Oturup benimle ibadet kıldı
Yalan söyledi de yüzüme güldü
Yalın kılıç olup üstüme geldi
Çaldı bölük bölük böldü dert beni
Pir Sultan
İnsan garip bir canlı. Ne yapacağını bildiği gibi, ne yapacağını bilmeden de yaşayabiliyor. Bilinç ve düşünce kavramı hayatı bağlayan kavramlar. Tarihsel olarak da öyle. Bir ama var burada. Ama birileri insanlık için güzel şeyler yaparken, birileri neden o güzel şeyleri engellemek ister. Yönetenleri dahil etmiyorum. Yoksulları, sıradan insanları düşünerek söylüyorum. Hani hep söylenir ya akıl tutulması. İşte o akıl tutulmasının arkasında hep ‘ama’lar var. Bu iyidir ama diye başladıkları cümlenin sonuna dünya kadar şey eklerler. Zaten birileri onlar adına düşünür ve doğru kararı verir. Buradan dahil olurlar yaşama. Sıradan insan için değer, ona öğretilen ve ondan istenendir. Bu ırksal olabilir, güce tapma olabilir, dinsel olabilir. Bütün hayatları bunlar üzerinden şekillenir.
Yakın zamanda ülkenin ortasında bir şehirde geçmişten beri tekrarlanan ve önceden hazırlanan oyun devreye sokuldu. Zaten önceden kurgulananı bir yalan kampanyasıyla yaymak mümkün. 6-7 Eylül bugün çok bilinen bir olay artık. Ne gizlisi ne de saklısı kaldı. Sıradan insanın gaddarlığı ve acımasızlığı büyük bir talana dönüştü. Maraş’ta olanlar farklı mı? Bir söylentiyle komşusuna saldıran sıradan insanların yaptıklarını unutmak mümkün mü? Maraş’ın neyin tezgahı olduğunu 12 Eylül tarihine bakmak yeterli. Çorum var, Malatya var… Tümü de aynı kurgunun parçası. İlginç olan hep şu. Gaza gelen insanlar aynı dürtülerle saldırıyorlar. Etnik, dinsel ve düşünce olarak kendilerine benzemeyene saldırarak büyük acılar bırakıyorlar. Örneğin, neden hep Alevilere karşı bir gaza gelme durumu var. Ya da neden bu ülkenin vatandaşı olan diğer etnik kimliklere. Bir gecede demografik yapı değiştirilebilir mi? Değiştiriliyor işte. Herkes bulunduğu yerden göçtü. Mallara çöküldü. Arka planlarına bakmak mümkün. Dünya kadar belge yayınlandı.
İnsanın eli bir şey yazmaya bile gitmiyor. Metin Altıok’un Günlerden Öyle bir Gün şiirini düşündüm. Şairler kahin gibidirler ve geleceklerini görürler.
“Günlerden öyle bir gündü,/ Üstüne tarih düştüğüm. Gözümün önüne geldi birden/ Balkıyan güzel yüzün./ Ve yüreğim yandı söndü,/ Ter bastı avuçlarımı./ Bir işlek kovan uğultusu/ Kapladı kulaklarımı./ Uzandım usulca cigarama/ Yavan ömrüme katık./ Ben o gün öldüm gülüm,/ Bir daha ölmem artık.”
Gencecik çocuklara kıydılar. O gün hâlâ hafızamda. Bir kanal alt yazı geçiyordu. Yutkundum. Hani insanın içi yanar ve olduğu yere çöker ya. Öylece kalakaldım. Bir otelin etrafını saran insanları oraya getiren duygu ne olabilirdi? Din mi elden gidiyordu? Dünyanın en korkunç öldürme yöntemidir insanları diri diri yakmak ve izlemek. Hani Ortaçağ’da bunları görmek mümkündü de. 1993 yılının 2 Temmuz’unda olan neydi. Allahın işine akıl sır ermiyor. Rıfat Ilgaz… O güzel şair, büyük romancı ve mizah yazarı Sivas’ın acısına dayanamadı.
“Yaşamak bir yürek işçiliği günümüzde/ Ölümün anlamı değişti birden/ Eskiden yataklarda beklerdik/ Ders mi sınav mı görev mi belli değil/ Gelecekse ayakta bulsun dimdik/ Açılan bir sorumsuz yaylım ateş/ Bir top karanfildir göğsümüzde.”
Sivas, Madımak, Temmuz, Pir Sultan’dan konuşuyoruz her yıl. Oradaki gençlerden. Her birinin hikayelerinden… Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nden. Asım Bezirci’den, Metin Altıok’tan, Behçet Aysan’dan, Uğur Kaynar’dan… Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu ve Hasret Gültekin’den… Asaf Koçak’tan… Şiirle konuşup, ezgiyle ağladığımız yerden… Bir şenliğin ölüme dönüştüğü yerden. Uğur Kaynar’ın Can Şenliği dediği yerden…
“Deniz kuşları/ Gece kuşları/ Rüzgârın keyfe keder kuşları/ Sizin için yakacak/ kırk vasati çöpten başka ateşi kalmayan/ şu genel meyhanenin/ genetik sarhoşları/ Son sığaralarınız da benden/ Artık ölebilirsiniz/ Tanyerlerim ağrıyor/ Çürük ay rengi çarpıyor geceyi/ Şiir cinatına biniyor/ Ben giderayak.”
Zamanaşımı ile bir gerçek unutulabilir mi? Şairlerin yandığı, şiirin olduğu bir yerde zamanaşımı olabilir mi? Ezgilere karışan ve çağlayan seslerin düşlerinde zamanaşımı nereye kadar gidebilir ki?
“düşlerim hep öyle kal/ uzun karanlık bir nehir/ ve yakılan/ kiraz ağaçlarıyla” der ya Behçet Aysan. Düşlerin ve şiirin buluştuğu yerdedir ve Temmuz ve Madımak ve Sivas.




