İmralı heyeti üyeleri Pervin Buldan, Faik Özgür Erol ve İmralı Sekreteryası üyesi Veysi Aktaş, İstanbul’da basın mensupları ile bir sohbet toplantısı gerçekleştirdi. Taksim’de bir otelde gerçekleşen toplantıya 27 basın mensubu davetliydi ve yaklaşık olarak iki saat sürdü. Toplantıda heyet üyeleri genel değerlendirmelerin yanı sıra basın mensuplarının sorularını da yanıtladılar.
Değerlendirmeleri, soruları ve verilen yanıtları, sürecin kronolojisini baz alarak düzenlediğimi, dolayısıyla toplantıdaki akışın bu şekilde olmadığını belirtmek isterim.
Sorular genel olarak;
-Süreç nasıl ve kim tarafından başlatıldı?
-Sürecin şimdiye kadarki evrelerinde öne çıkan zorluklar neler?
-Sürecin bugün geldiği aşama nasıl tarif ediliyor?
-Çerçeve yasa hazırlanırken neler yaşandı?
-Çerçeve yasa Kürtlerin beklentilerini karşılıyor mu?
-Öcalan’ın sürece ve çerçeve yasaya yaklaşımı nasıl?
-Yakın zamanda beklenen adımlar neler?
-Öcalan’ın statüsü nasıl belirlenecek?
-Öcalan’ın çalışma koşulları ve işletişim olanakları genişleyecek mi?
-Çerçeve yasadan kimler yararlanacak, kapsam dışı kalanlarla ilgili zaman içinde gelişmeler olacak mı?
-AiHM kararlarının uygulanması ve Kayyumlarla ilgili iktidarın yaklaşımında değişiklik olacak mı?
-Kürt siyasi hareketi bu süreçte devlete ne ölçüde güveniyor?
-Dem Parti’nin kongresi ve yeniden yapılanma nasıl gerçekleşecek?
-Ne yapılırsa, hangi adımlar atılırsa Kürt meselesi çözülmüş olacak?
Süreç Bahçeli’nin çağrısı ile başladı
Sürecin nasıl başladığı sorusunu Veysi Aktaş, çok net ifadelerle yanıtladı. Bahçeli’nin açıklaması öncesi İmralı’da Öcalan ile herhangi bir görüşme yapılmadı. Aksine neredeyse on yıl boyunca çok ciddi bir tecrit uygulandı İmralı’da.
Aktaş’a göre; bu tecrit sadece iç dinamiklerle açıklanabilecek bir durum değildi. Uluslararası güçler Ortadoğu’yu yeniden dizayn ederken Öcalan’ın müdahale etmesini istemedikleri için katı bir tecrit uygulattılar. Sürecin başlamasına yakın, Öcalan’ın İmralı’daki odası değişince, Öcalan; bunu devletin tavrındaki değişimin bir işareti olarak görmüş ve Mandela’nın da müzakerelerden önce kaldığı yerin değiştirildiğini hatırlatmış.
Aktaş, Öcalan’ın Ortadoğu’daki gelişmeleri analiz ederken, Kürt sorununun çözülmemesi halinde uluslararası güçlerin müdahil olacağı belirlemesini yaptığını, özellikle İsrail’in kuruluşu ve bugün ki güvenlik ihtiyaçları çerçevesinde Kürt ve Kürdistan sorununu araçsallaştıracağı çözümlemesini yaptığını belirtti.
Yine özellikle İngiltere’nin “Kürtleri yaralı bırakma” stratejisi yürüttüğünü, Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler üzerinden hegemonik gücünü devam ettirmek istediğine de dikkat çektiğini vurguladı. Aktaş; özellikle 40 yıldır süren çatışmanın ekonomik faturasına değinirken, bunun finansmanının da yine İngiltere’den yapıldığını hatırlattı.
Sürecin gelişiminde Öcalan’ın “norm dışı devlet” diye tarif ettiği güçlerin müdahalelerde bulunduğunu dile getiren Aktaş, çerçeve yasanın geçtiğimiz ekim ayında meclise geleceğini, müdahaleler olduğu için bu kadar gecikmeler olduğunu belirtti.
Çerçeve yasayı son gün görebildik
Çerçeve yasa ile ilgili tartışmalar ve yasanın hazırlanmasında neler yaşandığını Pervin Buldan ve Faik Özgür Erol yanıtladılar. Yasanın üzerindeki çalışmaların son güne kadar devam ettiğini, çalışmalar devam ettiği gerekçesiyle de kendilerinin yasa taslağını göremediklerini belirttiler.
Yasaya yönelik kendilerinin de ciddi eleştirilerinin olduğunu, özellikle terör ve terörist kavramlarına itiraz ettiklerini ve yasada bu şekildeki ifadelerin azaltılmakla birlikte varlığını sürdürdüklerini belirten heyet üyeleri, buna rağmen bu yasanın önemli bir “dayanak noktası” işlevi göreceğine inanıyorlar. Teyit-tespit kısmının sorunsuz geçeceğine inandıklarını dile getirirken, Öcalan’ın da kavramlara takılmadığını, bu yasayı bir kabuk, bir kök yasa olarak gördüğünü aktardılar.
Yasanın resmi gazetede yayınlanması ile “üst kurulun” hemen oluşacağı ve 24 Ağustosta ilk toplantısını yapacağını hatırlatan heyet üyeleri, bu toplantıda bir alt kurulun oluşması kararı alınacağını, ayrıca TBMM’de de bir “izleme kurulunun” oluşturulacağını ve bu kurulda her partiden bir veya iki milletvekilinin yer alacağını belirttiler.
Öcalan, Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu Koordinatörlüğünü üstlenecek
Sürecin başından beri en çok sorulan ve merak edilen konu Öcalan’ın statüsünün nasıl tanımlanacağı olmuştu. Bu soruyu Pervin Buldan yanıtladı. Üst kurulun alacağı kararla oluşturulacak “Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu Koordinatörlüğünü” Öcalan yürütecek. Kurulda sivil ve askeri yetkililer görev alırken, silahsızlanma ve silah bırakanların dönüşlerini bu kurul koordine edecek. Yine bu kurul, geri dönenlerin sosyal ve siyasal entegrasyonunda da yönlendirici olacak.
Buldan, ayrıca bir “Kadın Kurulu” bir de STK’lardan oluşan bir kurul önerilerinin de olduğunu, henüz buna olumlu yanıt almadıklarını belirtti.
Yine Öcalan’ın İmralı’da hazırlanan yeni yerine de geçeceği ve çalışmalarını oradan sürdüreceği de verilen bilgiler arasında.
Demirtaş ve arkadaşları yasayı mı bekleyecek?
Yine özellikle kamuoyunun merakla beklediği AİHM kararlarının uygulanması, siyasi tutukluların tahliyeleri ve kayyum kararları konusundaki sorulara verilen yanıtlardan, “teyit-tespit” mekanizması ve MGK kararıyla onaylamanın ardından tahliyelerin olacağı ve diğer adımların da bu paralelde gerçekleşeceği anlaşılıyor.
Öcalan bu süreci “centilmenlik anlaşması” olarak tarif ediyor
Süreçte devlete ve iktidara ne ölçüde güvenilebileceği konusunda toplumdaki endişelerin varlığı da bir gerçeklik. Bu kapsamdaki soruları ve Öcalan’ın genel yaklaşımını Veysi Aktaş özetledi:
Öcalan’ın başından beri bu süreci bir “centilmenlik anlaşması” olarak tarif ettiğini, yazılı olmayan konularda da verilen sözler olduğunu, sürecin aslında “güven-güvence diyalektiği” şeklinde devam ettiğini, güvence verildikçe güven oluştuğunu ve bunun yeni güvenceler yarattığını belirtti.
Öcalan’ın, “Kürtler devleti tanıyacak, devlet de Kürtleri tanıyacak”, Kürt-Türk ittifakının merkezileştirme politikalarıyla bozulduğunu, 200 yıllık inkâr-isyan-imha denklemine sıkıştığını ve şimdi bu ittifakın tekrar kurulduğunu, çözümü bu şekilde formüle ettiğini aktardı.
Öcalan’ın bu süreci 1921’de Kürtlere verilen sözlerin yerine getirilme süreci olarak gördüğünü dile getiren Aktaş; “Demokratik toplumun, demokratik cumhuriyete” entegre olmasıyla Kürt sorununun çözüleceğine inanmaktadır, dedi.
Yeni parti Newroz’da, Öcalan Eş Başkanlarla görüşecek
Dem Parti’nin kongresi ve yeniden yapılanma ile ilgili soruyu yanıtlayan Pervin Buldan, 6 Eylül’de yapılacak kongrenin yasal zorunluluktan dolayı yapılacağını ancak asıl yeniden yapılanma çalışmalarının kongre sonrasında hemen başlayacağı ve 2027 Newroz’undan önce asıl kongrenin yapılmasının hedeflendiğini belirtti.
Buldan, Öcalan’ın yeni bir parti yapılanmasından söz ettiğini; program, tüzük ve kadro değişikliğine gidileceğini belirtirken, Öcalan’ın bu çalışmalar başlamadan önce Dem Parti Eş Başkanları ile görüşmek istediğini ve bunun planlandığını söyledi.
Öcalan’ın iletişim koşullarının düzeltilmesi, basınla, akademisyen ve siyasetçiler ile yüz yüze görüşebilmesi için de hazırlıkların yapıldığını, yakın zamanda bu konuda gelişmelerin beklendiği de dile getirildi toplantıda.
Oldukça yoğun bir gündemin değerlendirildiği toplantının içeriği, iki yıla yaklaşan sürecin hızlanacağı bir döneme girerken, Kürt siyasi hareketinin, sürece ve çerçeve yasaya nasıl yaklaştığı ve önümüzdeki dönemde nasıl adımlar beklediği ile ilgili önemli ipuçları barındırıyor.
Heyet üyelerinin sürece ve sürecin aktörlerine güvendikleri kadar kendi özgüvenlerinin de yerinde olduğunu gözlemledim. Özellikle bu sürecin ayırt edici özelliğinin, sürecin üç önemli aktörünün, yani Sayın Öcalan, Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli’nin güçlü duruşlarının olduğunun altı çizildi.
Süreçte aksaklık yaratacak veya provokasyona zemin verecek her şeyin dikkatle izlendiği, atılan her adımın bu hassasiyetle tartıldığı, her cümlenin tartılarak kurulduğu çok belirgin şekilde ortadaydı. Bu yaklaşım da sürecin geleceğine dair umutlarımı güçlendirdi açıkçası.
Yasa kapsamı dışında kalanlar için de zamanla gerekli düzenlemelerin yapılacağı, üst kurulun ihtiyaç duyulacak düzenlemeler için çalışmalar yapacağı da anlaşılıyor. Bu anlamda oluşacak adaletsizliklerin de önüne geçilecektir diye düşünüyorum.
Sonuç olarak, Türkiye’nin Kürt sorununun çözümünde elde edeceği başarı, hem ülkenin demokrasi alanının genişlemesine hem ekonomik ve sosyal imkanlarının artmasına ama belki de en önemlisi, bu barış modelinin diğer ülkelerde yaşayan Kürtler için de örnek olacağına inanıyorum. Umutlanmak için bu defa çok sebep var.




