15 Kasım 1998 babam Ali Ürküt, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Genel Başkanı’yken, ben de orta okul son sınıf öğrencisiydim. Sayın Öcalan’ın İtalya’da olduğu döneme ilişkin bir basın açıklaması yapacaktı.
Bana bir kağıt bir kalem verdi. Ve ağzından şu cümleler döküldü;
“… PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın İtalya’ya gidişi ve sorunun Avrupa gündemine girmesi…” ile başlayan bir basın açıklaması metni yazdırdı. Bu açıklamayı yaptığı zaman her şeyden bir haberdik. Ne sosyal medya var ne de bu açıklamayı veren haber kanalı…
Açıklamadan sonra, 28 Aralık 1998 akşamı babam eve gelecek diye, annem sac üzerinde toraklı ve patatesli ekmek açıyor. Bir yandan da ‘hele arayın babanızı nerde kaldı’ diye sesleniyordu. O zaman sendikanın ericson cep telefonu babamdaydı. Sen ara o arasın derken, babamı aradım. Karşıdaki ses birazdan size geleceğiz. Bir süre sonra SES Diyarbakır Şubesi’ni aradım, onlar da birazdan size geleceğiz…Haber-Sen Şube Başkanı Mehmet Işıktaş’ı aradım. O da ‘birazdan size geleceğiz.’ Akşam saat 8 oldu hala gelen yok. Osman Baydemir’i aradım o da ‘birazdan size geleceğim’ dedi. Evdeki tatlı telaş biran da kaygılı bir havaya büründü. Tabiri caizse hepimizin nutku tutuldu. Saat ilerledikçe evin kapısı ardı ardına açılmaya ve içerisi birden kalabalıklaşmaya başladı. Söze kim başladı hatırlamıyorum. ‘Ali abi DGM’de tutuklandı ve şu anda Ulucanlar Cezaevi’ne götürüldü,’ haberini aldığımızda bir anda hepimiz ‘Çok şükür,’ dedik. Çünkü; Necati Aydın, Zeki Tanrıkulu, Hamit Pamuk, İkram Damlayıcı ve Veysi Sızlanan’ların şehadetine tanık olmuştuk…
Aradan yıllar geçti 25 Eylül 2020 tarihi sabah 06.00 saatleri kapımızda yine polisler. Bu defa Kürt siyasi hareketinin siyasal paradigmasının ve çözüm sürecinin yargılandığı Kobani davası nedeniyle gözaltına alındı ve tutuklandı.
Dosya kapsamı bir milyon sayfayı geçmiş olsa da içerisinde Ali Ürküt ve arkadaşlarını cezalandırmaya dayanak oluşturabilecek tek bir hukuki sayfa dahi yok. Bunu defalarca hukuki gerekçeleriyle ortaya koyduk. Son olarak AİHM’in 9 Haziran 2026 tarihli Ürküt/ Türkiye (No: 17795/22) ihlal kararına rağmen, hukuksuz tutukluluk halleri yedi yıldan bu yana devam ediyor.
Bu yedi yıl öyle kolay geçmedi, hala da geçmiyor. Cezaevindeyken kansere yakalananlar, dışarıdaki eşi kanser olanlar; kardeşini, ağabeyini, ablasını, babasını kaybedenler oldu. Dedesi cezaevine girdiğinde üç yaşında olan torun, fotoğraftaki dedesini tanıyamadı.
En son, güvenlikçi politikalarla hazırlanan ve MGK kararıyla yürürlüğe girecek olan bir yasa ile tahliye olacakları ön görülüyor. Siyaseten tutuklananlar siyaset kanalıyla tahliye olacaklar.
MGK kararının aralık ayında çıkması muhtemel görünüyor. Babam ve arkadaşlarının da 28 Aralık 2026 tarihinde de tahliye olması dejavu olur. Tahliye olursa davul zurnayla karşılamak gibi bir niyetimizin olmadığını baştan söyleyeyim.
7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte binlerce anne, evladına kavuşacağı günü heyecanla bekliyordu. Ne yazık ki bazı anneler, evladına kavuşmak bir yana, bir fotoğraf karesine sarılmaktan öteye geçemedi. Hâlâ birçok anne için endişeli bekleyiş sürüyor.
Bu bekleyiş devam ederken tahliyeleri de vakur bir şekilde karşılamalı.
Barışın tahakküm ettiği özgür yarınlara…




