Kürt siyasi tutuklu Werişe Muradi, 9 Mayıs 2010’da Tahran’daki Evin Cezaevi’nde idam edilen Ferzad Kemanger, Şirin Elemhuli, Ferhad Wekili, Eli Heyderyan ve Mehdi Eslamian’ın anısına bir mektup yayımladı. Muradi, mektubunda isimlerin sadece geçmişe ait birer hatıra olmadığını, her birinin zamanın bedeninde yaşayan birer yara olduğunu ifade etti.
Özgürlük Kampanyası tarafından yayımlanan mektupta Werişe Muradi, siyasi idamların toplumda bir alışkanlık yaratma çabasına karşı, “Anlatılar ağırdır; fakat anlatılardan daha ağır olan, tekrardır. Bu tekrar içinde insanlar birer birer anlamlarından koparılır; sayıya indirgenir, dosyaya, karara, kısa bir habere dönüşür” ifadelerini kullandı.

Werişe Muradî, mektubunda idam edilen siyasi tutuklular Şîrîn Elemhulî, Ferzad Kemanger, Ferhad Wekili, Eli Heyderyan, Mehdi Eslamian’ı anarak şu ifadeyi kullandı:
“Her isim bir son değil, zamanın bedeninde yaşayan bir yaradır.”
‘Tarihsel hafıza gömülemez’
Werişe Muradî’nin mektubunun tam metni şu şekilde:
“9 Mayıs yalnızca bir tarih değildir; bu toprakların hafızasının durduğu, soluklandığı bir noktadır. Bu noktada, silinmeyi aşarak hafızaya dönüşmüş isimler toplanır:
Şîrîn Elemhulî, Ferzad Kemanger, Ferhad Wekili, Eli Heyderyan, Mehdi Eslamian… Ve her isim bir son değil, zamanın bedeninde yaşayan bir yaradır.
Bu topraklarda ölüm bazen bir son değil, başka bir yüzle devam eden bir siyasetin parçasıdır. Ve yaşam, kimi zaman yaşamak için değil; korkuya karşı sınanmak üzere askıda tutulur. Anlatılar ağırdır; fakat anlatılardan daha ağır olan, tekrardır. Bu tekrar içinde insanlar birer birer anlamlarından koparılır; sayıya indirgenir, dosyaya, karara, kısa bir habere dönüşür.
Sanki yüzeyde her şey alışkanlığa dönüşür. Haberler kısalır, tepkiler silikleşir ve insanların gidişi bir alt yazıya indirgenir. Ancak derinlerde bir şey hala ayaktadır ve unutmaz. Bu hafıza, aşınmaya karşı sessiz ama sürekli bir direniş içindedir.
Tam da bu tekrarın içinde mitler yeniden can bulur; kitaplarda değil, isimsiz şiddetin gerçekliğinde. Korkusunu yatıştırmak için her gün yaşamdan pay isteyen bir Dehak yüzü… Bu figür başka bir zamanda, yeni bir biçimde yeniden ortaya çıkar; öyle ki yok etme bir istisna değil, bir kurala dönüşür.
Böyle bir dünyada her şey tehdit sayılabilir: nefes almak, ayakta durmak, düşünmek bile. En acı gerçek ise şudur: ölüm yalnızca gerçekleştiği anda değil, kesintisiz tekrarında da yıpranır. Öyle ki bir gencin ölümü, ses kalabalığı içinde kısa bir satıra indirgenir; zaman durmaz.
Oysa hiçbir ölüm alışkanlığa dönüşmemelidir ve hiçbir isim tekrar içinde etkisizleşmemelidir. Çünkü her yaşam benzersiz bir dünyadır ve her son, görülmediğinde toplumun ruhunda derinleşen bir yarıktır.
Bu sürekliliğin içinde hiçbir şey kaybolmaz; isimler yalnızca hatıra olarak değil, birer soru olarak kalır: Bir toplum aynı anda hem yaşayıp hem de nasıl yas tutar?
Bu isimler yalnızca geçmiş ya da tarih değildir; hafızanın canlı olduğunun işaretidir. Tarihsel hafıza gömülemez; toplumun derin katmanlarında akmaya devam eder. Yüzeyde dilden silinse bile anlatılarda saklanır, isimlerde yaşar ve bir anda yeniden ortaya çıkar.
Direniş yalnızca güce karşı durmak değildir; unutmaya izin vermeyen hafızayı taşımaktır. Yaşananların ne silineceğini, ne sıradanlaşacağını, ne de anlamsızlaşacağını savunmaktır. Hafızasını koruyan bir toplum, baskı altında ve sessizlikte bile içten içe yaşamaya devam eder. Çünkü içinde yok edilemeyen bir şey vardır: toplumsal vicdan. Ve bu vicdan yaşadığı sürece hiçbir yok ediş son söz olmayacaktır.
Darağacı bizi kırmaz; yalnızca köklerimizi toprağın derinliklerine gönderir.
Werişe Muradî – Mayıs 2026”




