Müzisyen ve yazar Zülfü Livaneli, Kürt meselesinin çözümü için yürütülen sürecin daha güçlü sahiplenilmesi amacıyla iktidarı somut adımlar atmaya çağırdı. ANF’nin sorularını yanıtlayan Zülfü Livaneli, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutlayarak, “Barış Günü bütün barışı özleyen dostlara kutlu olsun ve umarım barış yolunda bir aşama olur” dedi.
Kültür-sanat alanının barışla ilişkisinin önemini vurgulayan Livaneli, şöyle devam etti: “Kültürle barış ilişkisi zaten kopmaz bir ilişkidir. Kültür, başlı başına bir barış eylemidir. Kültür alanındaki çalışmalar böyledir. Savaşı kışkırtmak, savaş kültürü oluşturmak gibi bir sanat anlayışı zaten olamaz; onu sanattan saymıyoruz. İnsanları ajite edip ölüme yollamak, genç insanları ölüme göndermek sanat değildir. Sanat, bütün dallarıyla birlikte barışa hizmet eder, etmelidir daha doğrusu. Tarihe baktığımız zaman da her zaman barışı savunan şairler, yazarlar, filozoflar kalmıştır bu dünyada; ötekiler kalmamıştır.”
‘Sanatçılar barış kışkırtıcısı olmalı’
Nefreti körükleyen yaklaşımlara tepki gösteren Livaneli, sanatın insanın içindeki iyilik duygusunu ortaya çıkardığını belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sanat, insan yüreğine güvenmek demektir. İnsan yüreğinin derinliklerinde birtakım iyilik kıvılcımları olduğunu görmektir. En kötü insanda bile. Yaşar Kemal’in dediği gibi, en kötü insanın bile yüreğinde bir iyilik tohumu olduğunu görmektir. Sanat bunu bir nevi provoke eder. Yani Charlie Chaplin’in ‘Ben bir barış kışkırtıcısıyım’ dediği gibi, o barışı kışkırtır; barış duygularını, insani duyguları, insan olmayı hatırlatır.
İnsan olmanın birinci şartı da empatidir. Kendi acını duyuyorsun ama karşıdakinin acısını da duyacaksın. Bunu duyamadığın zaman zaten yok olursun. Ama medyanın dilinde bunları duyamıyorsun, politikacıların dilinde bunu duyamıyorsun. Sadece birer rakama indirgeniyor her şey ve ideolojik yorumlanıyor.
Ama sanatçılar, karşıdakinin de bir insan olduğunu, acı çektiğini, düşündüğünü, ailesinin olduğunu sana gösterdiği zaman inanılmaz bir şey ortaya çıkıyor. Yani ‘100 bin kişi öldürüldü’ haberi bir şey ifade etmiyor. Ama bir kişinin, bir ailenin başına gelenleri iyi bir sanat eseriyle gösterdiğiniz zaman herkesin yüreği sızlıyor.
Bu bakımdan sanat ve kültür çok önemlidir. Ve bütün halkların kültürleri, istisnasız bütün halkların dünyadaki kültürleri saygıdeğerdir. Çünkü yüzlerce, binlerce yıldan akıp gelmektedir. Bu kültürlere saygı duyarak ve o insanlara -hangi kültürden olursa olsun- kültürüyle, diliyle, müziğiyle hitap edebilmek bizim dünyadaki en büyük kurtuluşumuz olacaktır herhalde.”
‘Topluma güven verecek adımlar atılmalı, Demirtaş bırakılmalı’
Süreçte sanatçı ve aydınların rolüne de değinen Livaneli, iktidara da sorumluluklarını hatırlatarak şunları söyledi:
“Evet, şimdi mutlaka bir ülkenin aydınları, sanatçıları sorumluluk hissettiği zaman toplumla yakınlaşıyor. Biz tabii yıllarca, biliyorsunuz, bu konularda çok basın toplantıları yaptık, imza kampanyaları yaptık. Duruşma salonlarına gittik; Yaşar Kemal, Mehmet Uzun ve rahmetli bütün dostlarımızla. Yunanlarla apayrı bir şey yürüttük. Ermeni dostlarımızla yaptık ve böylece ezilen herkesin yanında olduk. Bugün de olabilir fakat bugün tabii iş daha karmaşık. Daha siyasi, daha karmaşık. İnsanların kafasında birtakım bulanıklıklar var. Barış elbette hepimizin çok onayladığı, istediği bir şey; bir an önce olsun, silahlar sussun ve analar evlatlarına kavuşsun. Bu, bizim baştan beri dileğimiz, rüyamız hatta.
Ama mesela hepimizi rahatlatacak, topluma güven verecek adımlar olabilir. O adımlardan birisi de şudur: Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması. Şimdi böyle bir şey olduğu zaman toplum daha çok güvenir bu olaylara. Çünkü bir yandan bu görüşler, aflar falan hayata geçerken, Demirtaş gibi barışı savunmuş bir siyasi liderin kaç yıldır içeride olması bir çelişki yaratıyor. Bu çelişkiler de insanların kafalarını bulandırıyor doğrusu.
Ama gene de barış barıştır. Barıştan daha güzel bir söz yoktur dünyada. Ve yani ölüme, öldürmeye dayalı birtakım tedbirler, birtakım çatışmalar, harpler yerine o güzel barış günlerinin gelmesini yüreğimin derinliklerinden istiyorum. Bu benim hayat rüyamdır. ‘Bunu görmeden ölmeyeyim’ diyordum. 80 yaşıma geldim, inşallah göreceğiz.”
‘İki taraf da acı çekti, çatışmanın bitmesi çok sevindirici’
Zülfü Livaneli, Abdullah Öcalan’ın çağrısını sevindirici bulduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Şimdi biliyorsunuz, İngiltere’de IRA ile barış yapıldı, İspanya’da Bask’ta barış yapıldı. Bu böyledir zaten. Yıllarca yazdık: ‘Bunun tek yolu müzakeredir, başka bir şey değildir’ diye. Çok fazla acı çekildi, çok fazla kayıp verildi, çok insan öldü. İşte o genç çocuklar… Yani askerler, o dağdakiler, diğerleri… Hep böyle evlatları birbirine kırdırdılar.
Şimdi bu noktada elbette ki o şiddetin, çatışmanın, silahın yerini barışın alması çok sevindiren bir şey. Ama dediğim gibi, şu anda kafalarda ve vicdanlarda bir karışıklık var, bunu hissediyorum. Bunun giderilmesi için rahatlatıcı eylemler lazım. Ve dediğim gibi, buna da Selahattin Demirtaş’ı serbest bırakarak başlamak lazım. Şahsi kanaatim budur.”




