Cumhuriyetin kuruluşuna uzanan politikaların kaynaklık ettiği Kürt meselesi, etki alanlarının genişliği ile Türkiye’nin tartışmasız en büyük ve önemli sorunu. Geçmişte akamete uğrayan çözüm denemelerinin devamında yaklaşık 1 buçuk yıl önce başlayan yeni süreçle birlikte konu tüm sıcaklığı ile siyasetin, sivil toplumun, akademinin, medyanın ve bir bütünen toplumun gündeminde.
Bu zamana kadar düzenlenen çalıştaylar, paneller ve konferanslarda farklı başlıkları ile masaya yatırılan bu meseleye dair Kürt sokağında hakim olan algı, artık konuşulacak bir şeyin kalmadığı, somut adımların atılması gerekliliği. Bu durum artık bir zaruriyet olarak kendisini dayatsa da, aslında sürecin ulaşması murat edilen demokratik toplumun inşasına dair hala konuşulacak çok şey var.
Böylesi bir ihtiyaçtan hareketle Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından 12-16 Mayıs tarihleri arasında kentte “Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu” düzenlenecek.
Farklı toplumsal kesimleri bir araya getirip ortak bir tartışma ve yol haritası oluşturmayı amaçlayan forumda, kentten, bölgeden ve uluslararası alandan akademik çevreler, sivil toplum örgütleri, aktivist kurum ve gruplar ile sanatçılar yer alacak.
DBB Eşbaşkanı Serra Bucak, böylesi bir etkinliği düzenleme sebepleri, içeriğindeki detaylar ve buradan hareketle oluşturmak ulaşmak istedikleri amaçlara ilişkin forumun medya sponsorluğunu üstlenen İLKE TV’nin sorularını yanıtladı.

– “Barış İçin Diyalog” temasıyla yapılan 11. Amed Uluslararası Tiyatro Festivali’nin ardından “Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu” düzenleyeceksiniz. Barış ve özgürlük, uzun yıllardır Türkiye’de farklı toplumsal kesimlerce en çok dillendirilen kavramlar. “Dil, ağrıyan dişe gider” diye bir söz vardır, bu kadar çok zikredilmesi yoksunluklarının oluşturduğu ağrılardan mıdır?
Kuşkusuz ekmek ve su kadar ihtiyaç olan barışı, toplumsal barışı, diyalogu, çözümü, bu arayışı dillendirmek; siyasette, yerel yönetimlerde, sivil toplumun içerisinde ve toplumda konuşmak tabii ki büyük bir ihtiyaçtan, neden olduğu devasa sorunlardan kaynaklı. Bizim açımızdan da bu böyle.
Meseleye yine tek başına sorun olmaktan ziyade, buna cevap üretmek, bunun arayışı içerisinde olmak üzerinden yaklaşıyoruz. Aslında barışa bir dayanışma ve üretme kültürü, ortaklaşma hareketi olarak bakıyoruz. Barışa bir ortaklaşma hareketi olarak bakmazsak, bunu toplumsallaştırıp yaygınlaştıramayız. Herkesin biriciği olarak büyütmemiz, geliştirmemiz lazım.
Tabii bizim 8 yıllık bir boşluğumuz var. Kayyımlar döneminde festivaller, paneller, çalıştaylar aslında bir kenti kent yapan, sivil toplumu sivil toplum yapan, toplumu çeşitli temalar ekseninde konuşturan, düşündüren, bir araya getiren mekanizmalar eksikti. Etkinliklerimizin böyle peş peşe gelmesi, birbirini tamamlaması biraz da buna işaret ediyor. Uluslararası Tiyatro Festivali’nin bir yıldır hazırlığı yapılıyordu. Nitekim sloganı da “Barış İçin Diyalog” oldu ve 16 farklı ülkeden tiyatro oyunlarıyla aslında tarihsel pek çok şeyi izledik sahnede. Toplumların baskıcı rejimlerle mücadelesi, barış çabaları, kadınların, özgürlük ve demokrasi uğruna hayatını kaybedenlerin mücadelesi hepsi sahnede yer aldı. Festival bittikten sonra bütün odağımızı ve enerjimizi bu kez foruma veriyor olacağız.
-Böylesi etkinliklerde karşımıza düzenleyici olarak çoğunlukla siyasi partiler veya sivil toplum örgütleri çıkar. Belediye olarak sizi böylesi bir organizasyon yapmaya iten nedenler neydi?
Gerekçemiz aslında Amed’in zaten böylesi bir mirası ve deneyimi olmasıdır. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi Amed, 1999’dan şimdiye dek aslında tüm barış ve müzakere süreçlerinde, tüm toplumsal tartışmaların yürüdüğü süreçlerde benzer çalışmalara ev sahipliği yapmış bir kent. Sivil toplumu güçlü ve daha da güçlenmesi gereken bir kent.
Yine yerel yönetimlerin klasik manada bir belediyecilikten ibaret olmadığını, bu kadar dar ele alınamayacağını, aynı zamanda 2 milyonluk kentin barış, demokrasi ve diyalog kültürünü tartışma ihtiyacına da zemin, mekan ve olanak sağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Biz yerel yönetimlere böyle geniş bir perspektiften bakıyoruz ve barışın konuşulabileceği, toplumun bütün kesimlerince tartışılabileceği yerin de zaten yereller olduğunu savunuyoruz.
Meselemiz sadece uluslararası camiadan akademisyenler, sanatçılar, düşünürler ve siyasetçileri dinlemek değil, onların deneyimlerinden kendi aidiyetimizi, kendi kimliğimizi yeniden pekiştirmek. Ne istediğimizi, toplumda nasıl var olmak istediğimizi yeniden yeniden üretmek aslında.
– Forum, başlığına da yansıdığı gibi Kürt meselesinin çözümünün konuşulduğu, hak ve özgürlüklerin tartışıldığı bir süreçte yapılıyor. Nasıl bir içerikle mevcut sürece katkı sunmayı amaçlıyorsunuz?
Şimdi buradaki ana odağımız, barışın sadece siyasetçiler, akademisyenler, araştırmacılar ve düşünürlerden öte, tabanda tartışıldığı bir zemin oluşturmak. Yani barış tabandan nasıl gelişir? Çocuklar, gençler, kadınlar, sanatçılar, ekolojistler, toplumun tüm kesimleri bu meseleyi tabandan nasıl konuşur? diye kurguladığımız bir forum.
Evet, 1 buçuk yıldır devam eden bir süreç var. İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’ın başlatmış olduğu, iktidarın ve ortağı MHP’nin de buna yanıt verdiği bir süreç. Yine gördüğümüz üzere belki tıkanan, belki olması gereken hızda ilerlemeyen ama bu kararlılığı ifade eden süreçte, meselenin asıl muhatabının tüm toplumsal kesimler, yani tabanın kendisi olmasını istiyoruz.
Örneğin çocuklar, atölyelerimizde çocuk hakları ve barış hakkında ne düşündüklerini dile getirdiklerinde bunun tabandan bir katkı olacağını biliyoruz. Yine kadınların jineoloji perspektifinden barışı ve demokratik inşayı tartıştığı bir atölyede, meselenin kadın perspektifiyle nasıl ele alınması gerektiğini birbirimizden öğreneceğiz ve yeniden üreteceğiz. Bu sebeple forumda 40’tan fazla atölyemiz olacak. Kentte yapılacak hafıza yürüyüşlerinden tutalım ekolojiye, konserlerden film gösterimlerine, o gösterimlere dair tartışmalarda sanatçıların barışı nasıl ele aldığını hep birlikte göreceğiz.
Yani aslında pek çok disiplinin kendi cephelerinden barışı nasıl ele alıp düşündüğünü ve ördüğünü görmek istiyoruz. Daha da önemlisi bunun devamlılığını sağlamak istiyoruz aslına bakarsanız. Yani bu forum ve atölyelerin çıktısını barışı konuşmaya devam eden, bunu yaparken çeşitliliklerini arttıran bir hale dönüştürmek istiyoruz. Yerel yönetimler, sivil toplum, çeşitli dernekler, vakıflar ve yani bütün toplum.
– Anlatımlarınızdan forum programının oldukça kapsamlı bir içeriğe ve geniş bir katılımcı yelpazesine sahip olduğunu anlıyoruz. Farklı toplumsal kesimlerin barışa, özgürlüğe dair kendi sözlerini söylemesi neden önemlidir?
Bizim coğrafyamız çok kültürlü, çok dilli bir coğrafya. Kentimiz açısından da bunu hep dile getiriyoruz. Çok dilli bir kent, çok kültürlü bir kent. İktidarların baskıları sonucu Êzidîler, Süryaniler ve Ermeniler bu kentten göç etmiş, sayıca az kalmış, bu çeşitliliğimiz, çok kültürlülüğümüz azalmış olsa da bu gibi etkinliklerle burayı yeniden ev sahibi oldukları bir mekan olarak aslında tariflemek istiyoruz. Aslında öyle hissettiklerini de biliyoruz gelenlerin.
Bununla birlikte toplumun bütün kesimleri Kürt meselesinin barışçıl ve demokratik çözümünde, toplumsal barışın inşasında, onurlu bir barışın tesisinde kendi sözlerini söyleyebilecekleri, barışı nasıl ele aldıklarını ifade edebilecekleri mecralar bulacak bu forumda.
Bir kere gönüllülük temelinde yürüyecek bir çalışma bu. Atölyelere katkı verenler ile birlikte katılım sağlayanlar da kendini bir özne olarak görecek. Yani tüm toplumsal kesimlerin barış meselesinde özne olmasını, kendilerini özne olarak görmelerini istiyoruz.
Aslında belki bu coğrafyadaki en önemli problemlerimizden biri de bu. Barışı ve çözümü sürekli bir iktidara, erke, yere ya da sisteme havale ediyor olmak… Bu havale etme biçimi toplumu barış fikrinden uzaklaştıran, “ben de barış fikri için buradayım, benim de sözüm var” demekten geri tutan bir noktada. Biz aksine bunu açmak ve özne olma halini mümkün kılmak istiyoruz.
– Foruma yerelden uluslararası alana kadar çok sayıda tanınmış ismin katılması bekleniyor. Hak ve özgürlükler, barış konusunda birbirinden farklı düşünen, belki karşıt pozisyonlardaki kesimlerinden de isimler olacak mı?
Biz forumun hem açılış ve kapanış konuşmalarında hem de panellerde toplumun farklı kesimlerinden, farklı siyasi partilerden ve farklı siyasi görüşlerden herkesin sözünü dinlemek istiyoruz. Bu sebeple çok yoğun, uzun bir hazırlık çalışması yaptık. Kentte hemen hemen ziyaret edilmedik siyasi parti, sivil toplum örgütü, vakıf, dernek bırakmadı komitemiz ve bundan dolayı da olumlu dönüşler aldık.
Bu anlamıyla farklı kesimleri mümkün olduğunca bir araya getirmek ve canlı bir tartışma atmosferi yaratmak istiyoruz. Yani yan yana gelip benzer şeyleri konuşan değil de, fikirlerini doğru zeminde tartışabilen, belki zaman zaman kritik bir eşiğe gelmesine müsaade eden bir bakış istiyoruz doğrusunu isterseniz.
Açılış konuşmaları için CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Fethi Yıldız’ı davet ettik, yanıt bekliyoruz. Tabi bu davete son derece açık olduklarını, programlarının el vermesi halinde katılabileceklerini ifade ettiklerini söylemek istiyorum. Yine Türkiye Belediyeler Birliği’ne, CHP ve AK Partili belediyelere davetiyeler gönderdik. Eş Genel Başkanlarımız Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları olacak açılış konuşmalarında. Yine toplumsal barış ve özgürlük, demokratikleşme sürecinin önemli aktörlerinden biri olarak, İmralı Adası’nda kalmış Veysi Aktaş da zamanı el verirse açılışta yer alacak. Hem açılış hem kapanış konuşmalarında kadınlar olacak yine. Katılımcılar netleştikçe bizler de bu isimleri paylaşıyor olacağız.
Toplumun her kesiminden, siyasetten yerel yönetimlere, akademi dünyasından sanat dünyasına kadar pek çok kişiye ev sahipliği yapacak bu forum.
– Belki bu kadar zengin içeriğe sahip olmasalar da, geçmiş aylar ve yıllarda benzer pek çok etkinlikler programlar düzenlendi. Siz bir forumla nasıl bir fark yaratmak istiyorsunuz?
Bir kere mekânsal bir fark yaratmak istiyoruz. Tek bir mekânda olmayacağız. Surp Gragos Kilisesi’nden ÇandAmed’e, Sur’daki tarihi bir evin avlusundan diğer farklı bir noktaya kadar programı kente yaymak istiyoruz. Genelde aynı mekanlarda bu konuları konuşuyoruz. Fakat toplum, gençler, kadınlar ve çocuklar dahil olabilsin diye bu mekanları çoğaltmak istiyoruz. Böyle bir farklılığı var bizim açımızdan.
Diğer bir farkı, düzenlenecek panel ve atölyelerde toplumun çeşitli kesimleri bu meseleyi konuşuyor olacak. Uluslararası alandan kendi barış deneyimlerini aktarmak isteyenler olacak. Yahut kimi alanlara yönelik ön yargıları tersine, pozitif bir şeye çevirmeye yönelik atölyeler olacak. Misal sokak futbolu. Bu atölyeyi yaparken aslında futbolun bir rekabet alanı değil, aksine bir ortaklaşma, diyalog, dayanışma alanı ve sporu olduğunu gençlere, çocuklara yeniden hatırlatmak istiyoruz.
Aslında forumumuzun atölyeleri ve panelleri ama ağırlıklı atölyeleri şuna hizmet etmek istiyor, şunu amaçlıyor. Toplumsal dönüşüm ve değişimi tartışırken, bir yandan bireyin dönüşümünü de sağlamak. Bireyin kendisinin barışa, demokratikleşmeye ne kadar ihtiyacı var? Barışın tesis edilememesinden bu zamana kadar neler kaybettik? Bu coğrafyanın çocukları, kadınları, gençleri, toplumun diğer kimlerin sesi kısıldı? Bunların farkına varabilmek, bu farkındalığı yeniden açığa çıkartabilmek. Bu forum bireylerin kendi iç yolculuğuna da eşlik edecek.
Demokratik toplumun inşası nitekim tam da böyle bir şey. Bireyin kendini barış ve demokratikleşme konusunda özne olarak görmesi, kendi varlığını tanıması, kendi aidiyetini bulması ve o aidiyeti büyüterek, ortaya koyduklarıyla sahip çıkması. Ne kadar çok sahip çıkarsak, kaybetmesi de o kadar zor olacak.
Niye bu kadar çabuk vazgeçiliyor barış ve diyalog süreçlerinden? Bizler nasıl bir anda masanın devrilmesine tanıklık ettik bu coğrafyada? Toplumsallaşamadığı için! Sahiplenenlerin çok olması, masanın devrilmek istenmesinin ertesinde başka bir şeye dönebilirdi. Bu imkan vardı ama olmadı. Oldu ama belki uzun vadeli oldu. Evet, o çözüm masaları devrildi ve hemen ertesinde çok yoğun baskı süreçleri gördü bu toplumun muhalif kesimleri. Toparlanmak da çok uzun zaman aldı. İşte sahiplenmenin güçlü olması, herkesin barışın sağlanmasında kendini özne olarak görmesi lazım. Umuyoruz ki bu kez devrilmeyecek olan, devrilmemesi ve başarıya ulaşması gereken bu çok önemli sürece insanların kendilerini çok daha fazla katmasını hedefliyoruz bir yönüyle bu forumla.
-Toplumsal beklenti bugün mevcut sürecin ete kemiğe büründürülmesi yönünde. Siz bu forum etrafında nasıl bir yol haritası oluşmasını bekliyorsunuz?
Tabii ki panellerimizin birçoğu güncel konuları içeriyor olacak. Toplumsal uzlaşı, anayasa, anayasal çerçevede Kürtlerin statüsü, kimlik ve ana dil meselesi… Bunlar için yol haritası çıkarabilecek bir forum olmasını istiyoruz.
Mesele forumumuz 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’na denk geldi. O gün Katalonya’dan gelecek bir vakıf ve burada Kürtçe üzerine çalışan kurumların temsilcilerinin katılımıyla ana dil meselesini, ana dilde eğitimi masaya yatıracağız. Demokratik çözümün, barışın mümkün olduğu coğrafyalarda ana diller nasıl ele alınmış, okullarda nasıl okutulmuş diye bir başlık açmak ve buradan bizim için somut bir yol haritası çıksın istiyoruz.
Yine hukuk panelimizde “toplumsal uzlaşı” konusunda bir çıktı üretmek istiyoruz. Kürt halkı, bugüne kadar Anayasa’nın içerisinde kendini nerede gördü, nerede göremedi, nerede muğlaklıklar vardı, o muğlaklıkları çözmek için ne yapmak gerekiyor, hangi somut adımları atmak gerekiyor? Ortadoğu’da barış nasıl mümkün? Çatışmaların sona ermesi için nasıl bir toplum tahayyül ediyoruz? Ortadoğu’da üçüncü yol mümkün mü? meselesini konuşacağımız bir panelimiz olacak. Orada da bölgeyi bilen deneyimli konuklarımız olacak. Mevcut sürece dair buralardan somut çıktılar almak istiyoruz.
Bunlarla birlikte ortaya bir gönüllülük ağı çıksın istiyoruz. Barış ne kadar toplumsallaşırsa, aktivistleri ve özneleri sayıca ne kadar çoğalırsa, başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olacak. Gençler, kadınlar, ekolojistlerden vs. oluşacak bu gönüllülük ağını süreklileştirmek istiyoruz. Çünkü toplumun git gide nasıl kutuplaştığını, birbirinden uzaklaştığını görüyoruz. Bu sadece bizim coğrafyamız için geçerli değil, dünyanın her yerinde böyle sorunlar var. Dünyanın her yerinde sistemler çatırdıyor ve toplumlar bunu izlerken “Ne kadar yalnızız, ne kadar az örgütleniyoruz” diyor.
İşte bunu gören bir yerden, kendimiz, kentimiz, coğrafyamız, Türkiye ve Ortadoğu açısından bu toplumsal ağın büyümesi ve gelişmesini önemsiyoruz. En önemli çıktılarından biri de bu olacak bizim açımızdan.
-Yanıtlarınız için teşekkürler. Sizin eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
Ben teşekkür ediyorum, çok sağ olun.



