• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Bu kadar büyük askerî yatırım niye ve kiminle savaşmak için?
Bu kadar büyük askerî yatırım  niye ve kiminle savaşmak için?
Süleyman Karan 22 Temmuz 2026

Bu kadar büyük askerî yatırım niye ve kiminle savaşmak için?

7-8 Temmuz tarihlerinde düzenlenen 36. NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’nin öncesinde ve sonrasında en çok tartışılan konular olası savaşlar, yeni kamplaşmalar, askerî harcamalar ve savunma sanayii oluyor. NATO’nun daha saldırgan bir tutum izlediği ve savaşa hazırlandığı gün gibi açıkken, gündemin bu olması normal…

Savunma sanayii üzerine yapılan hamasî açıklamalar bir yana, bu kadar yüksek bütçelerin askerî harcamalara ayrılmasının sebebi ve bunun getireceği sonuçlar neler olabilir? Mesela Türkiye kime karşı silahlanıyor?

Olası düşman ülkelerle güç dengeleri ne âlemde? Bu sorulara net bir cevap veren yetkili yok. Hep aynı cümleler: “Savunma sanayiimiz şahlanacak” ve “Türkiye artık NATO’nun kanat ülkesi değil, merkez ülkesi…”

SİLAHLARA TRİLYON DOLARLAR HARCANIYOR

Öncelikle küresel savunma harcamalarına bir göz atalım… Dünya genelinde en yüksek savunma harcamasını ABD yapıyor. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (Stockholm International Peace Research Institute-SIPRI) ve güncel Statista verilerine göre, küresel askerî harcamalar 2.9 trilyon doları aşarak tarihî bir rekor kırdı.

Dünya genelindeki savunma harcamalarının neredeyse yarısını, 954 milyar ila 962 milyarlık dolarlık harcamayı tek başına üstlenen ABD’yi, Asya ve Avrupa’daki küresel güçler takip ediyor.

ABD’nin hemen ardından 246 milyar ila 336 milyar dolar arasındaki savunma harcamalarıyla Çin Halk Cumhuriyeti geliyor. Sıcak savaşın içinde olan Rusya Federasyonu’nun harcamaları 126 milyar ila 150 milyar dolar arasında…

İlk beş içinde yer alan Almanya’nın 109 milyar dolar, Hindistan’ın ise 75 milyar ila 79 milyar dolarlık bir harcama hacmi var.

Dünya genelinde savunma harcamalarını en fazla artıran bölgeler Avrupa ve Asya…

SIPRI verilerine göre, küresel çaptaki gerilimler sebebiyle, Avrupa’da askerî harcamalar yüzde 14, Asya ve Okyanusya bölgelerinde ise yüzde 8.1 oranında büyük bir sıçrama yaptı.

Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin bu hamleleri, küresel savunma büyümesinin neredeyse yarısını tek başına sırtlamalarını getirdi.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NI ÇIKARANLAR SALDIRGAN KODLARINA GERİ DÖNDÜ

Avrupa’da askerî bütçesini en hızlı genişleten ülke Almanya… BBVA Research verilerine göre, Avrupa’daki askerî harcamaların yüzde 30’unu Almanya tek başına üstleniyor. Ardından yüzde 18 ile İspanya, yüzde 11 ile Polonya, yüzde 10 ile İtalya geliyor.

Asya-Pasifik Havzası’nın, geleceğin en önemli çatışma alanı olacağı konusunda hemen herkes hemfikir. Bölgesel güç rekabeti nedeniyle, Asya ülkeleri savunma bütçelerini tarihî seviyelere çıkardı. Çin Halk Cumhuriyeti, askerî harcamalarını yüzde 7.4 artırarak tahmini 336 milyar dolara yükseltti.

Japonya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük askerî genişleme programıyla bütçesini yüzde 9.7 oranında artırmış bulunuyor. Tayvan ve Endonezya, bölgedeki risklere karşı bütçelerinde en dikkat çekici artışı yapan diğer ülkeler…

Rusya Federasyonu, Ukrayna ile devam eden savaşın bütçesi doğrultusunda harcamalarını yüzde 5.9 artırdı ve savunma payını ülke gayri safi yurtiçi hasılasının (GSYH) yüzde 7.5’ine yükseltti.

Cezayir ve Suudi Arabistan ise Batı Asya ve Kuzey Afrika bölgesinde savunma yükü bazında harcamalarını en çok artıran ülkelerin başında geliyor.

TÜRKİYE’NİN GELİŞEN SAVUNMA SANAYİİ

Türkiye’ye gelince; bölgesindeki jeopolitik riskler ve yerli savunma sanayii hamleleri doğrultusunda, askerî harcamalarını önemli ölçüde artıran ülkeler arasında… Türkiye, küresel ölçekte en çok harcama yapan 17’nci ülke konumunda, yıllık savunma harcamaları 30 milyar dolar seviyesine ulaştı.

Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yayımladığı 2025 Yılı Genel Faaliyet Raporu’nda, savunma harcamalarının yılda yüzde 2 olan hedefi de aşarak GSYH’nin yüzde 2.33’üne ulaştığı görülüyor. Rapora göre, 2024 sonu itibarıyla, yerlilik oranının yüzde 81, 2025 verileri henüz yayınlanmadı.

BİN 400 PROJE, 100 MİLYAR DOLAR…

Verilere göre, savunma sanayiinde proje stoku bin 400’ün üzerine çıkmış ve toplam proje stoku 100 milyar doları geçiyor. Savunma ve havacılık yurtdışı satışlarının 10.1 milyar dolarla dünyada 114’üncü sıraya ulaştığı belirtilen raporda, genel olarak savunma ve havacılığın ihracat artışının yüzde 48’e ulaştığı, cirosu en yüksek 25 firmanın ise yüzde 7’lik artış sağladığı saptaması yapılıyor.

Dikkat çekici bir ayrıntı ise Milli Savunma Bakanlığı’nın yıl içinde ilave yapılmasına karşılık, başlangıç bütçesinin tamamını harcayamadığı…

623 milyar 899 milyon TL’lik başlangıç ödeneği, yıl içindeki artış ve aktarımlarla 839 milyar 517 milyon TL’ye yükselmiş, harcama gerçekleşmesi ise 614 milyar 807 milyon TL olarak sonuçlanmış.

Savunma Sanayii Başkanlığı’nın ise 1.1 milyar TL olan başlangıç ödeneğinin yıl içinde artış ve aktarımlarla 1 milyar 384 milyon TL’ye yükseltildiği, gerçekleşmenin ise 1 milyar 377 milyon TL olduğu görülüyor.

SAVAŞILACAK DÜŞMAN  SİYONİST İSRAİL Mİ?

Peki savunma sanayiine böylesine güçlü yatırımlar yapılır ve askeri harcamalar artırılırken, stratejik hedef ne? Hangi düşmanları caydırmak ya da savaşmak hedefi var? Siyasî söylemlere bakılırsa en büyük potansiyel düşman İsrail… Peki, askerî açıdan bu iki ülke arasında bir kıyaslama yapalım o zaman.

İsrail dünya sıralamasında 15’inci sırada… Genel askerî kapasite açısından Türkiye, personel sayısı, kara gücü unsurları ve deniz kuvvetlerinde İsrail’e karşı net bir niceliksel üstünlüğe sahip bulunuyor. İsrail ise yüksek teknoloji, ileri hava savunma sistemleri ve hava kuvvetlerinin modernizasyon seviyesiyle öne çıkıyor.

Türkiye’nin tank ve zırhlı araç envanterinde İsrail’e karşı iki kata yakın sayısal üstünlüğü var. Türk Donanması, ‘TCG Anadolu’ ve çok sayıda amfibi çıkarma gemisiyle bölgesel güç aktarım yeteneğine sahip. İsrail savunma çevreleri, Türkiye’nin bu amfibi ve deniz gücü kapasitesini kendileri için ciddi bir stratejik meydan okuma olarak görüyor.

İsrail, hâlihazırda operasyonel olan F-35 filoları ve ‘Demir Kubbe’ ve ‘Davud Sapanı’ gibi gelişmiş hava savunma şemsiyesiyle teknolojik bir avantaja sahip.

Türkiye’nin yerli beşinci nesil savaş uçağı ‘Kaan’ın geliştirme süreçleri ve F-35 programına geri dönüş olasılıkları, İsrail güvenlik uzmanlara göre, bölgedeki hava dengesini değiştirebilecek kritik gelişmeler…

KÜRESEL GÜÇLER DOĞRUDAN ÇATIŞMAYI ENGELLEYECEKTİR

Türkiye, özellikle silahlı insansız hava araçları (SİHA) ve insansız hava araçları (İHA), akıllı mühimmatlar, zırhlı araçlar ve deniz platformlarında yakaladığı yüksek yerlilik oranıyla, uzun soluklu yıpratma savaşlarında dışa bağımlılığı en aza indirmiş durumda.

Ayrıca nüfus avantajı ve yüksek lojistik derinliği sayesinde, insan kaynağı tedarikinde ve sürdürülebilir askerî operasyonlarda İsrail’e kıyasla çok daha geniş bir potansiyele sahip.

İyi güzel de, doğrudan İsrail ile Türkiye’nin bir savaşa tutuşması mümkün mü? Küresel ve bölgesel dengeler dikkate alındığında, buna ne ABD, ne Birleşik Krallık ne de AB izin verir. Rusya ve Çin de böyle bir çatışmaya, en azından şimdiki koşullarda sıcak bakmaz.

Öyleyse iki ülkenin karşı karşıya gelebileceği tek toprak parçası Suriye olabilir, orada da savaş vekil güçler üzerinden yürüyebilir.

CEPHE İRAN OLURSA NE OLUR?

Türkiye’nin İran İslam Cumhuriyeti ile bir savaşa girmesi, ABD ve AB’nin hayali, ancak iki ülke arasındaki tarihsel ilişkiler ve denge siyaseti böylesi bir hayalin gerçekleşmesini neredeyse imkânsız kılıyor.

Eğer ki NATO veya başka bir ittifâk içinde bir saldırı gündeme gelmezse… Öyle bir durumda, bir şekilde İran ile sıcak çatışmanın içine çekilebilir Türkiye.

Peki Türkiye ile İran arasındaki askerî güç dengesi nasıl?.. Global Firepower 2026 verilerine göre, Türkiye, dünyanın en güçlü dokuzuncu ordusu ve NATO’nun en büyük ikinci askerî gücü. Bölgesel rakibi İran 16’ncı sırada konumlanıyor.

Türkiye yaklaşık 355 bin aktif asker bulundururken, İran 534 bin ila 610 bin civarında daha büyük bir insan gücüne sahip.

Türkiye modern F-16 filosuna ve ‘Hisar’ gibi yerli hava savunma sistemlerine sahip. İran ise elindeki eskiyen F-14 ve MIG-29 gibi jetleri modernize etmekte zorlanıyor, hava gücünü büyük ölçüde balistik füzeler, İHA ve SİHA’larla destekliyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), envanterinde yer alan 2 bin 231’den fazla modern tank, denizaltı ve fırkateyn filolarıyla konvansiyonel harpta üstünlük kurarken, İran bin 700’ün üzerinde zırhlı araca ve Devrim Muhafızları kontrolündeki asimetrik deniz unsurlarına sahip.

EGE’DE BİR SAVAŞ ASKERÎ GÜCE Mİ, YOKSA NATO’NUN TAVRINA MI BAKAR?

Ve Ege’nin iki yakası… Türkiye’nin 2026 yılı itibarıyla, askerî güç unsurlarının genelinde Yunanistan’a karşı hem nicelik hem de stratejik derinlik açısından net bir üstünlüğü bulunuyor.

Global Firepower ve savunma sanayii verilerine göre, Türkiye, savunma bütçesi, aktif personel sayısı, kara gücü ve yerli üretim kapasitesinde rakibinin oldukça önünde… Bin 100’den fazla hava aracıyla sayısal üstünlüğü elinde tutuyor.

F-16 modernizasyonları (Özgür Projesi) ve beşinci nesil millî muharip uçak ‘Kaan’ın uçuş testlerinin sürmesi uzun vadeli gücü artırıyor. Yunanistan ise sayısal olarak geride olsa da, Fransa’dan alınan ‘Rafale savaş uçakları ve modernize edilen ‘F-16 Viper’lar sayesinde teknolojik olarak güçlü bir konumda… Ayrıca ABD’den F-35 tedarik süreci devam ediyor.

Türkiye, NATO’nun en büyük ikinci kara ordusuna sahip ve tank, zırhlı araç ve obüs sayısında Yunanistan’a karşı ezici bir üstünlüğü var. Altay tankının seri üretimi ve envantere giren yeni nesil zırhlı araçlar kara gücünü modernize ediyor. Yunanistan, coğrafî yapısı gereği, adalardan kaynaklanan savunma odaklı bir kara yapılanmasına sahip. Tank sayısı yüksek olsa da operasyonel mobilite açısından Türkiye’nin gerisinde…

Donanmaya gelince… Türkiye’nin ‘TCG Anadolu çok maksatlı amfibi hücum gemisi ve yerli korvet ve fırkateyn projeleri (MİLGEM) sayesinde, Doğu Akdeniz ve Ege’de yüksek tonaj ve ateş gücü avantajı bulunuyor.

Yunanistan’ın ise geleneksel olarak güçlü bir donanması var. Fransa’dan sipariş ettiği ‘Belharra’ sınıfı fırkateynlerle denizdeki hava savunma kabiliyetini artırmayı hedefliyor.

 YUNAN ASKERÎ GÜCÜ TÜMÜYLE DIŞA BAĞIMLI

İki ülke arasında 2026 yılı askerî dengesindeki en büyük kırılma noktası, Türkiye’nin yerlilik oranı yüzde 80’i aşan savunma sanayii... Türkiye; ‘Bayraktar TB2’, ‘TB3’, ‘Akıncı’, ‘Anka-3’ ve ‘Kızılelma’ gibi insansız sistemlerle dünya liderleri arasına girdi.

Bu sistemler Ege ve Akdeniz’de Türkiye’ye çok düşük maliyetli ve yoğun bir gözetleme-imha gücü sağlıyor. Türkiye; ‘Atmaca’, ‘Çakır’, ‘Gezgin’ gibi kendi güdümlü füzelerini, ‘Hisar’ ve ‘Siper’ gibi hava savunma sistemlerini ve akıllı mühimmatlarını ürettiği için, uzun süreli bir çatışmada dışa bağımlı olan Yunanistan’a karşı lojistik açıdan net bir avantaja sahip.

Yunanistan ise askerî envanterini geliştirmek için başta ABD ve Fransa’dan olmak üzere, tamamen dış alımlara bağımlı.

YOKSA SAVAŞ ALANI, BATI, DOĞU YA DA GÜNEY DEĞİL DE, KUZEYDE Mİ OLACAK?

Türkiye üstün olmasına üstün ama Yunanistan ile doğrudan savaşması, her iki ülkenin de NATO üyesi olması sebebiyle imkânsız. Peki Kıbrıs’ta da böyle bir şey geçerli mi? Aslına bakarsanız geçerli ve hatta durum daha da kritik. Çünkü Kıbrıs’ta çıkacak bir çatışmaya, adada askerî yığınağı bulunan Birleşik Krallık, Fransa ve ABD dahil olabilir.

Dahil olurlarsa, en azından iki Avrupa ülkesinin net biçimde Yunanistan’ın yanında duracağı da açık bir gerçek! Yani böyle bir olasılık da yok gibi…

Peki o zaman bu kadar silah nerede kullanılacak?

Sakın NATO ve AB vaatleri ya da kışkırtmaları sonucunda, Ukrayna’da Rusya’ya karşı kullanılacak olmasın!

İşte bu biraz önce sözünü ettiğim üç olasılıktan da beter sonuçlar doğuracak bir macera olur!

 

 

* ilketv.com.tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar İlke TV’nin kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.