COP31 piyasasına vergi muafiyeti
Mehmet Horuş 11 Mayıs 2026

COP31 piyasasına vergi muafiyeti

BM’nin Kasım ayında Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştireceği COP31 yaklaştıkça, resmi zirvenin ticari organizasyon yönü daha belirgin hale geliyor. TBMM’de, Akbelen’de acele kamulaştırmaların durdurulduğu gün kabul edilen Çevre Kanunu’na geçici madde eklenmesini öngören değişiklik, COP31’in piyasacı içyüzünü gösteren en somut gelişmelerden biri oldu.

Resmi Gazete’nin 26 Aralık 2025 tarihli sayısında yayımlanan Genelge ile resmi zirvenin yasal startı verilmişti. Bu Genelge ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum, COP31 Başkanı olarak görevlendirildi. Genelge’de aynı zamanda daha önce tarım alanlarında kurulması nedeniyle ekoloji hareketlerinin tepkisini çeken Antalya’daki EXPO alanı ve çevresi zirve için tahsis edildi. Bu tarihten sadece 15 gün sonra Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla, Akbelen’deki zeytinlikler ve tarım alanları, termik santralde kullanılacak kömür madenciliği için acele kamulaştırıldı. Ardı ardına alınan bu iki kararla Türkiye’nin resmi COP31 ajandasının hukuksal zemini yanında politik çerçevesi de çizildi. Bir yandan iklim zirvesi ev sahipliği üzerinden tanıtım ve reklam yapılırken, diğer yandan termik santrallere ve kömür madenciliğine ayrıcalıklar tanınmaya devam ediliyor.

Resmi COP31 ajandası ile Akbelen’deki gelişmeler altı ay sonra tekrar çakıştı. Akbelen davasının avukatları Av.Arif Ali CANGI ve Av.İpek SARICA, 7 Mayıs 2026 tarihinde yaptıkları yazılı açıklamada; Danıştay 6.Dairesi’nin Akbelen ve çevresindeki alanlarla ilgili Cumhurbaşkanlığı kararı hakkında, “acele kamulaştırma yapılmasını gerektirecek acelecilik halinin bulunmaması” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı verdiğini duyurdular.

Danıştay, daha önceki yüzlerce kararında vurguladığı gibi, acele kamulaştırmanın savaş ve seferberlik gibi olağanüstü durumlarda istisnai olarak başvurulabilecek bir uygulama olduğunu bir kez daha hatırlattı. Doğal varlıkların korunmasına yönelik son yıllarda verilen az sayıdaki örnek karardan biri olan bu mahkeme kararı, yöredeki köylüler başta olmak üzere ekoloji hareketlerinde büyük moral ve heyecan yarattı. Resmi Gazete’nin ertesi günkü 8 Mayıs 2026 tarihli sayısında, COP31 için tahsis edilen EXPO alanı ve çevresindeki ihtiyaç duyulan otopark ve diğer altyapılara yönelik acele kamulaştırma kararı yayımlandı. 7 Mayıs 2026 tarihini taşıyan Cumhurbaşkanlığı kararıyla; iklim değişikliği zirvesi için savaş gibi istisnai hallerde kullanılacağı mahkeme kararıyla tescil edilen acele kamulaştırma yöntemine başvuruldu. Olağan bir hukuk ve demokrasi standardı içinde olsaydık; yargı kararları doğrultusunda kamulaştırmadan vazgeçilmesi ve liderliği üstlenilen iklim zirvesi öncesinde termik santrallere yönelik bir kapanış senaryosu açıklaması beklenebilirdi. Ama öyle olmadığı gibi, Danıştay’ın çok açık ve net gerekçelerle yürütmeyi durdurma kararı verdiği gün, aynı içerik ve nitelikte yine bir acele kamulaştırma kararı alındı.

7 Mayıs 2026 günü COP31 ile ilgili diğer bir kritik gelişme TBMM’de yaşandı. AKP milletvekillerinin 250 sıra sayısıyla görüşülmekte olan Kanun Teklifi’ne son dakika önerisiyle 2872 sayılı Çevre Kanunu’na Geçici Madde eklendi. Kanunlaşan değişiklikle; İklim Değişikliği Başkanlığı veya bu Başkanlık tarafından konferans organizasyonu için yetkilendirilen yüklenicilerin her türlü mal ve hizmet alımı, kiralama ve ihale işlemlerine ilişkin düzenlenen kağıtlar damga vergisinden muaf tutuldu. Ayrıca konferansta kullanılmak üzere ithal edilecek eşya; gümrük vergileri ile ithalat sırasında alınan her türlü vergi, resim, harç ve fondan istisna kapsamına alındı. Bunların yanına, organizasyon kapsamında iş yeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan tüzel kişilere yapılacak ödemelerden kurumlar vergisi kesintisi yapılmaması kabul edildi.

Çevre Kanunu’na eklenen bu geçici madde, COP31’in nasıl bir ticari organizasyona dönüştürüldüğünü gözler önüne seriyor. Hukuk tekniği ve yasama faaliyeti açısından garip olan, bu vergi düzenlemeleri ve ticari muafiyetlerin Çevre Kanunu üzerinden yürürlüğe sokulmasıdır. Resmi COP zirveleri, doğayı finansallaştıran “çözümler” sunmaları nedeniyle eleştirilerin odağı olurken, Çevre Kanunu’ndaki finansal düzenlemeler hem yöntem hem de içerik olarak Türkiye’nin iklim krizine karşı piyasacı politik tercihlerini yansıtıyor.

Bu gelişmelerin üst üste ve aynı tarihlerde meydana gelmesinin arkasında bir komplo veya kasıt aramıyoruz. Aslına bakılırsa, birilerinin olayları bu şekilde organize etmesine gerek kalmıyor. Resmi COP31 hazırlıkları sürerken Türkiye’de ekoloji mücadelesinin yıllardır biriktirdiği pratik, politik, hukuki ve ahlaki duruşlar karşı karşıya geliyor. Örneğin, Muğla’da hafta sonu düzenlenen Halkların İklim Zirvesi hafta içinde yaşanan bu gelişmelere anlamlı bir yanıt arayışıydı. Anlaşılan Kasım ayı yaklaştıkça Resmi COP31 ile Halkların İklim Zirvesi arasındaki politik makas daha da belirginleşecek.

Etiketler: akbelencop31

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.