• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Çerçeve yasada uzlaşı nasıl sağlandı? | DEM Partili Temel İlke TV’de anlattı: ‘Öcalan tarafların hassasiyetlerini gözeterek ortak bir nokta önerdi’

Çerçeve yasada uzlaşı nasıl sağlandı? | DEM Partili Temel İlke TV’de anlattı: ‘Öcalan tarafların hassasiyetlerini gözeterek ortak bir nokta önerdi’

İlke TV’de Ahmet Ayva’nın sunduğu Konuşma Zamanı programına konuk olan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, Kürt meselesinin çözümüne yönelik yürütülen yeni süreç, bu bağlamda Meclis’ten geçen çerçeve yasa, Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolü ve iktidarın tutumuna ilişkin açıklamalarda bulundu.

  • Yayınlanma: 18 Ağustos 2026 13:55
  • Güncellenme: 18 Ağustos 2026 14:06

İlke TV’de Ahmet Ayva’nın sunduğu Konuşma Zamanı programına konuk olan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel, çerçeve yasanın 10 Ağustos’ta Meclis’ten geçmesinin ardından sürecin nasıl ilerleyeceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Abdullah Öcalan’ın süreçteki konumu, yeni aşamada yapacağı olası açıklamalar, silahların devreden çıkarılması, cezaevlerindeki siyasetçilerin durumu, yurt dışındaki isimlerin dönüşü, Kuzeydoğu Suriye’deki gelişmeler, Kürtlerin hakları, yeni anayasa tartışmaları ve DEM Parti’nin yeniden yapılanması başlıklarını değerlendiren Temel, sürecin önündeki en önemli adımlardan birinin Abdullah Öcalan’ın doğrudan devreye gireceği mekanizmaların oluşturulması olduğunu söyledi.

“Çerçeve yasa yeni bir dönemin kapısını aralıyor”

Tayip Temel, yasanın uzun tartışmalar ve son ana kadar devam eden görüşmeler sonucunda ortaya çıktığını belirterek, metnin eksikliklerine rağmen yeni bir sürecin başlangıcı açısından önemli olduğunu ifade etti.

Ahmet Ayva’nın çerçeve yasanın bundan sonraki aşamada neyi mümkün kılacağını, önceliğin cezaevleri, silahların devreden çıkarılması, Avrupa’dan dönüşler veya Abdullah Öcalan’ın konumu başlıklarından hangisinde olacağını sorusu üzerine Temel, yasanın yalnızca içeriğiyle değil, dili ve ruhuyla değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Temel, demokratikleşmeye ve halkların birlikte yaşam perspektifine hazır bir iktidar anlayışının henüz tam anlamıyla ortaya çıkmadığını belirtirken, Abdullah Öcalan ve Kürt siyasi hareketinin süreç boyunca tek taraflı ve fedakâr adımlar attığını söyledi.

Temel’e göre daha önce farklı yöntemlerin denendiği bir ortamda demokratik çözüm yolunun açılması için çerçeve yasa önemli bir başlangıç noktası oluşturuyor.

Temel, yasanın son geceye kadar dili, kapsamı, biçimi ve içeriği üzerinden yoğun biçimde tartışıldığını aktarırken, yasayı uygulayacak tarafın da yasanın hazırlanma sürecine dahil edilmesinin önemine dikkat çekti.

Temel’e göre PKK’nin feshi ve silahların devreden çıkarılması gibi doğrudan bu yapıyı ilgilendiren bir düzenlemenin, PKK’nin muhatap kabul ettiği Abdullah Öcalan ile yürütülen müzakerelerden bağımsız ele alınması sürecin başında yeni tıkanıklıklar yaratabilir.

Temel, Meclis bünyesinde 2025 yılında kurulan komisyonun yaptığı çalışmaların da yasanın kapsamı, biçimi ve amacı açısından önemli bir zemin oluşturduğunu belirtti.

“Tek kişilik satranç” ve çerçeve yasanın oluşumu

Ahmet Ayva’nın çerçeve yasanın hazırlanması sırasında yaşanan krizin nasıl aşıldığı sorusu üzerine Temel, Öcalan’ın süreç boyunca farklı tarafların hassasiyetlerini gözeten yaklaşımının belirleyici olduğunu söyledi.

Tayip Temel, Abdullah Öcalan’ın bu tutumunu “tek kişilik satranç” metaforuyla açıkladığını aktararak, Öcalan’ın kendisini yalnızca bir tarafın değil, toplumun farklı kesimlerinin yerine koyarak hareket ettiğini belirtti.

Temel Öcalan’ın, hem devletin hem Kürt siyasi hareketinin hem de Türkiye toplumunun farklı kesimlerinin hassasiyetlerini dikkate alan bir yaklaşım ortaya koyduğunu vurguladı.

Temel, çerçeve yasanın yalnızca DEM Parti’nin veya Kürt siyasi hareketinin önerileriyle şekillenmesi durumunda daha dar bir kapsamda kalabileceğini ifade ederken, yasanın mevcut haliyle de birçok eksikliği bulunduğunu söyledi.

Yasanın adının ve içeriğinin süreç boyunca değiştiğini aktaran Temel, özellikle milliyetçi ve muhafazakâr çevrelerden gelen bazı yaklaşımların metnin kapsamının daralmasına yol açtığını belirtti.

Buna karşın Temel, Abdullah Öcalan’ın “bin kilometrelik yolun ilk adımı” olarak nitelendirdiği yasanın bundan sonraki adımlar için bir başlangıç oluşturduğunu söyledi.

Temel, çerçeve yasanın silahların devreden çıkarılması sürecini düzenlerken bazı önemli isimleri kapsam dışında bırakmasının önemli bir sorun oluşturduğunu da dile getirdi.

Dünya deneyimlerinde süreçlerin öncü kadrolardan başlayarak daha geniş kesimlere doğru ilerlediğini belirten Temel, kapsam dışında kalan isimlerin durumunun daha sonra kurulacak mekanizmalar tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“Yerel demokrasi için yeni yasalar gündeme gelmeli”

Temel, çerçeve yasanın yalnızca silahların devreden çıkarılmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, sonraki aşamalarda demokratikleşmeyi güçlendirecek yeni yasal düzenlemelerin gündeme gelmesi gerektiğini söyledi.

Bu kapsamda yerel yönetimler yasasına özel önem veren Temel, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, kültür, sanat, ekonomi, ekoloji ve doğa alanlarında yerel yapıların güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Temel’e göre merkezî yönetimin ağırlığının azaltıldığı ve yerel demokrasinin güçlendirildiği yeni bir hukuki çerçeve, çerçeve yasanın ardından atılacak adımların önemli başlıklarından biri olmalı.

Abdullah Öcalan’ın konumu süreçte nasıl şekillenecek?

Programın en önemli başlıklarından biri Abdullah Öcalan’ın çerçeve yasa sonrasındaki konumu oldu.

Ahmet Ayva, yasada Abdullah Öcalan’ın isminin açık biçimde yer almamasını ve buna karşın hem Devlet Bahçeli’nin hem de feshedilen örgütün yöneticilerinden Murat Karayılan’ın Öcalan’ın rolüne ilişkin açıklamalarını gündeme getirdi.

Temel, yasanın Abdullah Öcalan’ı doğrudan isimlendirmese de oluşturduğu mekanizmalar üzerinden Öcalan’ın süreçte yer almasının önünü açtığını söyledi.

Temel’in aktardığına göre Cumhurbaşkanı Yardımcılığı başkanlığında, ilgili bakanlıkların temsilcilerinin yer alacağı bir kurul oluşturulacak. Bu kurulun görevleri arasında örgütle yürütülecek sürecin daha hızlı ve etkili biçimde ilerlemesini sağlayacak mekanizmaların oluşturulması da bulunuyor.

Temel, Abdullah Öcalan’ın bu kurul içinde yer almasına ilişkin bir düşüncenin bulunduğunu ancak bunun henüz kesinleşmiş bir plan olarak ifade edilmemesi gerektiğini söyledi. Bunun yanında Temel, Öcalan’ın gazetecilerle görüşebilmesi ve Türkiye kamuoyuna doğrudan seslenebilmesinin önemli olduğunu belirtti.

Temel ayrıca Abdullah Öcalan’ın örgütle, demokratik siyasetle, akademisyenlerle ve sivil toplumla bağ kurmasını sağlayacak ayrı bir kurulun da gündeme gelebileceğini ifade etti. Bu yapının devlet kurumlarının temsil edileceği kurul ile koordineli çalışabileceğini belirten Temel, bunun süreç açısından önemli bir muhataplık mekanizması oluşturacağını söyledi.

“Öcalan’ın devrede olmadan silah bırakma süreci yürütülemez”

Murat Karayılan’ın Abdullah Öcalan’ın konumuna yaptığı vurguya da değinen Temel, feshedilen örgütün farklı alanlarında bulunan kişilerin sürece hazırlanmasının Öcalan’ın rolüyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.

Temel, Kandil, Federe Kürdistan Bölgesi, Şengal ve Mahmur, Türkiye ve Avrupa ayağında bulunan farklı kesimlerin Öcalan’ın yeni döneme ilişkin yürüttüğü çalışmaları takip ettiğini belirtti.

Tayip Temel’e göre bu kesimlerin temel beklentilerinden biri, Abdullah Öcalan’ın sürecin bizzat içinde yer alması.

Temel, Öcalan’ın İmralı’daki mevcut koşulları devam ederken silahların devreden çıkarılması konusunda ciddi bir sorun bulunduğunu belirtti ve Öcalan’ın yalnızca fesih kararını değil, bundan sonraki dönüş ve topluma katılım sürecini de yönlendirecek temel aktör olduğunu söyledi.

Temel, Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının da Kürt siyaseti ve PKK dışındaki farklı eğilimleri bir araya getirebilecek başka bir iradenin bulunmadığını gösterdiğini belirtti.

Meclis’in süreçteki rolü Öcalan’ın ısrarıyla gündeme geldi

Temel, sürecin iktidar ile örgüt arasında yürütülen dar bir müzakere olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Kürt meselesinin bütün Türkiye toplumunu ilgilendiren tarihsel ve toplumsal bir konu olduğunu belirten Temel, Abdullah Öcalan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin süreçte merkezi bir rol üstlenmesi gerektiğini savunduğunu aktardı.

Temel, Öcalan’ın süreç kapsamında farklı siyasi aktörlere ve bölgesel güçlere mektuplar gönderdiğini ve bu bağlamda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin sürecin içine dahil edilmesini istediğini söyledi.

Her siyasi partiden temsilcilerin yer alacağı bir takip komisyonunun kurulmasının da Öcalan’ın yaklaşımının önemli başlıklarından biri olduğunu belirten Temel, böyle bir komisyonun silahların devreden çıkarılması, devlet mekanizmalarının yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği ve hukuki sürecin işleyişini takip edebileceğini ifade etti.

Temel, Meclis’in süreç dışında bırakılmasının yeni riskler yaratabileceğini belirtti.

“Bu süreç herhangi bir iktidarın ömrünü uzatma süreci değil”

Temel, sürecin AK Parti ile DEM Parti arasında bir ittifak veya pazarlık olarak değerlendirilmesine karşı çıktı ve Abdullah Öcalan’ın da sürecin herhangi bir siyasi partinin iktidarını sürdürmesine hizmet edecek biçimde ele alınmasına karşı olduğunu belirtti.

Temel, barışın siyasi iktidar değişikliklerine bağlanamayacağını ve çatışmalar devam ederken “önce iktidar değişsin, sonra çözüm süreci yürüsün” yaklaşımının doğru olmadığını söyledi.

Bununla birlikte Temel, sürecin AK Parti veya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi ömrünü uzatmak amacıyla yürütülmemesi gerektiğini de ifade etti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin süreçteki ısrarını da değerlendiren Temel, Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’ın rolünü ve silahların devreden çıkarılması açısından Öcalan’ın konumunun önemini bildiğini söyledi.

Abdullah Öcalan’dan yeni bir “çağrı” mı gelecek?

Programda kamuoyunun en fazla merak ettiği başlıklardan biri de Abdullah Öcalan’ın bundan sonraki aşamada yapacağı olası açıklama oldu.

Ahmet Ayva’nın Öcalan’dan yeni bir çağrı gelip gelmeyeceğini, bunun görüntülü veya farklı bir yöntemle yapılıp yapılmayacağını sorusu üzerine Temel, artık meselenin yalnızca yeni bir “çağrı” yapılması olmadığını söyledi.

Temel’e göre bundan sonraki aşamada Abdullah Öcalan’ın içinde yer alacağı kurulun oluşturulması, bu kurulla toplantısını yapması ve fiilen devreye girmesi gerekiyor.

Öcalan’ın kamuoyuna seslenmesinin yanı sıra gazetecilerin İmralı’ya giderek kendisiyle görüşebilmesinin de önemli olduğunu belirten Temel, Öcalan’ın doğrudan Türkiye toplumuna hitap etmesinin sürecin toplumsallaşması açısından gerekli olduğunu söyledi.

Temel, medyada ve siyasette Abdullah Öcalan’a yönelik sert ve kriminalize edici dilin devam etmesinin de sürecin ruhuyla bağdaşmadığını ifade etti.

Dönüşler için MGK kararı bekleniyor

Sürecin bundan sonraki aşamalarında da hazırlıkların sürdüğünü belirten Temel, yasanın yürürlüğe girmesinin ardından Millî Güvenlik Kurulu’nun (MGK) kararının önemli bir eşik olacağını söyledi.

Temel, Süleymaniye ve Erbil’de diplomatik faaliyetlerin sürdüğünü, devlet ile Hareket Yönetimi arasında yeni mekanizmaların nasıl işleyeceğine ilişkin görüşmeler yapıldığını aktardı.

Temel, Abdullah Öcalan’ın bu mekanizmalara nasıl dahil olacağına ilişkin görüşmelerin de devam ettiğini söyledi.

Mahmur’da bulunan göçmenler ile Avrupa’ya gitmek zorunda kalan siyasetçilerin dönüşü için de teknik ve toplumsal hazırlık gerektiğini belirten Temel, köyleri yakıldığı için Mahmur’a göç edenlerin köyleri ve mülkleriyle ilgili sorunların çözülmesi gerektiğini söyledi.

Temel, hazırlıkların yaklaşık bir-iki ay içinde tamamlanabileceğini ve ardından pratik adımların başlamasının mümkün olabileceğini belirtti ve çerçeve yasanın bu bağlamda altı aylık bir takvim öngördüğünü de hatırlattı.

“Üçüncü ülke” tartışması yok, dönüş gündemde

Ahmet Ayva’nın Erbil ve Süleymaniye üzerinden yürütülen tartışmalar kapsamında bazı örgüt yöneticilerinin üçüncü ülkelere yerleştirilip yerleştirilmeyeceğini sorusu üzerine Temel, böyle bir üçüncü ülke tartışmasının bulunmadığını söyledi.

Temel, Abdullah Öcalan’ın temel yaklaşımının söz konusu kişilerin Türkiye’ye dönmesi yönünde olduğunu belirtti ve silahların devreden çıkarılması koşuluyla bazı isimlerin güvenliklerinin sağlanabileceği ve siyasi çalışmalarını yürütebilecekleri alanların oluşturulabileceğini ifade etti.

çerçeve yasa kapsamı dışında kalan kişilerin durumunun ise kurul tarafından dönemsel olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğunu belirten Temel, bu kişilerin güvenliği konusunda Kolombiya deneyiminin de dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Diyarbakır’da dünya örnekleriyle toplumsal barış çalıştayı: İrlanda, Bask Bölgesi ve Kolombiya’dan deneyimler

Temel, altı ay içinde önemli gelişmeler beklediğini ancak sürecin tümüyle tamamlanmasının aynı süre içinde gerçekleşmeyebileceğini ifade etti.

Cezaevlerindeki siyasetçiler için tahliye beklentisi

Programda çerçeve yasanın cezaevlerindeki siyasetçilere nasıl yansıyacağı da ele alındı.

Temel, yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte kapsamına giren tutuklu ve hükümlülerin düzenlemeden yararlanması gerektiğini belirtti. DEM Parti’nin yaptığı değerlendirmelere göre binlerce kişinin tahliye edilmesinin söz konusu olduğunu söyleyen Temel, kapsam dışında kalan kişilerin durumunun ise ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini aktardı.

Temel, cezaevlerinde bulunan siyasetçilerin önemli bölümünün PKK bağlantılı suçlamalar nedeniyle ceza aldığını belirterek, bu kişilerin tamamının süreçte ele alınması gerektiğini söyledi.

Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Adnan Selçuk Mızraklı gibi isimlerin durumuna ilişkin soruya da yanıt veren Temel, çerçeve yasanın yürürlüğe girmesi ve sonraki mekanizmaların oluşturulmasının bu başlık açısından belirleyici olacağını söyledi.

Figen Yüksekdağ İlke TV’ye konuştu: ‘Barış süreci ve çerçeve yasada ne kadar eksiklik varsa demokratik siyasetin eksikliğidir’

Temel, mevcut düzenlemenin silahların devreden çıkarılması başlığına odaklanması nedeniyle demokratikleşme boyutunun dar kaldığını ifade etti.

“Silahların bırakıldığı ortamda Can Atalay ve Bekir Kaya içeride kalmaz”

Temel, çerçeve yasanın kapsamı dışında kalan siyasetçilerin durumunun da demokratikleşme adımlarıyla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Bekir Kaya gibi isimlerin durumunu değerlendiren Temel, silahların devreden çıkarıldığı ve dağdan dönüşlerin başladığı bir ortamda bu kişilerin cezaevinde kalmasının sürecin ruhuyla bağdaşmayacağını ifade etti.

Temel, Terörle Mücadele Yasası ve benzeri düzenlemelerin yeniden ele alınarak toplumsal vicdana uygun hale getirilmesi gerektiğini söyledi.

Demokratik haklarını kullandıkları için tutuklu bulunan siyasetçilerin sürecin dışında bırakılamayacağını belirten Temel, bu kişilerin özgür koşullarda topluma dönmesinin temel hedeflerden biri olduğunu ifade etti.

Temel ayrıca CHP’li belediye başkanlarının durumunun da demokratikleşme tartışmasının bir parçası olduğunu belirterek, seçilmiş belediye başkanlarının tutuksuz yargılanması ve görevlerine devam etmeleri gerektiğini söyledi.

Kuzeydoğu Suriye’de yeni denge: SDG’nin entegrasyonu

Programın önemli bölümlerinden biri de Suriye ve Kuzeydoğu Suriye’deki gelişmelere ayrıldı.

Ahmet Ayva’nın Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) durumu ve 29 Ocak Anlaşması ile Suriye’de yürütülen entegrasyon sürecine ilişkin sorusu üzerine Temel, Türkiye kamuoyuna Kuzeydoğu Suriye’de yaşananların yeterince doğru aktarılmadığını söyledi.

Temel, Mahmud Berxwedan ile yapılan bir röportajın ardından SDG’nin röportajdaki bazı ifadelerin çarpıtıldığını açıklamasına da değinerek, Suriye’deki gelişmelerin daha geniş bir çerçevede ele alınması gerektiğini belirtti.

Temel Abdullah Öcalan’ın, geçtiğimiz Ocak ayında Suriye’de Kürtlerin yaşadığı bölgelere yönelik saldırıların yoğunlaştığı dönemde sürecin daha büyük bir çatışmaya dönüşmemesi için girişimlerde bulunduğunu da aktardı.

İddia: 30 Ocak Anlaşması’nın çerçevesi Öcalan’ın çağrısıyla belirlendi

Bu kapsamda Türkiye ile görüşmeler yapıldığını, SDG’ye ve Şam yönetimine de mesajlar iletildiğini aktaran Temel, Öcalan’ın çatışmaların durdurularak müzakerelerin başlaması gerektiği yönündeki yaklaşımının öne çıktığını söyledi.

Temel, SDG ile Şam arasındaki 10 Mart mutabakatının uygulanmasının da Abdullah Öcalan tarafından desteklendiğini belirtti.

Sonraki süreçte SDG ile Şam yönetimi arasında entegrasyon görüşmelerinin yürütüldüğünü aktaran Temel, Haseke, Kobani, Afrin ve Serekaniye çevresindeki gelişmeleri de bu sürecin parçaları olarak değerlendirdi.

Temel, entegrasyon kapsamında bazı alanlarda ilerleme sağlanırken Kürtçe eğitim ve kadınların askeri yapı içindeki konumu gibi başlıklarda sorunların sürdüğünü söyledi.

SDG Suriye ordusunun parçası olacak

Temel, SDG’nin askeri yapılanmasının Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda da değerlendirmelerde bulundu.

Buna göre SDG’nin kendi bölgelerinde savunma pozisyonunu koruması, ancak Suriye ordusunun komuta zinciri içinde tümen ve tugaylar halinde yapılandırılması gündemde.

Temel, bu entegrasyonun askeri boyutunun tartışıldığını ve SDG’nin Suriye ordusunun bir parçası haline geleceğini söyledi.

Temel ayrıca Türkiye’nin Rojava’ya ilişkin tutumunda bir yumuşama gözlemlediğini belirtti. Türkiye’nin Suriye yönetimi ile Kürtler arasındaki görüşmelerin kolaylaştırılmasında rol oynadığını ifade eden Temel, bölgedeki dengelerin uluslararası aktörlerin müdahil olduğu daha geniş bir çerçevede şekillendiğini söyledi.

Kürtlerin hakları çerçeve yasa sonrasında gündeme gelecek

Ahmet Ayva’nın Kürtlerin hakları, eşit yurttaşlık ve ana dilinde eğitim taleplerinin sürecin hangi aşamasında gündeme geleceğini sorusu üzerine Temel, silahların devreden çıkarılmasının Kürt meselesinin bütün boyutlarının çözüldüğü anlamına gelmeyeceğini söyledi.

Temel, silahın bir sonuç olduğunu, Kürt meselesinin ise daha geniş tarihsel ve toplumsal nedenlere dayandığını ifade etti ve Kürtlerin dilinden, kimliğinden ve kültürel haklarından vazgeçmeyeceğini belirten Temel, bu hakların hukuken tanınmasının gerekli olduğunu söyledi.

Temel, Kürt siyasi hareketinin Abdullah Öcalan’ın perspektifi doğrultusunda silahlı mücadeleyi Türkiye devletine karşı sona erdirme kararı aldığını ve bundan sonraki dönemde toplumsal örgütlenme ile demokratik siyaseti temel yöntem olarak benimseyeceğini söyledi.

Buna karşın silahların devreden çıkarılmasının Kürtlerin hak taleplerini ortadan kaldırmayacağını belirten Temel, eşit yurttaşlık temelinde yeni bir demokratik toplum perspektifinin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Temel, Kürtlerin haklarının tanınması konusunda “Kesinlikle olacak” ifadesini kullanırken, bunun zamanlamasının ve toplumsal koşullarının önemli olduğunu söyledi.

Abdullah Öcalan’ın Kürtlerin haklarından vazgeçtiği tartışmasına yanıt

Programda Abdullah Öcalan’ın Kürtlerin haklarından vazgeçtiği yönündeki tartışmalar da gündeme geldi.

Temel, Öcalan’ın Kürtlerin haklarından vazgeçmediğini, ancak ayrı devlet ve bölünme perspektifini terk ederek birlikte yaşam yaklaşımını benimsediğini söyledi.

Temel’e göre Öcalan’ın yeni yaklaşımında Kürtlerin özgür kimliği, demokratik ilişkiler ve Kürtlerin birliği korunurken, çözümün Türkiye toplumundan ayrışma üzerinden değil, halkların birlikte yaşaması üzerinden kurulması öngörülüyor.

Bu yaklaşımın anayasal düzeyde karşılık bulması gerektiğini belirten Temel, Kürtlerin ve Türkiye’deki diğer halkların, kimliklerin, inançların, kadınların ve gençlerin devlet karşısında eşit yurttaşlar olarak kabul edilmesinin demokratik cumhuriyetin temel şartlarından biri olduğunu söyledi.

Yeni anayasa tartışması: “Yeni bir toplumsal sözleşme”

Temel, Türkiye’nin mevcut anayasal yapısının demokratikleşmesi gerektiğini belirterek, yeni anayasanın yalnızca dönemsel siyasi hesaplar üzerinden ele alınmaması gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin darbe dönemlerinin izlerini taşıyan bir anayasa ile yönetildiğini belirten Temel, demokratik bir cumhuriyetin yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

DEM Parti’nin herhangi bir siyasi güçle anayasa konusunda görüşmesinin tek başına sorun olmadığını belirten Temel, asıl meselenin ortaya çıkacak anayasanın niteliği olduğunu söyledi.

Temel, demokratik bir anayasanın iktidarın siyasi çıkarlarına göre değil, Türkiye’deki bütün halkların ve kimliklerin eşit yurttaşlığını güvence altına alacak şekilde hazırlanması gerektiğini belirtti.

“Barış gazeteciliği” çağrısı

Programda medyanın süreçteki rolü de tartışıldı.

Temel, bu bağlamda güvenlikçi ve kriminalize edici medya dilinin sürecin toplumsallaşmasını zorlaştırdığını söyledi.

Toplumsal rızanın oluşması açısından barış gazeteciliğinin önemine dikkat çeken Temel, Kürt basınının sürece ilişkin yayınlarının engellenmesinin de çelişkili bir durum yarattığını belirtti.

Temel, siyasette ve medyada “terör” merkezli dilin değişmesi gerektiğini belirtti ve silahların devreden çıkarılması ile demokratik yaşama katılım hedeflenirken aynı kişilerin sürekli kriminalize edilmesinin sürecin ruhuyla çeliştiğini ifade etti.

Stadyumlarda ortaya çıkan nefret söyleminin de bu dilin toplumsal yansımalarından biri olabileceğini belirten Temel, süreç boyunca dilin, üslubun ve zihniyetin değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Temel, geçmişte benzer süreçlerin küçük bir olay veya provokasyon nedeniyle akamete uğradığını hatırlatarak, 2015’teki çatışmalı süreç, 28 Şubat ve 15 Temmuz örneklerine dikkat çekti.

DEM Parti kongresi yeniden yapılanmanın başlangıcı olacak

DEM Parti’nin kongresinin 6 Eylül’e alınması da programda ele alınan başlıklardan biri oldu.

Temel, 6 Eylül’de yapılacak kongrenin esas olarak teknik ve zorunlu bir kongre niteliğinde olduğunu söyledi ve daha önce süreç nedeniyle ertelenen kongrenin Yüksek Seçim Kurulu takvimi nedeniyle artık daha fazla ertelenemeyeceğini belirtti.

Temel, asıl hedefin daha geniş katılımlı ve partinin yeniden yapılanmasını sağlayacak kongre olduğunu ifade etti.

DEM Parti’nin yeni dönemde Türkiye’nin farklı demokratik eğilimlerine hitap eden daha geniş bir siyasi yapı oluşturmayı hedeflediğini belirten Temel, demokratik cumhuriyet perspektifini benimseyen farklı kesimlerin parti içinde buluşmasının amaçlandığını söyledi.

Bu kapsamda tüzük ve programda da değişiklikler yapılacağını aktaran Temel, 6 Eylül kongresini yeniden yapılanma sürecinin başlangıcı olarak nitelendirdi.

DEM Parti’den ittifak politikasını sürdürme mesajı

Temel, yeni dönemde DEM Parti’nin ittifak politikasından vazgeçmeyeceğini de açıkladı.

DEM Parti’ye farklı siyasi çevrelerden yoğun ilgi bulunduğunu ve bazı milletvekillerinin partiye geçmek istediğini belirten Temel, asıl değişimin daha geniş kongre sürecinde görüleceğini söyledi.

Temel, sürgünde bulunan bazı kişilerin yeniden siyasi yaşama dahil olabileceğini ve yeni dönemde farklı kesimleri kapsayan gelişmeler yaşanabileceğini ifade etti.

İttifakların da sürdürüleceğini belirten Temel, Kürt dinamiğinin Kürt meselesinin temel unsurlarından biri olmayı sürdüreceğini ancak DEM Parti’nin aynı zamanda Türkiye’de iktidara talip olan bir siyasi parti olduğunu söyledi.

YENİ Parti’nin çerçeve yasa tutumu

Programın başlıklarından biri de YENİ Parti’nin çerçeve yasa oylamasındaki tutumu oldu.

Temel, her siyasi partinin kendi politikasını belirleme hakkı bulunduğunu belirtti ancak YENİ Parti’nin sürece daha olumlu yaklaşmasını beklediklerini söyledi.

Temel, Özgür Özel’in Kürt meselesine ve silahların devreden çıkarılmasının yaratabileceği sonuçlara ilişkin yaklaşımını olumlu bulduğunu belirtti. Ancak Temel, YENİ Parti içerisinde sürece yönelik daha tutucu bir yaklaşım bulunduğunu ifade etti.

Muhalefetin iktidarın uyguladığı baskılar nedeniyle refleksif tepkiler geliştirebildiğini belirten Temel, belediyelere yönelik operasyonların da bu tepkileri artırdığını söyledi.

Temel, buna karşın demokratikleşmeyi amaçlayan bir süreçte muhalefetin sürecin dışında kalmak yerine daha fazla sahiplenmesi gerektiğini belirtti.

Kayyım uygulaması sona ermeli

Temel, yeni dönemin temel demokratikleşme başlıklarından birinin kayyım uygulamasının sona erdirilmesi olduğunu söyledi.

Kayyım uygulamasının çatışma döneminin kurumsallaşmalarından biri olduğunu belirten Temel, yerel yönetimlere yönelik baskının sona ermesi gerektiğini ifade etti.

Köy koruculuğu sisteminin de yeniden ele alınması gerektiğini belirten Temel, çatışma döneminden kalan kurumların yeni dönemde gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Terörle Mücadele Yasası’nın da tümüyle ortadan kaldırılması yerine yeniden düzenlenebileceğini belirten Temel, mevcut hukuki çerçevenin çok geniş yorumlanabildiğini ve demokratik siyasetin alanını daralttığını ifade etti.

“Silahların bırakıldığı ortamda süreç bütün siyasetçileri kapsamalı”

Temel, çerçeve yasanın yalnızca PKK’nin silah bırakması ekseninde ele alınmasının sürecin demokratikleşme boyutunu daralttığını söyledi.

Tayip Temel’e göre silahların devreden çıkarıldığı, dağdan dönüşlerin başladığı ve insanların demokratik yaşama katıldığı bir ortamda siyasi nedenlerle cezaevinde bulunan kişilerin de sürece dahil edilmesi gerekiyor.

Temel, demokratik haklarını kullandıkları için cezaevinde bulunan siyasetçilerin süreçten ayrı tutulamayacağını söyledi.

Abdullah Öcalan’ın da bu konuda hassasiyet taşıdığını belirten Temel, demokratikleşmenin yalnızca tek bir başlıkla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade etti.

Amedspor–Erzurumspor maçı: Sürecin toplumsal yansıması

Öte yandan programda, gündem dışı olarak ele alınan Amedspor–Erzurumspor maçı da sürecin toplumsal yansımaları açısından değerlendirildi.

Tayip Temel, Amedspor’un Süper Lig’e çıkmasının ve maçın gördüğü ilginin içinde bulunulan atmosferle bağlantılı olduğunu söyledi.

Temel, maçta farklı siyasi görüşlere sahip insanların yan yana bulunmasının ve karşılıklı dostluk görüntülerinin artmasının önemli olduğunu belirtti.

Temel, spor alanının nefret ve kutuplaşma üretmek için kullanılmasının tehlikeli olduğunu ifade etti.

Tayip Temel, Diyarbakır’da oynanan maçta herhangi bir kötü söz veya olumsuz atmosfer yaşanmadığını, buna karşın bazı yerlerde spor üzerinden yeni dönemin ruhuna aykırı bir karşıtlık oluşturulmaya çalışıldığını söyledi.

Amedspor’un 3-0’lık galibiyetini de değerlendiren Temel, kulübün hem sahada hem de ev sahipliği açısından önemli bir başlangıç yaptığını belirtti.

Sürecin toplumsallaşması için toplumun rolü

Programın sonunda Ahmet Ayva, sürece ilişkin kaygıları ve eleştirileri bulunan kesimlerin nasıl bir tutum alması gerektiğini sordu.

Temel, demokratların görevinin yalnızca eleştirmek olmadığını, eleştirirken doğru gördükleri noktaların yanında yer almaları gerektiğini belirtti.

Temel, sürece ilişkin kaygıların ve eleştirilerin anlaşılabilir olduğunu ancak bunların süreçten uzak durmaya gerekçe yapılmaması gerektiğini söyledi.

Sürecin herhangi bir siyasi partinin iktidarda kalmasını sağlamak amacıyla yürütülmediğini vurgulayan Temel, yeni dönemde siyasi kabiliyeti ve demokratik siyaset üretme gücü yüksek olan kesimlerin daha fazla alan kazanacağını belirtti.

Temel, demokratik ve özgürlükçü bir sürecin başlangıçtaki kapsayıcı niteliğini koruması gerektiğini ifade etti.

“Bu süreç herhangi bir partiyi iktidarda tutma süreci değil”

Tayip Temel, Konuşma Zamanı programındaki değerlendirmelerinin sonunda sürecin herhangi bir siyasi aktörün iktidardaki ömrünü uzatmak için yürütülmediğini vurguladı.

Temel, demokratikleşme, silahların devreden çıkarılması, Kürt meselesinin çözümü, eşit yurttaşlık, yeni anayasa, cezaevlerindeki siyasetçilerin durumu, yerel demokrasi ve bölgesel gelişmelerin birbirinden kopuk başlıklar olarak ele alınamayacağını belirtti.

Temel, Türkiye’nin tarihsel bir eşikten geçtiğini belirterek, sürecin toplumun farklı kesimlerinin katılımıyla ilerletilmesi gerektiğini ifade etti.