Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi (BİV) iktidarın “Terörsüz Türkiye” söylemiyle yaklaştığı, Kürt meselesinin demokratik çözümü için başlatılan süreçte kurulmuş oluşumlardan biri. Bir araya gelişlerinden bu yana barışın toplumsallaşması için kadınlar cephesinden hem süreci takip ettiler hem de çeşitli eylemliliklerde bulundular. Nisan 2026’da yeniden açılan Gülistan Doku soruşturması nedeniyle yönlerini Dersim’e çevirdiler.
BİV, Gülistan Doku soruşturmasının yeniden açılmasını doğrudan odaklanacakları bir konu olarak gördü. Çünkü kadınlar, henüz Meclis komisyonu kurulmamışken Meclis’e giderek tam da bu üniformalı şiddetiyle yüzleşilmesini ve kadınların barış süreçlerine eşit katılımını talep etmişlerdi. Akabinde kurulan süreç komisyonuna sundukları raporda ise savaşın kadınlar açısından ne anlama geldiğini ve barış sürecinde kadınların taleplerinin neler olduğunu sıralamışlardı. Savaş sürecinde, özellikle bölgede kadınlara dönük yaşatılan ve üniformalıların faili olduğu süreçlerin aydınlatılması; kadınlara dönük suçlar için adalet ve hakikat komisyonları kurulması temel talepleri arasındaydı.
- Komisyonun 15’inci toplantısında kadınlar dinlendi
- Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden Meclis’e 5 acil talep
Selin Top’a göre taleplerinin en somut örneklerinden biri Gülistan Doku’ydu:
“Gülistan Doku’nun 2020’den beri nerede olduğu sorusunu hem yakınları hem kadın örgütleri sürekli soruyordu. Şimdi Akın Gürlek’i biraz da parlatmak için başlatılan bu süreçte biz dedik ki, ‘iktidar böyle bir şeye giriştiğini söylüyorsa biz bunun üzerine gideceğiz.’ Akın Gürlek’in nasıl bir politik geçmişi olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla bizim için çok kritik olan Gülistan Doku cinayeti, birilerinin politik hesaplaşmasının ya da özgeçmişlerine ekleyecekleri bir reklam malzemesinin çok ötesinde.”
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı kurduk” çıkışından sonra bazı gözaltı ve tutuklamalar başladı. Kadınlar, bir yandan bu hamlenin arkasında iktidarın kendi iç hesaplaşması olduğunu ifade ederken, diğer yandan bunun bölgede kadınlara dönük suç şebekesinin nasıl kurulduğunu da göz önüne serdiğini söylüyor.

(Fotoğraflar: Güliz Sağlam)
‘Barış sürecini birilerinin el sıkışmasından ibaret görmüyoruz’
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’ne Dersim’deki öğrencilerden gelen haberler, solun kalesi olarak bilinen ve çoğu kişinin kendini güvende hissettiğini söylediği bu kentte kadınların aslında nasıl bir abluka altında yaşadığını ortaya koyuyordu.
Selin Top, kadınların Dersim ziyaretini anlatırken aynı zamanda bu ziyaretin Ankara’da takım elbiseli adamların yürüttüğü pazarlıklara bir itiraz anlamı taşıdığını söyledi:
“Akın Gürlek, ‘Öncelikle de kaybedilen kadınlar ve kız çocuklarını araştıracağız’ dedi. Tam o süreçte başlayan gözaltı ve tutuklamalara baktığımızda, devletin hemen hemen oraya yerleştirdiği bütün bürokratlarıyla, kamu görevlileriyle kadınların hayatını nasıl yaşanmaz kıldığı açığa çıktı. Neyi gördük? Valisinden başhekimine, polislerinden üniversite rektörüne, üniversite çalışanlarından akademisyenlerine kadar hepsinin içerisinde olduğu bir suç ağı gördük. Bu süreç içerisinde özellikle Dersim’deki öğrenci arkadaşlardan bize zaten birtakım haberler de geliyordu. Gerçekten konuşmanın çok güç olduğu, birçok arkadaşın konuşmaktan imtina ettiği bir tablo vardı. Dersim gibi solun kalesi olarak görülen ve aslında hepimizin kendimizi çok güvende hissettiği o ilde, kadınların gündelik hayatının nasıl yaşanmaz hale geldiğini öğreniyorduk. Gülistan aslında bunun sadece bir örneğiydi. Bizim için Gülistan’ın peşine düşmek çok önemli ama ne yazık ki Gülistan tek örnek değil. Aynı süreçte Rojwelat’ın da sürecini dahil etmeye çalıştık. Rojin Kabaiş zaten sürekli üzerine düştüğümüz konulardan birisi. Biz de Gülistan Doku nezdinde başlatılan bu sürecin takipçisi olmak adına doğrudan Dersim’e gittik. Dersim’de ne yaşanıyor, doğrudan arkadaşlarımızdan dinleyelim dedik.
Bunun Dersim’le kısıtlı olmadığını da maalesef biliyoruz. Yapabildiğimiz ölçüde, kamu görevlilerinin ve üniformalıların da içerisinde olduğu bu erkek suç şebekelerine karşı birkaç kente daha gitme planı var Barış’a İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin. Siyaset biraz da böyle bir şey; makro siyaset katında takım elbiseli adamlar kendi satrançlarını oynarken, aslında kadınlar bir şekilde hayatta kalma mücadelesi veriyor. Biz de barış sürecini sadece birilerinin el sıkışmasından ya da söylemlerinden ibaret görmüyoruz. Bu sürecin bir parçası olduğumuz konusunda nasıl ısrarcıysak, bu hesaplaşmalar karşısında da netiz: Siz kendi hesaplaşmanızı sürdürürken bizim daha önemli bir gündemimiz var, o da hayatta kalmak. Hem öncekilerin hesabını sormak hem de mümkünse bu patriyarkal ağları ifşa edip önüne geçebilmek için bir kadın dayanışmasını örmenin yolları var mı diyerek Dersim’e gittik.”
Dersim, İstanbul, Karabük… ‘Türkiye’nin her yerine sirayet eden suç çeteleri’
Yukarıda da bahsedildiği üzere Dersim ziyareti, yereldeki bir durumu gözlemleme amacının ötesindeydi. Selin Top, bölgede yürütülen politikaları deşifre etmek istediklerini belirtirken benzer suç örüntülerinin Türkiye’ye yayıldığı ifade etti:
“Dersim’e gittiğimizde, kafamızdaki Dersim imajından başlayarak bu savaşın hayatlarımıza nasıl yansıdığını deşifre etmek istedik. Savaş sıcak bir biçimde sürerken bunu kadınlar olarak emeğimizle, bedenimizle nasıl yaşadığımızı hep anlatıyoruz. Ama bir yandan da sanki sıcak savaş yokmuşçasına, gündelik hayat normal devam ediyormuş gibi görünen o tablonun içerisinde bu savaş politikasının kadınların hayatını nasıl yaşanmaz kıldığını deşifre etmek ve ‘İşte bakın, biz barışa bu yüzden de ihtiyaç duyuyoruz’ demek istiyoruz.
Kürt illerinde bu erkek suç çetelerinin kadın bedeni üzerindeki saldırıları durdurulmadığı sürece, bu durumun Türkiye’nin her yerine nasıl sirayet ettiğini de görüyoruz. Aynı saikler ve aynı siyasetle değil belki ama mesela çok benzer suç ortaklıklarını İstanbul’da Ayşe Tokyaz cinayetinde de görebiliyoruz. Eski bir polis memurunun fail olduğu, kadının öldürüldükten sonra cinayeti örtbas etmek için bir erkek suç şebekesi çıkıyor karşımıza; içinde yine polislerin, kamu görevlilerinin olduğu, erkeklerin dayanışma halinde olduğu bir çete… Ya da Karabük’e bakıyorsunuz; yine rektörüyle, esnafıyla, her kesimiyle içinde bulunan, Afrikalı kadın öğrencilere dönük suç çetelerini görüyorsunuz. Bu cinayetler kadınların yolda karşılaştıkları bir ‘iş kazasıymış’ gibi normalleştiriliyor; biz bu süreçler için adalet aradığımızda bunu sorgulamamızı dahi garipsiyorlar.”
‘Dersim’de öğrenci başına bir üniformalı düşüyor’
Dersim’e ulaştıklarında ilk hedefleri yereldeki kadınları ve özellikle üniversiteli gençleri dinlemekti. Bunun için Dersim Kadın Platformu aracılığıyla kentteki öğrenci kadınlara ulaştılar. Buluşmayı ilk etapta açık çağrılı bir eylem gibi değil, kamusal bir alanda, bir kafede yan yana gelerek organize ettiler. Selin Top’un aktardığına göre, katılan öğrencilerin büyük bir kısmı örgütsüz kadınlardı ama yaşadıkları baskıyı politik olarak çok net görebiliyorlardı.
Ziyarete Türkiye’nin batısından ve bölge illerinden yaklaşık 60 kadın katıldı. İki farklı yakadan otobüslerle kente giren kadınların karşılaştığı ilk tablo, ‘güvenlik’ adı altında sivil hayatın nasıl kuşatıldığı oldu:
“İlk istediğimiz şey öğrenci arkadaşları dinlemekti ve orada Gülistan Doku’nun nasıl tekil bir örnek olmadığını, kadınların nasıl bir baskı altında yaşadıklarını bizzat gördük. Şehir inanılmaz bir suç çetesi ablukasına alınmış durumda. Size şöyle somut rakamlar vereyim: Dersim’de şu anda yaklaşık 9 bin öğrenci var, buna karşılık 10 bin tane üniformalı var. Neredeyse öğrenci başına bir üniformalı düşüyor.”
Sokaklarda bekçi ve polis istihdamı sürekli artırılırken, sıra kadın cinayetlerini veya tacizleri önlemeye geldiğinde devlet mekanizmalarının hiçbir refleks göstermediğini ifade eden Selin Top, şöyle dedi:
“Biz BİV olarak sürekli şunu söylüyorduk: Türkiye devletinin özellikle son yıllarda artırdığı güvenlikçi politikalar kadınların hayat alanını daraltıyor. Savaş bölgelerinde ‘güvenlikçi siyaset’ diyerek hayatlarımızı daraltıyor. Savaş bölgesini konuşmasak bile, örneğin Boğaziçi Üniversitesi’nde ‘güvenliği artırıyorum’ dedikleri anda bunun aslında politik öğrencilere dönük bir baskı olduğunu görüyoruz; o sırada içeride bir kız çocuğu olan işçi, bir erkek tarafından öldürülebiliyor. Ya da bizim, kadınların ve LGBTİ+’ların sokakta var olması ‘toplum huzuru’ denilerek engellenirken, erkek şiddetine karşı hiçbir önlem alınmadığını biliyoruz. Bekçi sayısı, üniformalı sayısı, polis istihdamı sürekli artıyor ama bu artışa rağmen kadın cinayetlerini önleyecek hiçbir adım atılmıyor. Devlet bir şeyi ‘koruyorum’ dediği yerde, biz biliyoruz ki o korunan şeyler kadınların hayatı pahasına korunuyor. Ailenin korunması da böyle, güvenlikçi politikalar da böyle…”
Her köşesi MOBESE dolu kentte Gülistan Doku nerede?

Dersim’in her giriş çıkışında yoğun kontrol noktalarının bulunduğunu ve her köşesi kameralarla izlenen bir kent olduğunu vurgulayan Selin Top, “Ben kendim, 90’ların sonunda babamın görevi sebebiyle Dersim’de ortaokuldaydım. O zamandan bu zamana baktığımda, devlet güvenliğinin çok daha fazla artırıldığını görüyorum ki 90’lardan bahsediyoruz, o zaman da yoğun bir baskı vardı. Şu anda kentin hem kadro olarak üniformalıyla yığıldığı hem de kamerasıyla, karakoluyla her yerin kuşatıldığı bir tabloda Gülistan Doku 6 senedir bulunamıyor. En başında şunu sormak gerekiyor: Bu kadar korunaklı ve güvenlikli olduğu söylenen bir şehirde Gülistan Doku’ya ne oldu? Herhangi bir demokratik eylemde anında bitebilen onlarca kolluk görevlisi varken, Gülistan Doku’nun en son görüldüğü noktaya bakan kameraların kayıtları ortada yok” diye konuştu.
Erkekleşen sokaklar
Sokakların tamamen erkekleşmesini ve kadınların kamusal alanda maruz kaldığı sistematik tacizi anlatan Selin Top, bir önceki barış sürecinden örnek vererek mekanın nasıl bir baskı aracına dönüştürüldüğünü anlattı:
“Daha önceki barış sürecinde Barış için Kadın Girişimi, Cizre ve Nusaybin gibi bölgelere yaptığı ziyaretlerinde, bütün sohbetlerinde şunu görüyordu: Özellikle kız yurtlarının yakınına kurulan askeri üsler, kadınlar sokağa çıktığında erkekleşmiş kamusal alanlar ve kadınları sürekli sözlü ya da fiziksel olarak taciz eden erkekleşmiş sokaklar… Dersim’e baktığımızda da bu yoğun güvenlik önlemlerinin aslında tamamen kadınların aleyhine işlediğini görüyoruz. Bu kadar kamu görevlisinin yığıldığı bir yerde öğrencilerin kendilerine ait neredeyse hiçbir özel alanı kalmamış durumda. Hatta şöyle bir şey yapmışlar; Dersim’de ‘depreme karşı güçlendirme’ bahanesiyle kamu binaları üniversite kampüsünün içerisine yerleştirilmiş. Mesela kampüse Dersim Kadın Platformu girip bir etkinlik yapamazken, bütün kamu çalışanları üniversite içerisinde elini kolunu sallayarak dolanabiliyor. Yanlış bilmiyorsam Adalet Bakanlığı ve Nüfus İdaresi var. Aklınıza gelebilecek birçok kamu binası üniversite yerleşkesine taşınmış durumda.”
Ajanlaştırma politikaları | ‘Neredeyse kimsenin kimseye güveni kalmamış’
Selin Top’un ziyaret gözlemlerinden aktardığı bir diğer mesele ise Dersim’de yürütülen planlı ajanlaştırma çalışmaları. Top, hayatın içine sızdırılan bu güvensizlik ortamının kadınların yan yana gelmesinin ve örgütlenmesinin önüne geçtiğini söyledi:
“Bunu diğer şehirlerde de duyuyoruz ama Dersim’de bu durum o kadar ciddileşmiş ki, neredeyse kimsenin kimseye güveni kalmamış. Kampüste, yurtta, dışarıda yürürken ya da bir kafede arkadaşınla konuşurken kimin ajan olduğunu kestiremediğin bir boyuta ulaşmış. Bu, kadınları çaresiz bırakmak, kimseye güvenmemelerini sağlamak ve en önemlisi örgütlenmenin önüne geçmek için planlı yürütülen bir politika.
Devletin Dersim’le bu kadar özel olarak ilgilenmesinin tarihsel bir sebebi de var tabii. Dersim’e dönük baskı politikası yeni bir şey değil, Osmanlı’nın son döneminden bugüne uzanan bir devlet aklı var. Biz daha çok son 10 seneye, yani bir önceki barış sürecinde masanın devrilmesinden bugüne kadarki baskılara odaklanmaya çalıştık. Dersim bir yandan sol-sosyalist güçlerin güçlü olduğu, Alevi ve seküler bir kent. Devletin buradaki örgütlü yapıyı kırmaya dönük çok ciddi bir çalışması var.”
‘Artık görünür bir kolluk gücüne ihtiyaç kalmamış’
Devletin sivil hayata nasıl sindiğini, baskının görünür olmaktan çıkıp her eve nasıl girdiğini ve genç kadınları aileleriyle tehdit ettiklerini aktaran Top, “Mesela Dersim’de açıklama yaptığımızda İstanbul’dan ya da diğer illerden farklı olarak karşımıza hiç çevik kuvvet gelmedi. Sadece sivil birkaç kişi vardı; ne bir çember ne de gözaltı araçları… Çünkü sivil hayatı o kadar domine etmişler ki, artık görünür bir kolluk gücüne ihtiyaçları kalmamış gibi. Zaten takip ediyor, izliyor ve rahatsız ediyorlar. Özellikle öğrencilere dönük aileleri üzerinden şikayet mekanizması işletiyorlar. Maalesef bunun bir örneğini Dersim’de olmasa da İlayda Zorlu örneğinde gördük. ‘Çocuğunuz bir örgütlenme içerisinde’ diyerek hedef gösterdiler ve İlayda, babasının silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetti. Dersim’de de kadınlar ‘ailenize şikayet ederiz’ tehdidiyle karşı karşıya” dedi.
‘Genç kadınları kollukla temas ettirecek etkinlikler planlanıyor’
Dersim’deki kadın öğrencilerin aktardıkları olayları anlatmaya devam eden Selin Top, üniversite içerisinde yürütülen bazı faaliyetlere de değindi. Öğrenciler, kampüsteki bazı isimler eliyle resmi kurum çalışanlarıyla bir araya getirildiklerini ifade etti. Top, kampüste öğrencilerin yaşadığı durumları şöyle aktardı:
“Örneğin, Gülistan Doku Çocuk Gelişimi bölümünde okuyordu. O bölümdeki bir öğretim üyesinin, genç kadın öğrencilerle üniformalıları bir araya getirecek etkinlikleri özellikle organize ettiğini öğrendik. Amaç, genç kadınlarla kolluğun temas etmesini sağlamak. Resmen kumpas gibi bir ağ. Bu akademisyen, öğrencilere ‘Hadi para karşılığı şu askerin çocuğunun doğum gününde çalışın’ diyerek organizasyon ayarlıyor. Böylece iletişim kurmalarını sağlıyor.
Ya da Kızılay’daki bir görevlinin kadın öğrencileri ‘Derslerinizden geçemezsiniz, düşük not alırsınız’ diyerek zorla Kızılay’a ya da çeşitli AKP derneklerine üye yaptığını anlattılar.
Kente ilk kez gelen bir öğrenci için sosyalleşmek ve birilerini bulmak önemlidir. Dersim’e gelen öğrencilerin yüzde 90’ı zaten Kürt illerinden gelen genç kadınlar. Bir başka öğrenci anlattı. Kente yeni geldiği zaman bu arkadaşa ulaşıp ‘Munzur Kadın Öğrenciler’ adlı bir WhatsApp grubuna dahil ediyorlar. Grubu incelediğinde fark ediyor ki, grubun yöneticisi aslında TÜGVA Başkanı ve bir erkek. Bu TÜGVA Başkanı, Gülistan Doku sürecinde de adı sıkça duyulan Dersim İşkur Müdürü’nün yeğeni. İşte böyle iç içe geçmiş ağlardan bahsediyoruz. Tabii daha politik olan kadın öğrenciler durumu fark edip gruptan ayrılmışlar.
Ya da bir öğrenci arkadaş, yaşadığı bir cinsel taciz vakası sonrası emniyete şikayetçi olduğunu anlattı. ‘Bana emniyette yaşatılan süreç, tacizin kendisinden daha ağırdı’ dedi. Biz hep söylüyoruz; şiddet mekanizmaları ya hiç işlemiyor ya da işlediğinde kadınları tekrar tekrar şiddete maruz bırakıyor. Orada bu durum çok daha katmerli. Üniversitede hakkında cinsel tacizden soruşturma açılmış, şikayet edilmiş öğretim üyeleri hala görevlerine devam ediyor.
Örneğin valiliğin düzenlediği konserler var; tabii ki genç bir kadının konsere gitmesi, güzel zaman geçirmesi en doğal hakkıdır. Ama Dersim’de iş öyle bir noktaya getirilmiş ki, bu konserler bile genç kadınların alanını tamamen erkek kamusallığıyla daraltan, kamu görevlilerinin yığıldığı ve taciz vakalarının yaşandığı süreçlerle anılıyor.”
‘Valisinden rektörüne kadar uzanan bir ağ var’
Ziyarette öne çıkan konulardan birisi de Munzur Üniversitesi’ndeki cinsel istismar iddialarında adı geçen isimlerin açıkça telaffuz edilmesi oldu. Kadınlar hem kentte düzenledikleri eylemde hem de sonrasında yaptıkları açıklamalarda Cem Tekinoğlu, Ahmet Zülfü Türkoğlu, İbrahim Özer ve İlyas Kayaokay gibi isimler hakkındaki iddiaları gündeme getirerek, bu kişilerin neden hala görevde olduğunu veya korunduğunu sordu.
Selin Top, üniversitedeki cinsel istismar ağı iddialarını, adı geçen isimleri ve buna dair yürütecekleri takibi şöyle anlattı:
“Yakın zamanda hepimizin takip ettiği bir gelişme oldu. AKP milletvekili Salim Ensarioğlu çıkıp, Munzur Üniversitesi’ni de katarak, çeşitli üniversitelerde bir cinsel istismar ağı olduğunu açıkça söyledi. İsim istediğinde vermedi ama o yıllarda Munzur Üniversitesi Bilgi İşlem Dairesi’nde çalışan birisinin, kız çocuklarının telefon numaralarını asker ve polislere verdiği yönünde iddialar olduğunu belirtti. O dönemin görevlilerine bakıldığında karşımıza Cem Tekinoğlu ismi çıkıyor. Cem Tekinoğlu ismi çok kritik; çünkü kendisi hem eski bilgi işlem daire başkanı hem de şu anda Gülistan Doku süreciyle anılan bir isim. Gülistan Doku’nun en son görüldüğü yer Dinar Köprüsü tarafı ve oraya bakan kamera kayıtları yok. Hem bu kamera kayıtlarının olmaması hem bu kişinin o dönem bilgi işlem daire başkanı olması sebebiyle hakkında defalarca Meclis’e soru önergesi verilmesine rağmen Cem Tekinoğlu hala görevde. Üstelik bu kişi şu anda CHP’li milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanlığını yapıyor. Biz bununla ilgili de arkadaşlarımızın desteğiyle Meclis’e tekrar soru önergesi göndereceğiz. Bu kişiyle ilgili, kadınları tehdit ederek üst düzey kamu görevlileriyle cinsel ilişkiye zorladığına dair çok ciddi iddialar var. Yine üniversitedeki Ahmet Zülfü Türkoğlu, İbrahim Özer, İlyas Kayaokay gibi isimler hakkında internette küçük bir araştırma yaptığınızda bile karşınıza bir sürü iddia, açılmış soruşturma, dava ve üniversite kararı çıkıyor ama bu kişiler hala görevde.
Bu isimler görevdeyken kadın öğrencilerin okula güvenle gitmesini nasıl bekleyebiliriz? Valisinden rektörüne kadar uzanan inanılmaz bir ağ var karşımızda. Öğrenciler, Gülistan Doku dönemindeki rektörle şimdiki rektör arasında hiçbir fark olmadığını söylüyorlar. Hissedilen ve yaşanan ortak duygu şu: ‘Başımıza bir şey geldiğinde bizi koruyabilecek hiçbir kurum yok.’ Bu gerçekten çok yalnızlaştırıcı bir his. Kadın dayanışmasına ulaşılabildiğinde bu hava biraz dağılıyor ama o dayanışma ağlarına ulaşmanın önüne de ciddi engeller koyuluyor.”
‘Kayyımların olduğu bir yerde barış nasıl inşa edilebilir?’
“Tabii ki bu tabloda kayyım siyasetinin etkisi devasa boyutta. Biz bunu hep vurguluyoruz: Bir yere kayyım atanması demek, doğrudan bütün kamusal alanın erkekleşmesi ve kapıların kadınlara kapatılması demektir. Dersim’de de şu an bu irade gaspı sürüyor. Bir yandan da barış süreci devam ediyor ama barış konuşulurken kayyımlar hala koltuklarında oturmaya devam ediyor. Kayyım rejiminin olduğu bir yerde barış nasıl inşa edilebilir? Bu yüzden biz, yasa çıksın, barış süreciyle ilgili somut, kalıcı adımlar atılsın diyoruz. Bütün bu yakıcı gerçekler makro tartışmaların gölgesinde kalıyor ama kayyımlar yerinde duruyorken, kadınlara dönük üniformalı şiddetiyle yüzleşilmemişken hangi kalıcı barıştan bahsedeceğiz?”
‘Güçlüler güçlü rolünde hayatlarına devam ediyor’
Gülistan Doku soruşturması kapsamında 6 yıl sonra yapılan tutuklamaların yerelde herhangi bir rahatlama yaratmadığını, faillerin pozisyonlarını korumaya devam ettiğini belirten Selin Top, sürecin kadınların hayatına yansımalarına dair şunları söyledi:
“Gülistan Doku süreci kapsamında bazı tutuklamalar gerçekleşti, bir sürü isim ortaya çıktı; valisinden bürokratına kadar ciddi bir şebekeydi oradaki. Mesela bizim oradaki arkadaşlara ilk sorumuz şu oldu: ‘Bunun Dersim’e bir etkisi oldu mu? Biraz rahatladınız mı? Bir şeyler değişti mi? Failler artık çekiniyor mu?’ Çünkü bu isimlerin bazıları hala üniversitede görevde. Arkadaşlar hiçbir şeyin değişmediğini söyledi. Yani güçlülerin, güçlü rolünde hayatlarına aynen devam ettiğini, o ağların hala orada durduğunu ve bu kişilerin yaşanan tutuklamalardan hiç de etkilenmediği bir durumun söz konusu olduğunu anlattılar. Bunun ikinci dalgası olur mu, süreç daha da derinleşir mi bilmiyoruz tabii ki. Ama o parlatarak yürüttükleri sürecin bile şu an kadınların hayatında çok bir karşılığı olmadığını görüyoruz.
Bu hikayenin başına baktığımızda Akın Gürlek, ‘Faili meçhulleri aydınlatacağız’ diyor. Ama bizim bildiğimiz anlamda, politik faili meçhullere dair hiçbir şey söylemiyor zaten. Ne bileyim; 90’lardaki köy boşaltmaları, o dönemki kayıplar, sol-sosyalist çizgiden bir sürü insanın kaybedilmesi gibi politik cinayetlerin hiçbirine değinmiyor. Diğer yandan ‘Böyle bir daireyi kurduk’ diyorlar ama henüz Resmi Gazete’de yayınlanmış bir şey de yok.
Yine geçmişte üzeri kapatılmış birtakım kadın cinayeti davalarını yeniden açtığını, yeni gözaltı ve tutuklamaların olacağını duyurdu. Zaten birkaç gözaltı vesaire de oldu. Kendisi için bir kariyer parlatma çabası var belki de. Çünkü kendisi göreve gelirken çok tartışılan bir isimdi; hem İBB dosyasından hem ÇHD davalarından çok iyi tanınıyor. Onun dışında zaten iktidarın ‘aile yılı’ kapsamındaki gerici açıklamalarını ve durduğu yeri biliyoruz.”
Faili meçhul değil, failleri erkek
Peki, neden özellikle şüpheli kadın ölümlerinden başlandı? Selin Top, iktidarın ‘faili meçhul’ söylemiyle suçun politik ve patriyarkal özünü kararttığından bahsetti:
“Süreçleri çok politize etmeden, arkasındaki erkek şiddetini kapatıyorlar. Aslında devlet ‘faili meçhul’ ya da ‘şüpheli ölüm’ kavramlarını kullanırken işin özünü karartıyor. Bu kavramları biz de kullanıyoruz ama devletin kullandığı anlamına baktığımızda bizimkinden çok farklı. Faili meçhul değil, failleri erkek! Ve bu erkekler devlet tarafından korunmuş, devlet eliyle çeteleşmiş yapılar. Mesela, ‘intihar’ denip geçiliyor. Biz neredeyse tüm kadın intiharlarının arkasında sistematik bir erkek şiddeti olduğunu biliyoruz. Ama devlet bunu bu gerçek anlamından koparıp, patriyarkayla bağından koparıp, savaşla bağından koparıp; ‘İşte birtakım faili meçhuller var, birtakım katiller var ve biz bu katillerin peşine düşüyoruz’ diyor ve süreci tamamen adli bir olaya çeviriyor.
Böylece bir yandan toplumun gözünde ‘Bakın, kadın cinayetlerine karşı ne kadar duyarlı bir yönetim var, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar’ imajı yaratarak kendilerine bir etiket kazanmak istiyorlar. ‘Bakın biz katilin peşindeyiz’ diyorlar ama ‘O katiller neden var? O katiller o gücü nereden alıyor?’ tartışması yok.
Gülistan Doku sürecinde de yok bu tartışma. Senin valinden başhekimine, polisinden rektörüne kadar herkes bu suç örgütünün içerisinde ama hiçbir şekilde devletin sistematiği suçlu ilan edilmiyor, sadece kişiler suçlu sayılıyor. Yapı ise olduğu gibi orada duruyor. Dersim’de de aynen duruyor, Karabük’te de duruyor, Türkiye’nin başka yerlerinde de… İktidarın kendi patriyarkal siyaseti ya da savaş bölgesindeki o düşman hukuku siyaseti olduğu gibi yerinde kalıyor.
Ama madem böyle bir iddiayla ortaya çıkıyorlar, o zaman biz de hadi o zaman, gerçekten aydınlatılsın diyoruz. Gerçekten nelerin aydınlatılması gerektiğini kadınlar söylüyorlar. Tam da böyle bir yerdeyiz. Gülistan Doku sürecini mi aydınlatacağını söylüyorsun? Bak biz Dersim’deyiz ve konu sadece bundan ibaret değil o zaman; bu isimler, bu ağlar da var, hadi bakalım bunları da aydınlatın diyoruz.”
‘Sadece kadınların omuzlarına yıkılamayacak bir problem var’
Kentteki durumu yalnızca yerel bir sorun olarak görmediklerinin altını çizen Selin Top, tüm demokratik kitle örgütlerine ortak sorumluluk düştüğünü vurguladı. Top, demokratik kamuoyunun üzerine düşen görevleri ise şöyle sıraladı:
“Bir kente bu kadar çökülmüş olması, bütün bu patriyarkal ve ırkçı siyasetiyle oraya yerleşmesi aslında bir yanıyla bizlerin de eksikliği. Burada biz derken bütün sosyalist ve demokratik güçlerden bahsediyorum, belli ki eksik kaldığımız bir alan var. Dersim’de seçimler oluyor, ‘Komünist başkan geldi’ deniyor, daha sonrasında DEM Parti kazanıyor ama hemen kayyım atanıyor. Belki kayyım atanmasa yerel yönetimler ve örgütlenme çalışmalarıyla bir şeyler yapılabilir ancak devlet de tam olarak bu ihtimali gördüğü için doğrudan kayyımı devreye sokuyor. Yine de bu kadar farklı fraksiyonun, yapının olduğu bir kentte dayanışma ağlarının çok daha güçlü kurulması gerekiyor.
Oradaki öğrencilerin kendilerini bu kadar sıkışmış ve çaresiz hissetmemesi için kentteki bütün yapılara söz ve sorumluluk düşüyor. Dersim Kadın Platformu elinden gelen tüm çabayı sarf ediyor; Munzur Üniversitesi’nde bütün baskılara rağmen mücadeleyi bırakmayan kadın akademisyenlerin inanılmaz bir emeği var. Gülistan Doku’ya ne olduğu sorusunu 6 yıldır bıkmadan, usanmadan meydanlarda dillendiren bu arkadaşların ısrarıdır bugünkü süreci buraya getiren.
Sadece kadınların omuzlarına yıkılamayacak düzeyde bir problemle karşı karşıyayız. Bu bir savaş siyasetidir, bu bir patriyarkal iktidar siyasetidir. Öğrencilerin kendi aralarında küçük dayanışma ağları var evet, ama bu denli büyük bir kuşatma karşısında yalnız kalmamaları için çok daha geniş, kurumsal ve bu konuya özel odaklanan bir dayanışma ağının örülmesi gerekiyor. Dersim’deki bütün emek ve demokrasi güçleri bu konuyu öncelikli bir problem olarak önlerine koyması gerekiyor. Çünkü böylesine bir suç ağı ancak bir aradayken çözülebilir.”

Ne yapılacak? Dersim’le sınırlı kalmayacak… Sırada Batman ve Van var
Ziyaretin ardından planladıkları yol haritasına dair bilgi veren Selin Top, üniversitelerde mevkilerini kullanarak öğrencilere yaklaşan isimleri teşhir etmeyi sürdüreceklerini belirtti.
“Dersim özelinde ilk aşama bu faillerin teşhir edilmesi. Oradaki arkadaşlarımız da yıllardır bunu dile getirmeye çalışıyor. Kadın dayanışması büyüdükçe sesimizi daha fazla duyurabiliriz. Bir diğer adım, Dersim’deki bu gözlemleri herkesle paylaşmak ve buradaki verileri Dersim’deki emek ve demokrasi güçleriyle ortaklaştırmak. Çünkü kentte ciddi bir sol-sosyalist dinamik var; böylesi suç ağlarının örüldüğü bir yerde hepimize çok büyük sorumluluklar düşüyor. Bunu yeniden hatırlamamız gerekiyor.
Ve olay sadece Dersim’le sınırlı olmadığı için önümüzdeki aylarda Batman’a da, Van’a da gitmeyi planlıyoruz. Yine buralarda hem Rojin’in hem Rojwelat’ın süreçlerini doğrudan oradaki arkadaşlardan dinlemek, neler yaşandığını, bu cinayetlerin oradaki kadınların hayatında nasıl yaşandığını yerinde görmek istiyoruz.
Daha sonra birkaç şehirden toplayacağımız bu verilerle, tanıklıklarla beraber kapsamlı bir rapor hazırlamayı düşünüyoruz.”
‘Birlikteyken çok güçlü hissettik’
Selin Top, ziyaretin ardından duygu durumunu sorduğumuzda, Dersim’e bu kez çok farklı bir gözle baktığını söyledi. Çocukluğunda hatırladığı sokakların bugün bir abluka altında olması karşısındaki öfkesini ve buna rağmen kadınlarla kurdukları dayanışmanın kendilerine hissettirdiği gücü şöyle anlattı:
“Gerçekten hepimiz, gerek oradayken birbirimize sarılırken, vedalaşırken, gerekse döndüğümüzde yol boyunca yaptığımız tüm konuşmalarda yaşananlardan çok etkilendik. Hem yaşananlar karşısında içimizde çok ciddi bir öfke vardı, ama o öfkeyle beraber belki klişe olacak ama gerçekten birlikteyken çok güçlü hissettik. Bizim orada bir araya geldiğimiz kadınlar, tüm sıraladığım devlet destekli çeteleşmeye, örgütlü erkekliğe ve bu yoğun patriyarkal baskıya rağmen güçlü bir şekilde mücadeleyi sürdürüyorlar. Dinlediğimiz şeyler hiç kolay değildi; ama buna rağmen anlatan tüm kadınlar her şeyleriyle o mücadelenin, o direnişin içerisindeydi.
Bir de kendim, Selin olarak söyleyeyim: Dersim’de çocuk olarak yaşadığım zamanlarda orada deneyimlediğim Dersim’i, sokaklarında çok mutlu olduğumu, kendimi çok özgür hissettiğimi hatırlıyorum. Bu gidişimde, otobüslerle, kadınlarla, şarkılarla, marşlarla Dersim’e girerken, inanılmaz güzel coğrafyaya bu kadar el konulmasını görmek inanılmaz öfke yarattı. ‘Bir şey yapmalıyız, burayı yalnız bırakamayız’ duygusuyla çıktık oradan. Burada yanlış anlaşılmak istemem; asla kimse kimsenin kurtarıcısıymış gibi bir yerden bahsetmiyorum. Zaten oradaki kadınlar elinden gelen her şeyi yapıyor, ama birlikte dayanışalım.”
‘Adil bir barış için üniformalı erkek şiddetinin failleri açığa çıkarılmalı’
Sözlerini barış çağrısıyla sonlandıran Selin Top, barışın inşasında kadınların taraf olduğunu söyleyerek şunları ekledi:
“Biz barış istiyoruz. Barış için devletin somut adımlar atması gerektiğini her fırsatta söylüyoruz. Ve bu barışın inşasında kadınlar olarak tarafız. Adil ve kalıcı bir barış için kadınlara dönük suçların kesinlikle aydınlatılması, o üniformalı erkek şiddetinin bütün faillerinin, azmettiricilerinin ve koruyucularının açığa çıkarılması her biriyle gerçek anlamda yüzleşilmesi gerekiyor. Ancak bu şekilde kalıcı bir barışa ulaşabileceğimizi hep söylüyoruz. Bunun için de mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.”





