Akbelen’de acele kamulaştırmanın ötesinde
Mehmet Horuş 19 Ocak 2026

Akbelen’de acele kamulaştırmanın ötesinde

Resmi Gazete’de yalnızca son on günde yayımlanan acele kamulaştırma kararlarının sayısı, 1939’dan 2002’ye kadar geçen 63 yıllık dönemin toplamını aşmış durumda. AKP iktidarlarıyla birlikte, savaş ve seferberlik gibi olağanüstü haller için öngörülen istisnai bir yol olan acele kamulaştırma, fiilen olağan bir kamulaştırma yöntemine dönüştü. Akbelen’de kömür madenciliği için alınan el koyma kararı ise şimdiye kadar tek seferde alınan kararlar arasındaki en büyük acele kamulaştırma hamlesi oldu.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun Acele Kamulaştırma” başlıklı 27. maddesi, bu yöntemi çok sınırlı koşullara bağlar. Maddeye göre acele kamulaştırma; yalnızca 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu’nun uygulanması kapsamında, yurt savunması ihtiyacı ya da aceleciliği Bakanlar Kurulunca kararlaştırılan hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda mümkündür. Atıf yapılan Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu’nun 1.maddesinde; “Seferberlik ve savaş hali ile bu hallerin henüz ilan edilmemiş olduğu ancak savaşı gerektirebilecek bir durumun meydana geldiği gerginlik ve kriz dönemlerinde yapılacak seferberlik hazırlıkları ile kıtaların toplanması esnasında, alelade vasıtalarla temin edilemeyen bütün askeri ihtiyaçları veya hizmetleri bu Kanun hükümleri dairesinde vermeye veya yapmaya her şahıs borçludur” denilerek Kanun’un hangi koşullarda uygulanacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 4.maddesi ise bu mükellefiyetin uygulanmasını isteme yetkisinin “ciheti askeriye” de olduğunu düzenlemektedir.

Akbelen’de şimdi uygulanan bu Kanun’un tarihsel bağlamına daha yakından bakalım. 1939 yılı, 2.Dünya Savaşı başlamak üzere ve Türkiye’nin savaşa girme ihtimali var. Savaş koşullarında “ciheti askeriye” tarafından ihtiyaç duyulacak mallara nasıl el konulacağını belirlemek için Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu çıkarılıyor. Savaş sırasında cephane ve asker yığınağı, askeri üs, askeri hastane, askeri yol ve köprüler için ihtiyaç duyulan taşınmazlara bu yolla el konularak, olağan kamulaştırmayla zaman kaybedilmemesi öngörülüyor. Bu mükellefiyetlere “halkın kabiliyeti ve mevcut membaları ile mütenasip olarak” sorumlu olacağı kabul ediliyor. Yaşlı ve çocuklar, hastalar, bakıma muhtaç çocuğu olan ve gebe bulunan kadınlar muaf tutuluyor. Tedarik edilecek mallar içinde askerlerin barınması ve askeri teçhizatın saklanması için el konulacak binalar ilk sırada yer alıyor.  Süvarileri birliklerindeki atların ihtiyacı yemler için tarlalara el konulabileceği ya da askerin ekmek ihtiyacı için fırınlara el konulabileceği gibi hükümlere Kanun’da yer verilmiş.  Kanun’un devamında orduya lazım olacak giyecek ve yiyecekler ile hayvanların ot ve samanlarına ilişkin hükümler yer alıyor. Daha sonra savaş koşullarında ihtiyaç olabilecek malzemeler örnek kabilinden sayılıyor: “Binek ve nakil hizmeti için orduya yarayan motorlu ve motorsuz her nevi kara nakil vasıtaları.” “Her nevi inşaata, tamirlere vesair askerî işlere lüzumlu olan bilûmum malzeme, vasıtalar, aletler, makineler ve cihazlar.” “Binek, yük ve koşum hayvanları mevcut semer, yular, hamut, her nevi koşum mevaddı gibi levazımı ile ve binek hayvanları, var ise, eyer takımıyla.” Son olarak; Askerî ihtiyaçlar için zaruri olan sair her türlü maddeler ve hizmetler” denilerek ihtiyaç listesinin ucu açık bırakılıyor. Uygulamanın usulüne dair de ayrıntılı düzenlemelere yer verilerek; Tarlalardan sahiplerinin ve işletenlerin ekip biçeceği kadar kısmı işgal edilmez.” denilmiş. Yani savaş koşullarında dahi köylünün toprağında yaşamaya ve üretmeye devam etmesine dikkat ediliyor.

Acele kamulaştırmanın 2.Dünya Savaşı öncesinde yükselen faşizmin ve devletçi politikaların izlerini taşıyan bir savaş hukuku uygulaması olduğu açıkça görülüyor. Şimdi bu yöntemle RES, HES, GES, TOKİ, OSB, madencilik, boru hattı, demiryolu, havayolu, otoyol, kentsel dönüşüm ve turizm projeleri yapılıyor. Devletin elindeki bir güç ve otorite enstrümanı olarak şirketler lehine servet transferi sağlamak için kullanılıyor. Aktarılan bu servetler, hepimizin ortak zenginliği olan ormanlarımız, su varlıklarımız, yaşam alanlarımız. Ama daha da vahimi, doğal varlıklarımız yok edilerek iklim krizinden en çok etkilenen Akdeniz Kıyısında termik santral çalıştırılıyor. Bu yönüyle Akbelen Ormanı ve çevresinde altı köye el koyma kararı, dünyada yükselen otoriterleşme ile iklim krizi arasındaki bağın en somut örneklerinden birini sunuyor. 7554 sayılı Torba Yasa’daki haritaya göre aynı yöredeki elliye yakın köy, benzer şekilde bu uygulamadan etkilenecek.

Kamulaştırma Kanunu’nda, savaş, seferberlik, yurt savunması ve diğer olağanüstü haller dışında, “aceleciliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak haller” denilerek acele kamulaştırmalarda bir esneklik tanınıyor. Fakat Danıştay’ın çok sayıda kararında belirttiği gibi; “Bakanlar Kurulunca karar verilebilmesi için de kamu yararı ve kamu düzenine ilişkin olma halinin maddede yer alan diğer iki koşula paralel nitelik taşıması gerektiği açıktır.” Yani bu yöntemin olağanüstü ve istisnai bir yol olduğu yargı kararlarıyla da tescillenmiş durumda. Danıştay’ın bu içerikteki yüzlerce kararından sonra değişen üye yapısıyla birlikte son dönemlerde birbirinden farklı kararlar verdiği de görülüyor. Örneğin enerji ihtiyacının kendisini acelecilik koşulu için yeterli kabul eden kararlar verebiliyor. Ancak bu yaklaşım, objektif bir kamu yararı bakış açısından uzak ve hukuki olmaktan çok ideolojik bir tercihi barındırıyor. Enerji ihtiyacını mutlak kabul ederek, sermayenin ihtiyaçlarını tahtından indiremiyor.

Akbelen’de ve diğer yaşam alanlarında uygulanan el koymaları, parsel bazında bir mülkiyet sorunu olarak açıklayamayız. Akbelen’in bize, bizim de Akbelen’e ihtiyacımız var.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.