Yemen’de 2022’den bu yana kırılgan da olsa devam eden ateşkes ve statüko, İran ile ABD-İsrail ekseni arasında tırmanan savaşın gölgesinde tamamen sarsıldı.
Foreign Affairs’te (FA) April Longley Alley ve Allison Minor imzasıyla yayımlanan kapsamlı analiz; Husilerin Kızıldeniz kıyısındaki kritik Mokha limanı ile Bâbülmendeb Boğazı’nın kilit noktası Perim Adası’nı ele geçirmesiyle başlayan yeni dönemi merceğe alıyor.
Suudi Arabistan’ın enerji hatlarını ve bölgesel güvenliği doğrudan hedef alan bu hamle, Husileri Yemen’deki iç savaşın yanı sıra, Ortadoğu’daki deniz ticaret yollarının ve küresel enerji jeopolitiğinin ana aktörlerinden biri haline getirdi.
Analiz, Suudi koalisyonunun iç bölünmelerini, ABD’nin değişen angajmanını ve Tahran-Sana ittifakının küresel güç rekabetine nasıl dönüştüğünü ortaya koyuyor.
“İran’ın ikinci cephesi: Husilerin cesur hamlesi Ortadoğu’nun savaşlarını nasıl dönüştürdü?” başlıklı analizin Türkçe çevirisi şöyle:
İran’daki savaşın yarattığı fırsat penceresini değerlendiren Husiler, Yemen ve çevresinde askeri hakimiyet kurmak adına büyük bir hamle başlattı. Salı günü (14 Eylül 2026), İran yanlısı grup Suudi Arabistan’a yönelik bir dizi insansız hava aracı ve balistik füze saldırısı düzenleyerek ülkenin güneyindeki petrol tesislerinde yangın çıkardı ve 70’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtı.
Perşembe günü ise (17 Eylül) Yemen içindeki kritik cephe hattında günlerdir süren şiddetli çatışmaların ardından Husiler, Kızıldeniz kıyısındaki Suudi destekli hükümet güçlerini bozguna uğratarak stratejik Mokha limanını ele geçirdi.
Cuma günü Yemen hükümeti, Husilerin Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan dar su yolu Bâbülmendeb Boğazı’nın girişindeki Perim Adası’nı kontrol altına aldığını duyurdu. Bu kontrol, Yemen’deki güç dengesinde derin bir kaymaya işaret ediyor ve tüm bölge için potansiyel sonuçlar taşıyor.
Bu haftaya kadar Mokha, Husi karşıtı koalisyonun hayati bir parçasına ev sahipliği yapıyor ve isyancıların ilerleyişine karşı bir kale görevi görüyordu. Bu taarruzla Husiler, kıyı boyunca uzanan statükoyu yerle bir etti, 2022’den bu yana büyük ölçüde korunan ateşkesi bozdu ve kuzeydeki kontrollerini daha da pekiştirmenin zeminini hazırladı.
Ancak bu zafer aynı zamanda İran’ın da zaferidir; zira Bâbülmendeb’e 50 milden daha yakın bir konumda bulunan Mokha ve Perim Adası’nın Husilerin eline geçmesi, isyancıların boğazın ana aktörü haline gelmesine ve deniz trafiğini daha kolay taciz etmesine olanak tanıyacaktır.
Husilerin temmuz ayında Suudi çıkarlarına yönelik saldırılarla başlayan tırmanışının zamanlaması, İran savaşı sırasında Kızıldeniz’in Suudi petrolü için Hürmüz Boğazı’na alternatif kritik bir rota haline geldiği göz önüne alındığında özellikle önemlidir.
Husi liderleri eylemlerini yerel gerekçelerle sunsalar da, Tahran ile olan hizalanmalarının sıkılaştığı görülüyor. Suudi sevkiyatlarına ve doğrudan Suudi Arabistan’a saldırarak, İran savaşında fiilen ikinci bir cephe açtılar; bu da çatışmayı genişletirken küresel enerji ve finans piyasaları üzerindeki baskıyı artırdı.
İranlı yetkililer, Amerika Birleşik Devletleri ile bir anlaşmaya varmanın Yemen’e uygulanan ablukanın kaldırılmasını gerektireceğini belirtti. Bu ifade, Suudi Arabistan’ın başkent Sana da dahil olmak üzere Husi kontrolündeki bölgeler üzerindeki tüm transit kısıtlamalarını kaldırması ve Yemen hükümetine verdiği desteği sonlandırması anlamına geliyor.
Evrilen bu bölgesel düzende İran ve ortakları, Ortadoğu’nun en kritik deniz geçiş noktalarını kontrol ederek yeni bir statüko kurmaya çalışıyor.
Husi meydan okumasıyla başa çıkma seçenekleri kötüden daha kötüye doğru ilerliyor. Cephe hatları muhtemelen değişmeye devam edecek olsa da, bazı sert gerçekler çıplak gözle görülebiliyor. Husi tehditlerine karşı kesin bir askeri çözüm gerçekçi görünmüyor.
Tüm kamuoyu söylemlerine rağmen, Yemen hükümet güçleri kendi içinde bölünmüş durumda. Bu haftaki taarruz sırasında destekçileri Suudi Arabistan da yakın hava desteği ve gerekli diğer yardımları sağlamada yetersiz kaldı; bu durum Husi karşıtı koalisyon ile Riyad arasındaki koordinasyonsuzluğun sürdüğünü gösteriyor. Ayrıca Husilerin kazandığı mevziler, müzakere edilmiş bir çözüm olasılığını da zayıflatıyor.
Militan grup artık taleplerinde ve Kızıldeniz genelinde kontrol sağlama hırslarında daha maksimalist olacaktır. Kolay bir çözüm bulunmuyor. Şimdilik Suudi Arabistan, ABD ve Yemenli müttefiklerinin önceliği, diğer kritik cephe hatlarını Husi ilerleyişinden korumak ve Husilerin Kuzey Yemen ile Bâbül Mendeb üzerindeki hakimiyetlerini pekiştirme çabalarını engellemek olmalıdır.
Ancak bunun da ötesinde, Husi karşıtı koalisyon nihayet kendisini parçalamaya devam eden iç çatışmaları ele almalı ve Yemen çatışmasını çözmek için inandırıcı bir siyasi vizyon üzerinde anlaşmalıdır. Aksi takdirde, hükümet kanadında daha büyük bir çalkantı yaşanması ve Husi tehdidinin bölge geneline yayılması riski son derece gerçektir.
Boğaz’dan Deniz’e
Şubat ayı sonlarında başlayan İran savaşından sonraki yaklaşık beş ay boyunca Husiler büyük ölçüde kenarda kaldı. Bu göreceli sakinlik, Temmuz ortasında İranlıların bir Husi heyetini Tahran’dan Sana’ya uçurmasıyla sona erdi; bu durum Yemen hükümeti ve Suudi liderliğindeki koalisyonun Yemen hava sahası üzerindeki kontrolüne bir meydan okumaydı.
Uçağın inişini engellemek için Suudi Arabistan ve Yemen hükümeti Sana havaalanının tek pistini bombaladı. Uçak bunun yerine Husilerin kontrolündeki Hudeyde’ye inmiş olsa da, Suudilerin bu eylemi Husilere 2022 ateşkesini terk etmek için bir mazeret sağladı. Grup, Suudi çıkarlarına karşı cesur tırmanışını tam da bu noktada başlattı ve Yemen’deki koalisyon güçlerine karşı yeni taarruzunu açtı.
Husi harekatı, açıkça Suudi Arabistan’ın yeni hassasiyetlerini istismar etmek üzere tasarlanmıştır. İran Hürmüz Boğazı’nı sıkıştırdıkça, Kızıldeniz Suudi petrol endüstrisi için bir can damarı haline geldi.
Ancak Husilerin temmuz ayında saldırılarına yeniden başlamasından bu yana, Bâbül Mendeb üzerinden yapılan Suudi petrol ihracatı yüzde 95 oranında düştü. Şimdi, Kızıldeniz’deki Yanbu liman kompleksi yakınlarındaki altyapıyı ve gemileri hedef alan Husiler, petrol ihracatının Mısır üzerinden kuzeye doğru transit geçişini de tehdit ediyor.
Bu arada, ABD’nin İran ile savaşı, Husilerin Yemen içindeki maksimalist hedeflerine yeni bir yakıt sağladı. Grup, ateşkes sonrasında hakim olan “ne savaş ne barış” durumundan rahatsız oldu ve 12 yıllık iç savaşa resmi bir siyasi çözüm getirilmesini ağırdan aldığı için Riyad’ı suçluyor.
Gerçekte ise böyle bir anlaşma Husilerin kendileri tarafından engellendi. 2023 yılında BM, kalıcı bir ateşkes ve siyasi sürecin başlatılması karşılığında Husilerin tüm kamu sektörü maaşlarını ödemesine ve petrol ile gaz kaynaklarından pay almasına olanak tanıyacak bir yol haritası anlaşmasına aracılık etmişti. Ülkenin hidrokarbon kaynaklarının hiçbirini kontrol etmeyen ve uluslararası ekonomiden izole edilen Husiler için bu iyi bir sonuç olabilirdi.
Ancak teklifi kabul etmek yerine, Gazze savaşında Hamas’a verdikleri desteği göstermek için Kızıldeniz’deki deniz taşımacılığına saldırmaya başladılar. Bunu yaparken hazır olduklarında masaya dönebileceklerini varsayıyorlardı.
Gazze’deki savaşın son aşamasında İsrail ve Birleşik Devletler, Husilerin Yemen’deki kalelerine önemli askeri ve ekonomik zararlar verdi. 2025 ilkbaharında Trump yönetimi, Rough Rider Operasyonu kapsamında 1.000’den fazla hava saldırısı düzenledi; birkaç ay sonra İsrailliler Husi altyapısını hedef aldı ve grubun fiili başbakanı ile askeri kurmay başkanına suikast düzenledi.
Yine de bu harekatlar grubu daha da cesaretlendirmiş görünüyor. Küresel deniz taşımacılığına “sal hissi” vererek Husi’ler, İran’ın direniş ekseni içindeki önemini artırdı. Güçlü ordularla çatışmaya giren grup, İslam dünyasını yozlaştırıcı Amerikan ve İsrail nüfuzundan kurtarmaya tek başına muktedir büyük bir bölgesel aktör olduğu yönündeki imajını pekiştirdi.
O zamandan beri örgüt, yeni ve daha güçlü askeri kabiliyetler edinme çabalarını yoğunlaştırdı. Gazze savaşı sırasında Rusya, gemileri hedef almasına yardımcı olmak için Husilere istihbarat sağlamıştı.
Rusya, Husilere gelişmiş silahlar vermeyi de düşündü, ancak sonunda Riyad tarafından bundan vazgeçirildi. Bugün (18 Eylül), Foreign Affairs’teki yakın tarihli bir analizde açıklandığı gibi, Husiler doğrudan İran’dan silah transferi olmasa bile cephaneliklerini güçlendirmeyi başardılar; bunu çeşitlendirilmiş tedarik zincirlerinden ve karanlık finansal ağlardan yararlanarak iç üretim kapasitelerini artırarak gerçekleştirdiler.
Şimdi Husiler, Suudilerin kendilerine 2023 BM destekli yol haritasından daha iyi şartlar sunabileceğini düşünüyor; buna savaş tazminatları da dahil. Askeri taarruzları ilerledikçe bu talepler muhtemelen artmaya devam edecektir.
Husiler ayrıca içeride, uzun süredir söz verilen kamu sektörü maaşlarını ödemek ve giderek ağırlaşan yaşam koşullarını düzeltmek için ciddi bir baskıyla karşı karşıya. Yemen nüfusunun yarısından fazlası akut gıda güvensizliği yaşıyor ve altı milyon insan kıtlığın eşiğindeki “acil durum” seviyesindeki yoksunlukla yüz yüze.
Riyad’ın kırmızı çizgisi
Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz’e olan bağımlılığının artması göz önüne alındığında, Husiler krallığın taleplerine hızlıca boyun eğeceğini hesaplamış olabilir. Bunun yerine, Husi eylemleri Riyad’ın grupla yüzleşme kararlılığını sertleştirmiş görünüyor.
Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman gerilimi düşürmeyi ya da en azından ABD-İran anlaşması krallığının Kızıldeniz’e olan bağımlılığını azaltana kadar bir çatışmayı ertelemeyi tercih etmiş olabilecek olsa da, Husiler Suudilere bekleyecek alan bırakmadı.
Washington’daki öngörülemeyen yönetim karşısında Suudi Arabistan, güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirerek çatışmaya hazırlanıyor. 30 Temmuz’da Riyad; Türkiye, Pakistan, Mısır, Sudan ve Cibuti’nin de aralarında bulunduğu Kızıldeniz için 14 ülkelik bir deniz savunma koalisyonu duyurdu.
Bir hafta sonra Veliaht Prens, Mekke’deki bir törende her iki ülkenin liderleriyle yan yana gelerek Türkiye ve Pakistan ile karşılıklı savunma anlaşması imzaladı. Bu anlaşmaların askeri değeri belirsizdir ve nitekim Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları bu son anlaşma için ilk test niteliğindedir.
Şu ana kadar sonuçlar sönük kaldı. Reuters’a göre Pakistan, Husilerin Mokha’yı ele geçirmesinden kısa bir süre önce İranlıları Husi müttefiklerini dizginlemeleri konusunda uyardı. Ne Türkiye ne de Pakistan Yemen’deki savaşa doğrudan müdahil oldu ve İslamabad, Mekke anlaşmasının Yemen savaşına yanıt olarak yürürlüğe sokulmadığını doğruladı. Yine de Suudi Arabistan için, 2015’te Yemen’e yapılan askeri müdahale nedeniyle karşılaştığı eleştiriler düşünüldüğünde diplomatik destek önemlidir.
Suudiler ayrıca Birleşik Devletler’den destek talep etmeye devam etti. Axios, Washington’ın Suudi Arabistan’a Sana havaalanını vurması için yeşil ışık yaktığını bildirdi ve krallık daha fazla ABD desteği talep etti. 28 Temmuz’da Riyad, Husilerle hareket eden İran destekli Iraklı milisleri vurmak için Washington ile ortaklık kurdu; bu durum, çatışma büyümeye devam ederken Washington’ın Husilere karşı askeri çabasında Riyad’a katılabileceğinin bir işaretidir.
Ancak ABD’nin sürece dahil olması kesinlikten uzaktır. İran savaşının getirdiği yükler arasında yönetim, Mayıs 2025’ten bu yana yürürlükte olan Husilerle ikili ateşkası sürdürmeye isteklidir; Ortadoğu’daki askeri unsurlarının birçoğu Hürmüz Boğazı’nda sıkışmış durumdadır ve savaşı genişletmek ülke içinde tepki çekecektir.
Husilerin Mokha ve Perim Adası’nı ele geçirmesi Washington üzerinde yanıt verme yönünde daha büyük bir baskı oluştursa da, Trump yönetimi ara seçimler öncesinde yeni askeri angajmanlardan kaçınmayı daha çok önemseyebilir: Axios, Perşembe günkü ilerleyişin ardından Trump’ın Suudilerin Husilere yönelik hava saldırısı düzenleme taleplerini reddettiğini bildirdi.
Bu arada Riyad’ın Yemen hükümetini güçlendirme çabaları belirgin şekilde karışık sonuçlar verdi. Ocak ayında Suudi Arabistan, BAE destekli Güney Geçiş Konseyi (STC) liderliğindeki ayrılıkçı güçlerin tüm Güney Yemen üzerinde kontrol kurmaya çalışması üzerine Yemen’deki uzun süreli müttefiki Birleşik Arap Emirlikleri’ni kenara itti.
O zamandan beri Emirlikler Yemen’den tamamen çekildi ve Riyad’ın hükümet askeri güçlerini doğrudan kendi komutası altında birleştirmesine izin verdi. Ancak Husilerin Mokha’yı hızla ele geçirmesi, bu güçlerin gücü ve uyumu hakkında büyük sorular doğurmaktadır.
Çatışmada, birleşik komuta farklı hükümet yanlısı gruplar arasında etkili bir işbirliği yaratamadı. Hükümet birlikleri Mokha’dan çekilirken, kuzeyli müttefiklerinin güneye silahlarıyla girmesine izin vermeyen güneyli güçlerle çatıştıklarına dair raporlar bile geldi.
Özellikle BAE’nin yokluğu ve STC’nin dağılması, Husi karşıtı koalisyondaki önemli bir güneyli tabanı küstürdü ve koalisyonu askeri açıdan yetkin harici bir destekçiden mahrum bıraktı. Eğer Husiler Mokha ve çevresindeki kazanımlarını pekiştirebilirlerse, toprak kayıpları hükümet yanlısı birliklerin moraline ağır bir darbe vurabilir ve yeni bölünmeleri körükleyebilir.
Çifte sıkışma noktası
İran’ın Birleşik Devletler’e karşı en büyük kozu Hürmüz Boğazı’nı kapatma yeteneğiydi. Savaşın büyük bölümünde Suudi Arabistan, Kızıldeniz limanları üzerinden günde üç ila beş milyon varil petrol ihraç etti; bu durum Riyad ve küresel petrol piyasaları için kritik bir güvence oldu.
İran artık Husiler aracılığıyla bu ihracatı da kısıtlayabilir. Tahran’ın uzun vadeli amacı korkutucu bir statüko kurmaktır: Hürmüz’ün İran kontrolünün yanı sıra Bâbül Mendeb üzerinde Husi kontrolü. Eğer bu strateji sürdürülebilirse, İran ve bölgesel ortağını her yıl trilyonlarca dolarlık ticaretin fiili bekçileri haline getirecektir.
Tahran, Husiler üzerinde doğrudan bir komuta ve kontrol yürütmese de grup üzerinde muazzam bir nüfuza sahiptir. İran’ın temmuz ayında Sana’ya uçak gönderme kararı mevcut Husi tırmanışını tetikledi; bu durum Tahran’ın Yemen çatışmasını kendi amaçları doğrultusunda nasıl körükleyebileceğinin birçok yolunu göstermektedir.
Buna karşılık Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına Iraklı milisleri dahil etme kararı, Yemen çatışmasını İran savaşıyla daha da iç içe geçirdi. Husilerin Somali, Sudan ve Afrika Boynuzu genelindeki silahlı gruplarla büyüyen ittifakları da mevcut tırmanışın daha geniş bir bölgeye ne kadar hızlı sıçrayabileceğini gösteriyor.
Yemen iç savaşının 2014’te patlak vermesinden sonraki on yılda, etkileri Suudi Arabistan’a, BAE’ye ve son olarak Kızıldeniz’e yansıdı. İran savaşı, Husilerin genişleyen bölgesel hırsları ve ortaklıkları ile İran’la birleşen küresel enerji ticaretini etkileme kapasiteleriyle birlikte, daha tehlikeli bir yangın için sahne kurulmuş durumdadır.
Bu kez Husilerin Tahran karşısındaki önceki özerkliklerini korumaları çok daha zor olabilir. Yemen’deki savaş uzun süredir bölgesel güçlerin bir savaş alanı olmuştur. Ancak bu son aşama; İsrail, Rusya, Türkiye ve Birleşik Devletler’in genişleyen katılımına tanık olabilir. Yemen, bölgesel nüfuz için bir savaş alanı olmaktan ziyade, kritik bir deniz geçiş noktasına odaklanmış büyük güç rekabeti için bir platform haline gelebilir.
Kafaları çarpıştırmak ya da bomba yağdırmak
Tehlikeli bir tırmanış döngüsü başladığına göre, bundan sonra ne olacağı büyük ölçüde geleceğe bağlıdır. Suudi Arabistan, Husilere karşı büyük bir kampanya yürütmek için uluslararası destek toplamak amacıyla son Husi ilerleyişlerini kullanabilir; bu kampanyaya potansiyel olarak ABD ve Mekke anlaşmasındaki yeni ortakları dahil olabilir.
Ancak böyle bir yanıt, sahada savaşan Husi karşıtı koalisyonun temel zayıflıklarını gidermeden çatışmayı büyütebilir. Sonu açık böyle bir tırmanış muhtemelen Husilerin lehine olacak ve İran’ın Ortadoğu’nun geçiş noktalarını kontrol etme stratejisine hizmet edecektir.
Sürdürülen bir Yemen savaşı, ABD’nin İran ile bir anlaşmaya varma çabalarını da karmaşıklaştırabilir. Alternatif olarak, Suudilerin savaş alanındaki kazanımların ardından Husilere boyun eğmesi, Husi karşıtı koalisyona yıkıcı bir darbe vurabilir ve Husilerin bölgesel hırslarını daha da alevlendirebilir.
Yine de kontrolden çıkan tırmanışı önlemek ve müzakere masasına dönmek için dar bir fırsat penceresi mevcuttur. Bunun için Suudi Arabistan ve Yemen hükümeti—diğer bölgesel ve uluslararası ortaklarla birlikte—Yemen çatışmasına siyasi bir çözüm getirecek inandırıcı bir plan üzerinde anlaşmalıdır.
Plan, Husi karşıtı koalisyondaki bölünmeleri gidermeli ve maksimalist askeri hedeflerden kaçınırken koalisyonu parçalamaya devam eden siyasi sorunları halletmelidir.
Şimdi böyle bir çözüme ulaşmak, Suudi Arabistan ve Yemen hükümet güçlerinin, bölgesel ve uluslararası ortakların desteğiyle, Husilerin ilerleyişini durdurmak ve onları bir anlaşmayı kabule ikna etmek için etkili bir askeri baskı uygulamasını gerektirecektir.
Nitekim Husilerin kendileri de içeride ciddi bir ekonomik baskı altındadır ve iradelerini askeri olarak dayatamayacaklarına ikna edilirlerse bu tür görüşmelerden fayda sağlayacak konumdadırlar.
Siyasi bir çözümün Yemen’e istikrar getirmesi için Husilerin de hem bölgesel hem de Yemen hükümetinin temel kaygılarını karşılayan ve uygulanabilir bir yönetim yapısı ortaya koyan şartları kabul etmesi gerekecektir.
Suudi liderliğindeki koalisyonun Yemen’de daha önce benimsediği bir yaklaşım bu açıdan yol göstericidir. 2021’de Husiler müzakerelerden çekilerek büyük bir kara taarruzu başlatmıştı. Suudiler ve Emirlikler, toplam zaferi hedeflemek yerine Husileri yeniden masaya oturtmaya odaklanan koordineli bir operasyonla yanıt verdi.
Nihayetinde bu harekat, aylar sonra ateşkesin sağlanmasına yardımcı oldu. Suudi liderliğindeki koalisyonun bugün yürüteceği her yeni harekat benzer şekilde Husilerin müzakerelere katılımını sağlamaya odaklanmalıdır. Ancak başarı, her şeyden önce sahada daha fazla kayıp verilmesini önlemeyi ve Husi karşıtı koalisyon içindeki anlaşmazlıkları gidermek için derhal çaba göstermeyi gerektirecektir.
Yemen’in sorunlarını kısa vadeli askeri tırmanışlar ve baskı kampanyalarıyla çözmeye çalışan başarısız stratejiden vazgeçilmesinin zamanı çoktan geçmiştir. Siyasi çözümü yeniden canlandırmak kolay olmayacak ya da hemen gerçekleşmeyecektir.
Ancak alternatif çok daha kötüdür: Başlatılması bitirilmesinden çok daha kolay olabileceği ABD ve İsrail’in İran savaşında görülen, yenilenmiş, uzamış ve giderek bölgeselleşen bir savaşa girmek.




