Tahran çarşısında 28 Aralık 2025’te ekonomik krize karşı esnafın başlattığı ve daha sonra 31 ostanın (eyalet) tamamına yayılan protestoların üzerinden 56 gün geçti. Hala yer yer protestoların devam ettiği İran’da, eylemlerin yoğunlaştığı ocak ayında ABD ve İsrail’in saldırı tehditleri de başladı.
ABD ve İsrail’in bu tehditlerini bahane eden İran rejimi, protestoları bastırmak için halka dönük katliam ve tutuklama furyası başlattı.
Hak ihlallerinin her geçen gün arttığı İran’da yaşayan halklar, bir yandan baskılarla bir yandan da giderek derinleşen ekonomik krizle yaşam mücadelesi veriyor.
ABD ile Umman’ın başkenti Muskat’ta 6 Şubat’ta başlayan İran nükleer görüşmelerinin ikinci turu, 17 Şubat’ta İsviçre’nin Cenevre kentinde yapıldı.
Her ne kadar İran görüşmelerin olumlu geçtiğini dile getirse de ABD ve İsrail’in savaş yanlısı söylemleri ile ABD’nin deniz donanmasını Umman Denizi’ne taşıması kafalarda soru işaretleri yarattı. Trump’ın 19 Şubat’ta İran’a 10 gün süre verdiklerini duyurmasıyla birlikte bölge ülkeleri başta olmak üzere tüm ülkeler alarma geçti.
‘En büyük beklenti demokrasi’
Süreç boyunca İran halklarının istemleri yerine hegemon devletlerin dayattığı başlıklar etrafında şekillenen müzakere masası, protestoların ardından rejim tarafından hedef alınan halkların geleceğe dönük tedirginliğini artırıyor.
Konuya dair konuşan İranlı siyasetçi ve kadın hakları savunucusu Leyla Avdoyî, İran halklarının geleceğe dönük en büyük umudunun demokrasi olduğunu söyledi.
Leyla Avdoyî, Kürtlerin tarih boyunca maruz kaldıkları baskı ve asimilasyon politikalarına karşı kararlılıkla mücadele ettiklerini belirtti.
Suriye örneği üzerinden ABD’nin pragmatik yaklaşımlarını eleştiren Leyla Avdoyî, özellikle Kürtlerin IŞİD’e karşı en ön safta savaşmasına rağmen, ABD’nin çıkarları doğrultusunda Şara hükümetiyle iş birliği yaparak bu yönetimi meşrulaştırmaya çalıştığını vurguladı.
Leyla Avdoyî, ABD’nin İran’a Irak ve Afganistan’a girdiği gibi girebileceğine inandığını ancak kısa sürede bunun yapılamayacağını kestirdiği için bu planı işletmediğini belirtti.
İran’ın çok kimlikli ve inançlı yapısı sebebiyle ABD’nin planladığı gibi içerisinde yer alamayacağı bir ülke olduğunu belirten Leyla Avdoyî, şu ifadeleri kullandı:
“Varsayalım ABD, Irak’a girdiği gibi İran’a da girmek istedi. Peki, İran’ın bu çok kimlikli yapısını nasıl idare edecek? Planladıkları şeylerden biri Şah’ın oğlu Rıza Pehlevi’yi buraya getirmekti. Onu İran’da nasıl kabul ettirecekler? Şah’ın oğluyla İran’da barışçıl bir yönetim sağlayamazlar. Şah’ın kendisi de İran’da yaşadığı süreçte katliamcı bir yaklaşıma sahipti. Şah, iktidardayken Azerilere ve Kürtlere çok büyük katliamlar yaptı. Şimdi oğlu İran’a ‘demokrasi’ getireceğini söylüyor. Onun getireceği ‘demokrasi’ tek yönlü olacaktır. Çünkü diğer halkları kendilerine düşman olarak görüyorlar.”

İran halkları Pehlevi’ye karşı
Pehlevi’nin yaklaşımını Cumhuriyet sonrası Mustafa Kemal Atatürk’e benzeten ve olası bir rejimin 1923 dönemi Türkiye’si ile bir olacağını belirten Leyla Avdoyî, şunları söyledi:
“İran’da dediğimiz gibi sadece tek bir millet yok. Diyorlar ki ‘Tek bayrak altında kardeşçe yaşayalım’. Ancak böyle bir ‘kardeşlik’ mümkün değil. Pehlevi, İran’daki ‘Jin, jiyan, azadî’ devrimi sürecinde de böyle ortaya çıkmıştı. O, devrimi iktidara gelmek için bir fırsat olarak gördü. Ancak attığı adımlar devrimi büyütmekten çok ayrıştırmaya gitti. Aslında o da tüm halkların bir araya gelerek kurduğu ittifakı bölmek istedi. Ancak İran halkları onun çağrısına kulak vermedi.”
Pehlevi’nin, kendi fonladığı bazı medya organları tarafından İran halkları için ‘tek alternatif’ olarak sunulmaya çalışıldığını belirten Leyla Avdoyî, bunun gerçekliğinin olmadığını vurguladı.
Özellikle Kürtlerin buna tepki gösterdiğini söyleyen Leyla Avdoyî, Kürtlerin, “Bu kanı Şah’ın oğlu gelsin de o koltuğa otursun diye dökmedik” diyerek pek çok yerde protestolardan çekildiğini ifade etti.
‘İran’a dönük belirli değişiklikler yapılacak’
İran halklarının mevcut rejimi de kesinlikle istemediklerini belirten Leyla Avdoyî, sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD’yi bugün saldırıdan uzak tutan temel şey aslında şu anki rejimin yerine koyacağı bir şeyi bulamamak. Irak’ta düştüğü konuma düşmek istemiyor. Pehlevi hakkında onlar da emin değil. İran halkı ise çok büyük bir krizin içerisinde.”
Siyasi partilerin halkı yeterince örgütleyememesi nedeniyle mevcut krizin derinleştiğini belirten Leyla Avdoyî, Kürtlerin 1979 İran Devrimi sonrasındaki sürece benzer bir senaryoyla karşı karşıya bırakılmak istendiğini ifade etti.
Planlanan projelerin hayata geçmesi durumunda Kürtlerin yeniden saldırıların hedefi olacağını vurgulayan Leyla Avdoyî, ABD’nin “rejimin düşmesi” olarak sunduğu başarı kriterinin aslında devlet yapısı içine kendisine yakın, daha ılıman bir kesimin yerleştirilmesi anlamına gelebileceğini kaydetti.
Lelya Avdoyî, ABD’nin de sürece bu pencereden baktığını düşündüğünü belirterek, yakın gelecekte İran’a yönelik doğrudan bir askeri saldırı öngörmediğini dile getirdi. (MA)
İran’da sokaklar yeniden hareketleniyor: Anma törenleri protestolara dönüştü




