Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Viyana’da Avusturya Federal Avrupa ve Uluslararası İşler Bakanı Beate Meinl-Reisinger ile bir araya geldi.
Görüşmenin ardından iki bakan ortak basın toplantısı düzenledi.
Düzensiz göç ve güvenlik başlıklarına değinen Meinl-Reisinger, “Bu coğrafi konum Türkiye’yi bizim için aynı zamanda göç yönetiminde, insan kaçakçılığı, organize suçlar ve terörle mücadelede kilit bir ortak haline getirmektedir. Bu alanlarda, özellikle Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarımız ile Türk makamları arasında uzun süredir çok iyi bir iş birliği bulunmaktadır. Göç, geçiş ülkeleriyle iş birliği yaptığımız zaman iyi yönetilebilir” dedi.
‘Türkiye bizim için vazgeçilmez bir ortak’
Suriyeli mültecilerin geri dönüş sürecine ilişkin de konuşan Meinl-Reisinger, iş birliğini derinleştirmek istediklerini belirterek, “Türkiye, bizim için vazgeçilmez bir ortak” ifadesini kullandı.
‘Savaşın en kısa sürede sona ermesi gerek’
İran ve Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeleri de değerlendiren Meinl-Reisinger, savaşın Avrupa’yı doğrudan etkilediğini belirterek, “Bu savaşın en kısa sürede sona ermesi gerekiyor hem sizin hem bizim açımızdan. Bu nedenle iletişim kanallarının kesinlikle açık tutulması önemlidir. Ancak açık iletişim kanalları olduğu takdirde diplomatik çözümler bulunabilir” dedi.
‘Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesi elzem’
AB-Türkiye ilişkilerine de değinen Meinl-Reisinger, iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak ekonomik ve ticari ilişkilerin derinleştirilmesinin önemine dikkat çekti. Türkiye’nin AB’nin en büyük beş ticaret ortağı arasında yer aldığını hatırlattı.
Fidan: Vize serbestisinin sağlanması konularını çözmeye çalışıyoruz
Ardından söz alan Fidan, Türkiye-Avusturya ilişkilerinin en canlı unsurlarından birinin Avusturya’daki Türkiye toplumu olduğunu belirtti. AB sürecine de değinen Fidan, şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye-AB ilişkileri gerçekten önemli. Hükümetimizin bu konudaki duruşunu biliyorsunuz. Cumhurbaşkanımız özellikle AB üyeliği konusundaki ülkemizin öteden beri, AK Parti hükümetlerinde ortaya koymuş olduğu resmi politikada bir değişiklik olmadığını defaatle, altını kuvvetli bir şekilde çizerek ifade etmekte. Fakat hem Avrupa’nın içinde bulunduğu şartlar hem bölgesel gelişmeler bu üyelik sürecinde birtakım sorunların, yapısal sorunların olduğunu da yadsınamaz bir şekilde ortaya çıkartmakta. Bununla beraber, atılması gereken adımlar var. Özellikle Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize serbestisinin sağlanması konularında bunları çözmeye çalışıyoruz.”
AB’nin rekabetçiliğini güçlendirmeye yönelik girişimlere Türkiye’nin dahil edilmesinin önemine değinen Fidan, Avrupa ve Asya arasındaki bağlantısallık projelerinde de iş birliğinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
‘İran ve ABD müzakereleri için elimizden geleni yapıyoruz’
Fidan, Rusya-Ukrayna savaşı ve İran-ABD müzakerelerine de değinerek, bölgesel krizlerin çözümü için diplomatik temasların sürdüğünü belirtti.
“İran ve Amerika arasında devam eden müzakerelerin bir an önce neticeye kavuşması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Özellikle bu krizin bir an önce sona ermesi ve bu krizden kaynaklanan Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın bir an önce aşılıp normal hayata dönülmesi gerekiyor.”
Fidan, ateşkes süreçlerine ilişkin olarak önümüzdeki günlerin kritik olduğunu belirterek, “Ben bundan sonraki süreçte önümüzdeki birkaç günün çok kritik olduğunu düşünüyorum” dedi.
Reisinger: Türkiye ile iş birliği yapma zorunluluğundayız zaten’
Avusturya Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger ise Türkiye’nin bölgesel rolüne dikkat çekerek, “Türkiye’nin jeopolitik rolü, her halükarda güvenlik konusunda ve istikrar ve refah açısından belirleyici bir önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.
Meinl-Reisinger ayrıca, AB-Türkiye ilişkilerinde ilerlemenin karşılıklı adımlarla mümkün olacağını belirterek, mevcut sürecin daha yapıcı bir zemine taşınması gerektiğini söyledi.
‘AB’de bir siyasi iradenin deklare edilmesi gerekiyor’
Fidan, bir gazetecinin sorusu üzerine AB ile ilişkiler ve üyelik sürecine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“Her hikayenin bir iki tarafı var. Avrupalı meslektaşım verdi. Burada şu önemli. Biz hiçbir zaman için üyelik koşullarının gerçekleşmemesi ve gerçekleşmeden girilmesi gibi bir talep içerisinde olmadık. Tabii ki bir yere girecekseniz bunun şartları vardır. Bu şartlar önünüze konur ve siz bu şartlara uyduğunuz zaman buraya girersiniz. Fakat sorun şurada. AB’de ‘Türkiye’nin şartlar sağlandığı zaman biz AB üyesi olmasını kabul ediyoruz’ diye bir siyasi irade yok. Dolayısıyla bu siyasi irade maalesef 2007 yılında Sayın Sarkozy tarafından öldürüldü. Sayın Schröder ve Sayın Chirac tarafından daha önce ortaya konan Avrupa siyasi iradesi Sayın Sarkozy ile beraber ortadan kaldırıldı. Yani bizim değerlendirme aşamalarına geçmemiz için AB’de bir siyasi iradenin deklare edilmesi gerekiyor. Daha sonra hangi chapter nasıl açılır, hangi şart nasıl açılır, kapanır ona bakarız.
Diğer taraftan jeostratejik olaylar öylesine gelişiyor ki bizim AB ile ilişkilerimizin doğasının ne olduğuna bakmaksızın bizi beraber çalışmaya mecbur ediyor. Yani Rusya-Ukrayna krizi bir kriz, Orta Doğu’da olan kriz, Hürmüz Boğazı, bölgemizde olan gelişmeler, Balkanlardaki istikrarın devam etmesi, aramızdaki ticaret hacmi, ortak ticaret direnci, savunma tabanının oluşturulması gibi çok fazla konu var. NATO’da hep beraber ne yapacağız? Yeni Avrupa güvenlik mimarisini nasıl oluşturacağız? Rekabet şartlarını nasıl geliştireceğiz? O kadar çok konu var ki yani, Avrupa ile Türkiye’yi bir araya getirdiğiniz zaman 500 milyon bir nüfustan bahsediyoruz.
‘AB’nin karar mekanizmasında yapısal açmazlar var’
Ama maalesef AB’nin içerisinde de birtakım tabii kurallardan dayalı bazı açmazlar var. 27 ülkenin 26’sı diyelim 400 milyon insan bir şey isteyebilir ama bir milyondan az insanın tercihi onu yetersiz hale getirebilir, başka bir bir milyon nüfusu olmayan bir ülkenin. Dolayısıyla Türkiye AB 500 milyon bir ülke tarafından kaderi esir alınabilir. Yani mevcut sistem bunu mümkün kılıyor.
Sadece bu üyelikle ilgili değil. İlişkide atılacak pragmatik adımlarla da alakalı. Avrupa güvenliğiyle ilgili adımlar var. Avrupa’nın kritik altyapı sorunlarıyla ilgili konular var. Avrupa’nın daha fazla ticari olarak rekabet edilebilirliğiyle ilgili alan var. Avrupa’daki dijital alanın genişletilmesi ile ilgili alanlar var. Bütün bu alanların hepsinde 500 milyonluk ortak yapı bir şey elde edebilecekken, bir milyondan az bir ülke çok fazla buna engel olur ve hiç kimse de buna bir şey diyemez.
‘Bu Avrupa’nın kendi içerisinde çözmesi gereken bir sorun’
Böyle bir taktik sorunun büyük bir stratejik menfaati önlüyor oluşu ve buna bir çözüm getirilememesi de ayrıca bir çıkmaz alan. Bu tabii Avrupa’nın kendi içerisinde çözmesi gereken bir sorun. Ama bizim realist olarak izlediğimiz politika şu: Türkiye ile Avrupa’nın ilişkilerinin her zaman için iyi olması gerekiyor. İki taraf, ticaret hacmi, Sayın Bakan da ifade etti, gerçekten 250 milyon Dolara yaklaşan bir ticaret hacmi var. Bu, altın oranda neredeyse. Yüzde 50-yüzde 50, ticaret açığı iki tarafta da yok. Gümrük Birliği anlaşması güncellense bu 250 milyar doların hemen 500 milyar dolara çıkma ihtimali de var, bütün yapılan hesaplamalara göre. Her iki taraf da bunu yapmak istiyor ama bir türlü adım atamıyorlar.
‘Umarım var olan ilişkilerimizi daha iyi ileri seviyeye taşırız’
Burada AB tarafında irade ortaya koyma konusunda sıkıntılar var. Üyelik konusunda demiyoruz. Mevcut aramızdaki anlaşma, Gümrük Birliği anlaşması. Hadi gelin bunu bir güncelleyelim, bu her iki tarafın da menfaatine. Bunu AB bürokratları da bize söylüyor ama bir yerde bir irade tıkanması var. Umarım bu aşılır. Ama dediğim gibi, Cumhurbaşkanımızın bu konuda Türk milleti adına aldığı irade, kullandığı irade belli. Bizim bu konuda bir sıkıntımız yok. Umarım var olan ilişkilerimizi daha iyi ileri seviyeye taşırız.” (ANKA)




