FP analizi: Avrupa, NATO’ya liderlik etmekte zorlanıyor

ABD merkezli dış politika dergisi Foreign Policy, Ankara’da düzenlenen tarihi NATO Zirvesi öncesinde, kıdemli gazeteci Anchal Vohra imzasıyla Avrupa’nın savunma çıkmazını ele alan bir analiz yayımladı.

FP analizi: Avrupa, NATO’ya liderlik etmekte zorlanıyor
FP analizi: Avrupa, NATO’ya liderlik etmekte zorlanıyor
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 7 Temmuz 2026 17:01

Küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bu dönemde, Batı ittifakının askeri omurgası olan NATO içindeki çatlaklar derinleşiyor.

ABD merkezli dış politika dergisi Foreign Policy, Ankara’da düzenlenen tarihi NATO Zirvesi öncesinde, kıdemli gazeteci Anchal Vohra imzasıyla Avrupa’nın savunma çıkmazını ele alan bir analiz yayımladı.

Analiz; ABD Başkanı Donald Trump’ın “savunma harcamalarını artırma” baskısı karşısında Avrupa ülkelerinin milyarlarca avroluk silah bütçeleriyle Washington’ı memnun etme yarışına girdiğini, ancak arka planda Paris ve Berlin başta olmak üzere kıta güçleri arasında derin bir endüstriyel pazar savaşı ve liderlik kavgası yaşandığını gözler önüne seriyor.

Avrupa’nın bu askeri rekabetini ve egemenlik krizini masaya yatıran analizin Türkçe çevirisi şöyle:


Geçtiğimiz ay NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Washington’daki bir basın toplantısında ABD Başkanı Donald Trump’a kur yapmak ve belki de ona bir şeyler öğretmek amacıyla “Trump Trilyonu” adlı bir grafik çıkardı. Trump’ın ilk kez iktidara geldiği 2017 yılından bu yana, ABD’nin NATO müttefiklerinin savunmaya bir trilyon dolardan fazla para harcadığını ve bu sayede Amerikalılar için yüz binlerce istihdam yaratıldığını anlattı.

Rutte’nin rakamlarının tamamen birbirini tutup tutmadığını sorgulamak için haklı nedenler var; ancak su götürmez olan şey, bu performansın bu hafta Türkiye’nin başkenti Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’nin zeminini hazırlamış olmasıdır. Trump’ın Washington’ın müttefiklerine yönelik diplomatik yaklaşımı, geçen yılki Lahey Zirvesi’nde verilen yüzde 5’lik savunma harcaması taahhüdünü tam olarak kimlerin yerine getirdiğine göre şekillenebilir.

Diplomatik kaynaklar, Avrupalıların Amerikan üreticilerine aktarılacak milyarlarca dolarla birlikte Trump’ı etkilemeye odaklandığını söylüyor. Müttefikler, kritik alanlarda güvenlik şemsiyesinin devam etmesi karşılığında kesenin ağzını açıyor ve Amerikan savunma sanayisini finanse ediyor. Almanya, 2030’lara kadar Avrupa’nın en büyük ordusunu kurma niyetini açıklayarak silahlanma programına 750 milyar avro taahhüt etti. Almanya, savunma harcamalarının yaklaşık yüzde 60’ını ABD askeri teçhizatına ayırıyor; bu devasa nakit akışı, kendi yetenek açıklarını kapatabilecek Amerikan şirketlerinin kasasına girmeye devam ettikçe bu eğilimin sürmesi bekleniyor.

Avrupalı müttefikler arasında, ABD’nin nükleer varlıklarına ve bazı kritik askeri yeteneklerine büyük ihtiyaç duyulduğu ve Trump’ın zirveden öfkeyle ayrılmasının ne pahasına olursa olsun engellenmesi gerektiği konusunda geniş tabanlı bir mutabakat var. Eksik askeri yeteneklerin edinilmesi ve cephaneliklerin genişletilmesi gerektiği konusunda da tam bir görüş birliği mevcut.

Yine de, müttefikler NATO’nun liderliğini üstlenmeye ve Avrupa hegemonyasındaki bir savunma ittifakı olan “NATO 3.0” dönemini başlatmaya hazırlanırken, bölünmeler derinleşiyor ve askeri endüstriyel çıkarlar sık sık karşı karşıya geliyor. Üzerinde düşündükleri ancak yanıtlamakta zorlandıkları sorulardan bazıları şunlar: Hangi silahları kendileri üretecekler ve hangilerini ABD’den satın alacaklar? Savunma teçhizatlarını ne ölçüde entegre edecekler? Kolektif savunmaya ne kadar askeri varlık katkısında bulunacaklar? Ve ulusal savunma sanayileri kazançlı savunma projeleri için rekabet ederken, birbiriyle çelişen öncelikleri ve rekabeti nasıl uzlaştıracaklar?

Rutte’nin Haziran ayında Trump ile görüşmesinden saatler önce, “E5” olarak adlandırılan nispeten yeni bir gruplaşma —Fransa, Almanya, İtalya, Polonya ve Birleşik Krallık— Berlin’de bir araya geldi. Yapılan ortak açıklamada, “NATO içinde daha güçlü bir Avrupa rolüne” olan bağlılıklarını ifade ettiler. Almanya Başbakanı Friedrich Merz, sadece ABD ile değil, Avrupa’nın kendi içinde de daha fazla işbirliğine ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Merz’in bu ifadesi tamamen zararsız, sadece daha fazla yoldaşlık ve koordinasyon çağrısı olarak görülebilir. Ancak aynı derecede, müttefikler arasında arzulanan işbirliğinin henüz masada olmadığının bir itirafı olarak da yorumlanabilir.

Kapalı kapılar ardında müttefikler, ABD’nin yakın zamanda çekmeyi planladığı askeri varlıkların yerini nasıl dolduracakları konusunda sert tartışmalar yaşadılar. Bir saldırı durumunda konuşlandırılacak asker ve teçhizat sayısını listeleyen üç aşamalı bir plan olan “NATO Kuvvet Modeli” için tüm müttefik üyeler en iyi askeri yeteneklerini sunmaya yanaşmıyordu.

Mayıs ayında Birleşik Devletler, kriz senaryoları için listelenen savaş uçağı sayısını üçte bir oranında azaltacağı, düşman topraklarının derinliklerindeki tesisleri vurmak için gerekli olan stratejik bombardıman uçaklarının tedarikini yarı yarıya indireceği; muhripleri, denizaltıları, havada yakıt ikmali uçaklarını ve keşif dronlarını azaltacağı konusunda NATO müttefiklerini uyarmıştı.

Ancak diplomatik kaynaklar, Fransa da dahil olmak üzere bazı ülkelerin en iyi askeri teçhizatlarından bazılarını ulusal güvenlikleri veya diğer harekat alanları için saklıyor olabileceğinden korkulduğunu belirtti. Ankara Zirvesi’nden önceki hafta müttefiklerin bu konuyu tartıştığı ve tatmin edici bir şekilde çözüme kavuşturduğu anlaşılıyor.

Her bir müttefikin tam katkısı kamuoyuna açıklanmadı, ancak NATO’nun en üst düzey Amerikalı generali olan Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı (SACEUR), müttefiklerin ABD’nin askeri varlıklarını çekmesiyle oluşacak boşluğu büyük ölçüde kapatmayı başaracağını belirtti.

Diplomatik kaynaklar, Fransa ve diğer ülkelerin son dakikada taahhütlerini yerine getirmiş olabileceğini, ancak bu deneyimin ittifaktaki bazı çevreleri hala tedirgin ettiğini söylüyor. Fransa-Almanya ilişkileri, Dassault ile Airbus’ın Almanya merkezli savunma birimi arasındaki bir anlaşmazlığın ardından, üzerinde çok konuşulan bir savaş uçağı projesinin çökmesinden bu yana gergin. Merz, Haziran ayında yaptığı açıklamada, Almanya’nın artık yeni nesil bir savaş uçağı edinmek için “sanayi için yeni fırsatlar” açan alternatif bir yol bulmaya çalıştığını söyledi.

Benzer endüstriyel tercihler diğer projelerdeki işbirliğini de engelliyor.

“Egemenlik” adına askeri sistemlerin mükerrer (aynı şekilde tekrar) üretilmesi, mükelleflerin paralarının büyük bir israfı ve NATO kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğinin önünde bir engel olarak nitelendiriliyor. Tarihçi Timothy Garton Ash yakın zamanda, ABD’nin “33 ana silah sistemine sahipken, Avrupa’nın —12 farklı tank türü ve 14 çeşit savaş uçağı dahil olmak üzere— 174 silah sistemine” sahip olduğuna dikkat çekti.

Daha küçük ülkeler, özellikle de Rusya ile cephe hattında yer alanlar, Avrupa liderliğindeki bir NATO’dan ötürü kendi endişelerine sahip. Büyük Avrupa güçlerinin keyfi kararlarına tabi olmaktan korkuyorlar ve hala ABD’ye ve onun askeri gücüne güvenmeyi tercih ediyorlar. Polonya daha fazla Avrupa savunma harcamasını ve askeri yetenek edinimini destekledi, ancak sırf ABD’yi güvenlik mimarisinin içinde tutmak için, ABD teçhizatını mutlaka Avrupa yapımı yerli teçhizatla değiştirmek istemiyor.

Ancak diğerleri Polonya’nın bu avantajından endişe ediyor. ABD’nin “iyi müttefik-kötü müttefik” stratejisinin ittifakı bölebileceğinden korkuyorlar.

Trump, ABD askerlerini Almanya ve Polonya’dan çekmekle tehdit etmişti. Daha sonra Polonya’ya yönelik bu tehdidini geri çekti. Trump sık sık bu ülkenin aşırı sağcı cumhurbaşkanını sevdiğini söyledi ve hükümetin savunma harcamalarını hızla yüzde 4,8’e çıkarmasına hayran olması oldukça muhtemel.

Ayrıca, bazı ülkelerin tüm spot ışıklarının altında güneşlenirken diğerlerini görmezden gelmesi üzerine yaşanan ego çatışmaları ve güç mücadeleleri de var. Haziran ayı başında “E3” liderleri —Almanya, Fransa ve İngiltere— Ukrayna ve Rusya üzerine ortak bir stratejiyi tartışmak üzere bir araya geldiğinde birçoğu dışlanmış hissetti. Polonya Başbakanı Donald Tusk bu duruma gücenerek, Rusya’nın saldırgan politikalarından doğrudan tehdit gören ülkelerin “tüm forumlarda temsil edilmesini” talep etti.

Bununla birlikte, yapı bir dönüşümden geçerken NATO’yu kimin yöneteceği konusunda daha az bölünme var. İki kaynağa göre, yeni yapıda, askeri harekatları planlayan üç müşterek komutanlığa bir İngiliz, bir Alman ve bir İtalyan komutan liderlik edecek. Fransa, NATO’nun teknolojik entegrasyonuna karar veren Müttefik Dönüşüm Komutanlığı’na liderlik etmeye devam edecek. SACEUR (Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı) bir Amerikalı olarak kalacak ve hava, kara ve deniz unsur komutanlıkları Amerikalılarda kalmaya devam edecek.

Zirveye giden süreçte Rutte, finansman taahhütlerini güçlendirmek için başkentler arasında mekik dokuyor. NATO politikasına aşina iki Avrupalı uzman Foreign Policy’ye verdikleri demeçte, Rutte’nin stratejiyi müttefiklerle her zaman koordine etmediğini ve müttefiklerin de her adımda onun tavsiyesini aramadığını söyledi.

Kısacası Avrupalılar, Rusya’yı çevrelemek ve Trump’ı idare etmek söz konusu olduğunda aynı sayfadalar. Ancak Avrupa liderliğindeki bir NATO’nun nasıl görünebileceğini ve işbirliğinin sınırlarını hala çözmeye çalışıyorlar.

İttifaktaki bazı çevreler, transatlantik ilişkilerdeki bu gerilemenin sadece geçici olduğunu ve Washington’da 2028’de yaşanacak bir yönetim değişikliğiyle tersine döneceğini umuyor. Fransa gibi diğerleri ise ABD’ye olan bağımlılığın radikal bir şekilde azaltılması için bastırırken; mali kısıtlamaları daha az olan Almanya, Alman ve ABD savunma sanayilerini birbirine daha sıkı bağlamaya çalışıyor ve ABD teçhizatının yerli üretimini öneriyor.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius geçen hafta yaptığı açıklamada, “Kimse savunma sanayisinde daha fazla bağımsızlığı hedeflemenin sadece tamamen Avrupa sistemlerine bağlı kalmak anlamına geldiğini söylemedi” dedi. Pistorius, Trump’ın bu yorumu duyduğunu kesinlikle umuyordur.