi korkudan gidemiyorlar” dedi.
Şiddetin de arttığına dikkat çeken Özata, özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin etkisine işaret etti: “Şiddetin de odağında yer alıyorlar. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nin geri çekilmesiyle çok daha fazla artmış durumda. Zaten deport edilme korkusuyla kolluk kuvvetlerine başvurmaya çekiniyorlardı. İstanbul Sözleşmesi’nin geri çekilmesiyle de iyice savunmasız bir hale geldiler.”

Çözüm önerisi olarak ise şu çağrıyı yaptı:
“Öncelikle İstanbul Sözleşmesi’nin tekrardan gündeme getirilmesi gerekiyor. Topluma entegrasyon sürecinde bu ırkçı, ötekileştirici söylemlerin yanlış olduğunu, uyum içinde birlikte yaşamanın önemini anlatacak şekilde medyaya büyük görev düşüyor.”

Mülteci statüsü tanınmıyor

DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki ise Türkiye’deki hukuki statü sorununa dikkat çekerek, Türkiye’nin 2012’den sonra ciddi bir kitlesel göç aldığına ancak bu kişileri mülteci olarak tanımlamadığına dikkat çekti. “Eğer tanımlasaydı Cenevre Sözleşmesi’nden doğan tüm hakları kullanabileceklerdi. Bunun yerine geçici koruma statüsü uygulandı” diyen Saki,
“Türkiye’deki mültecilerin büyük bölümü temel haklardan yararlanamıyor. Türkiye’de Cenevre Sözleşmesi’nden doğan hakları kullanan neredeyse 150 mülteci var. Oysa bu ülkede 4 milyona yakın mülteci bulunuyor ve bu haklardan yararlanamıyorlar” vurgusu yaptı.

Türkiye’de sığınma prosedürü: ‘İnsanlar yıllarca arafta kalıyor’

Akademisyen Müge Dalkıran ise AB içinde ortak sığınma politikalarında yaşanan sorunlara dikkat çekti: “2015-2016’da Türkiye’den Yunan adalarına yoğun geçişler sırasında AB’nin ortak sığınma rejimindeki çatlaklar daha görünür hale geldi. AB içinde dayanışma sorunu var. Yunanistan ve Malta gibi sınır ülkelerinde kalan sığınmacıların diğer ülkelere yerleştirilmesi konusunda anlaşmazlıklar yaşandı.”
Türkiye’deki uzun sığınma süreçlerine de değinen Dalkıran, “Türkiye’de çok uzun süren bir sığınma prosedürü var. İnsanlar yıllarca arafta kalıyor. Ne statüleri tamamen kabul ediliyor ne de reddediliyor. Bu da onların tam korumadan yararlanmasını engelliyor” dedi.