Çok kutuplu dünyaya Şanghay damgası
Yıldız Önen 7 Eylül 2026

Çok kutuplu dünyaya Şanghay damgası

Çok kutuplu dünyaya Şanghay damgası

 

Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ)’nün Bişkek Zirvesi, Çin ve Rusya’nın öncülüğünde Batı dışında farklı bir jeopolitik alanın güçlendiğini gösterdi. ABD’nin küresel hegemonyasının tartışıldığı bir dönemde, farklı çıkarları olan ülkeleri aynı siyasi ve ekonomik zeminde buluşturan ŞİÖ, çok kutuplu dünyanın önemli merkezlerinden biri olma potansiyelini ortaya koydu.

ŞİÖ, 2001’de Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan tarafından kuruldu. Temeli, 1996’da sınır güvenliği ve askeri gerilimleri azaltmak amacıyla oluşturulan “Şanghay Beşlisi” mekanizmasına dayanıyordu. 2017’de Hindistan ve Pakistan’ın, 2023’te İran’ın, 2024’te Belarus’un katılmasıyla örgüt bugün 10 tam üyeye ulaştı. İki gözlemci ve 15 diyalog ortağıyla birlikte ŞİÖ’nün etki alanı Orta Asya’nın çok ötesine, Güney Asya, Ortadoğu ve Avrupa’ya uzanıyor.

ŞİÖ’yü önemli kılan yalnızca üye sayısı değil. Çin, Rusya, Hindistan ve İran gibi büyük güçleri aynı çatı altında buluşturan örgüt, dünya nüfusunun yüzde 43’ünü ve küresel ekonominin dörtte birini temsil ediyor. Üyeleri; enerji kaynakları, askeri kapasite, nükleer güç ve Avrasya’nın kritik ticaret yollarının önemli bölümünü elinde tutuyor. Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de aralarında bulunduğu 15 diyalog ortağı bulunuyor.

Bişkek Bildirgesinde hangi konular yer aldı?

31 Ağustos–1 Eylül tarihleri arasında Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te yapılan ŞİÖ Zirvesi’nin sonunda yayınlanan bildirgede, İran ve Filistin’deki gelişmelerin yanı sıra tek taraflı yaptırımlar, ekonomik işbirliği ve güvenlik konularında ortak tutumlar ortaya konuldu.

Zirvenin dikkat çekici siyasi başlıklarından biri İran oldu. ŞİÖ, İran topraklarına yönelik askeri saldırıları kınadı; saldırıların çok sayıda sivilin ölümüne ve ülke ekonomisinde ciddi hasara yol açtığını belirtti. Bildirgede bu saldırıların uluslararası hukuk ve BM Şartı’nın ilke ve normlarını ihlal ettiği ifade edilirken, İran’ın egemenliği ve toprak bütünlüğüne destek verildi, çatışmanın yalnızca siyasi ve diplomatik yollarla çözülmesi çağrısı yapıldı.

ŞİÖ ülkeleri ayrıca İran’ın barışçıl nükleer enerji geliştirme hakkını vurguladı. İran’a ve İran’la ticaret yapan ülkelere yönelik tek taraflı yaptırımların, uluslararası hukuk ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarıyla bağdaşmadığını belirterek bu tür “tek taraflı zorlayıcı önlemlere” karşı olduklarını açıkladı.

Bildiride Filistin de yer aldı. İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarının Batı Asya’daki istikrarsızlığı artırdığı belirtilirken, bölgede kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasının yolunun, Filistin sorununun kapsamlı ve adil biçimde çözülmesinden geçtiği ifade edildi.

Ekonomik alanda üyeler; açık, şeffaf, adil, kapsayıcı ve ayrımcı olmayan çok taraflı bir ticaret sisteminin güçlendirilmesini savundu. ŞİÖ’nün 2030 Ekonomik Kalkınma Stratejisi’nin uygulanması ve mali işbirliğinin geliştirilmesi kararlaştırıldı.

ŞİÖ’nün kendisini nasıl tanımladığı da dikkat çekiciydi. Bişkek Bildirgesi’nde örgütün “askeri-siyasi bir blok olmadığı ve diğer devletlere veya uluslararası kuruluşlara karşı kurulmadığı” belirtildi. Bildirgede ayrıca ŞİÖ’nün “açıklık, müdahale etmeme, eşitlik ve karşılıklı saygı” temelinde faaliyet gösterdiği ifade edildi.

Zirve neden önemli?

Bişkek Zirvesi’nin önemi, aynı günlerde dünyanın iki farklı görüntü vermesinde yatıyor. ŞİÖ liderleri Çin’in öncülüğünde bir araya gelirken, dünyanın diğer tarafında ABD’nin Asheville kentinde yapılan G20 Maliye Bakanları toplantısı, ciddi görüş ayrılıklarının gölgesinde kaldı. Washington’ın ticaret politikaları, Rusya’nın toplantıya davet edilmesi ve İran savaşı konusunda G20 içinde anlaşmazlıklar yaşandı. Çin, ortak bildiriyi desteklemedi.

Bişkek’te ise Çin, Rusya, Hindistan ve İran’ın da aralarında bulunduğu ülkeler aynı örgüt çatısı altında bir araya geldi. Bir tarafta küresel ekonominin başlıca aktörlerinin ortak bir metin üzerinde uzlaşamadığı, diğer tarafta ise farklı güçlerin aynı masada buluştuğu bir tablo ortaya çıktı.

Foreign Policy yazarı C. Raja Mohan’a göre Trump yönetiminin yarattığı siyasi belirsizlik ve Batı’daki dağınıklık karşısında Çin liderliğindeki ŞİÖ, daha “üretken ve amaçlı” bir görüntü veriyor.

Ancak ŞİÖ’nün büyüyen etkisi, üyelerinin aynı politik çizgide buluştuğu anlamına gelmiyor. Örgütün önemli özelliklerinden biri, birbirleriyle rekabet eden ve farklı güç merkezleriyle ilişkilerini sürdüren ülkeleri aynı çatı altında tutabilmesi.

Hindistan bunun en açık örneklerinden biri. Çin ile sınır anlaşmazlıkları ve Asya’daki güç rekabeti sürerken, Pakistan ile özellikle Keşmir konusunda ciddi sorunları bulunuyor. Buna karşın Yeni Delhi, Rusya ile yakın ilişkilerini koruyor, ABD ile stratejik ortaklığını sürdürüyor ve ŞİÖ içinde yer almaya devam ediyor.

Türkiye’nin ŞİÖ’ye yaklaşımı da benzer bir tablo ortaya koyuyor. Erdoğan, örgütle ilişkilerin daha ileri bir seviyeye taşınabileceğini ve tam üyelik seçeneğinin değerlendirilebileceğini söylerken, Türkiye’nin NATO üyeliğinden ve Batı ile ilişkilerinden vazgeçmediğini de belirtti. Ankara açısından ŞİÖ’ye yakınlaşma, mevcut ittifakların yerine yeni bir ittifak koymaktan çok, dış politika ve ekonomik ilişkilerde seçenekleri artırma arayışının bir parçası.

Çin, ABD’nin geri çekildiği alanlarda etkisini artırıyor

Trump’ın hegemonyacı politikalarının Çin’e yeni olanaklar sunduğu görüşü Pekin’de de dile getiriliyor. Çin Dışişleri Bakanlığı’na danışmanlık yapan Fudan Üniversitesi profesörü Wu Xinbo, Pekin’in hedeflerinden birinin ABD’nin küresel gündemi tek başına belirleyemeyeceği bir düzen oluşturmak ve Çin’in dünya ekonomisinde daha büyük bir rol üstlenmesini sağlamak olduğunu söylüyor. Wu’ya göre, “Amerikan motoru buhar kaybediyor” ve Çin’in küresel büyümede daha büyük bir rol üstlenmesinin zamanı geliyor.

Bu rekabetin önemli boyutlarından biri Rusya. Trump, bir süre Rusya’yı batı tarafına çekmeye çalıştıysa da bu konuda başarılı olamadı. Batı yaptırımları Rusya’yı ekonomik ve ticari açıdan Çin’e daha fazla yaklaştırırken, Pekin de Rusya’nın enerji kaynaklarından ve Batı dışındaki ticaret kanallarından yararlanıyor. Xi ile Putin’in Bişkek’teki görüşmesinde, “Çin-Rusya ilişkilerinin temeli daha da güçlenecek” mesajı verildi.

Ancak Çin’in etkisini artırma çabası ŞİÖ ile sınırlı değil. Xi Jinping’in Bişkek Zirvesi’nin ardından Kahire’ye, ardından Yeni Delhi’deki BRICS Zirvesi’ne gitmesi, Pekin’in farklı coğrafyalarda diplomatik ilişkilerini genişlettiğini gösteriyor. New York Times’a konuşan Asya uzmanı Jessica Drun Gewirtz de Xi’nin bu ziyaretlerini, Çin’in dünya çapında dostları ve seçenekleri olduğunu göstermek için kullandığını belirtiyor.

Mısır bunun somut örneklerinden biri. Kahire, ABD’nin önemli güvenlik ortaklarından biri olmayı sürdürürken Çin’le ekonomik, teknolojik ve askeri ilişkilerini de genişletiyor. Mısır ABD’den yılda 1,3 milyar doların üzerinde askeri yardım almasına rağmen Çin’le ticareti 2015’te 13 milyar dolardan geçen yıl 20 milyar doların üzerine çıktı. Çinli şirketler Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi’ne yatırım yaparken Pekin, yeni sanayi projeleri için 1,15 milyar dolar taahhüt etti.

Mısır örneği, Çin’in diplomatik stratejisinin önemli bir özelliğini ortaya koyuyor: Pekin, ülkelerden ABD ile ilişkilerini kesmelerini istemek yerine, kendisini ikinci bir seçenek olarak konumlandırıyor.

Dünya ABD’siz bir düzene mi hazırlanıyor?

Bişkek’teki tablo, dünyanın ABD’siz bir düzene geçtiği anlamına gelmiyor. ABD hâlâ dünyanın en güçlü askeri ve ekonomik aktörlerinden biri ve Washington’ın kurduğu ittifaklar sistemi varlığını sürdürüyor. Bişkek zirvesi başka bir değişime işaret ediyor: Çin, Rusya, İran, Hindistan ve Orta Asya ülkeleri, Washington’ın onayına ihtiyaç duymadan siyasi, ekonomik ve diplomatik işbirliği kurabilecekleri alanları giderek genişletiyor.

ŞİÖ, ABD’nin karşısında duran birleşik bir blok değil. Üyelerinin çıkarları birbirinden oldukça farklı ve aralarındaki sorunlar da devam ediyor. Buna rağmen aynı örgüt çatısı altında buluşabiliyor, ortak gündemler oluşturabiliyor ve Batı’nın öncülük ettiği kurumların dışında işbirliği kanalları geliştirebiliyorlar.

ŞİÖ yeni bir NATO olmaktan çok, ABD’nin tek belirleyici güç olduğu düzenin zayıfladığı bir dönemde, çok kutuplu dünyanın kurumlarından biri haline gelebilir.

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.