• Ana Sayfa
  • Manşet
  • Tayip Temel: ‘Kürt kimliği, dili ve kültürünün özgürlüğünden vazgeçmeyiz’

Tayip Temel: ‘Kürt kimliği, dili ve kültürünün özgürlüğünden vazgeçmeyiz’

Barış süreci ve siyasetteki yeni döneme dair konuşan DEM Parti’den Tayip Temel, kapsayıcı bir ‘toplum ittifakı’ çağrısında bulundu. Temel, Kürt meselesinde kalıcı barış için silahın bıraktığı alanın siyasetle doldurulması ve Kürtçenin kamusal alanda önünün açılması gerektiğini söyledi.

Tayip Temel: ‘Kürt kimliği, dili ve kültürünün özgürlüğünden vazgeçmeyiz’
Tayip Temel: ‘Kürt kimliği, dili ve kültürünün özgürlüğünden vazgeçmeyiz’
Haber Merkezi
  • Yayınlanma: 9 Eylül 2026 10:42
  • Güncellenme: 9 Eylül 2026 11:27

DEM Parti Eşbaşkan Yardımcısı Tayip Temel, Kürt meselesinin çözümüne dair sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Silahlı çatışmanın sona ermesinin tek başına yeterli olmayacağını belirten Temel, “Silahın bıraktığı alanı siyaset doldurabilmeli” dedi. Temel, bu geçişin hukuki güvenceye alınması gerektiğini vurgularken, Kürt sorununun çözümünde demokratikleşme ve eşit yurttaşlığın temel alınması gerektiğini söyledi.

Tayip Temel:  Kürt kimliğinin savunulmasından geri adım atılmaz. Kürt dilini ve kültürünün özgürlüğü bizler açısından vazgeçilmezdir”

‘Siyaset yapma biçiminin kendisini değiştirmekten söz ediyoruz’

Temel, DEM Parti açısından yeni dönemin mevcut örgütsel ve siyasal kalıpların olduğu gibi devam ettirileceği bir dönem olamayacağını belirterek şöyle konuştu:

“Toplumun değişen ihtiyaçlarını, siyasal sürecin ortaya çıkardığı yeni imkanları ve barış perspektifini dikkate alan daha geniş bir zeminde örgütlenmeye ve yapılanmaya ihtiyaç var.

Ne olursa olsun bu yapılanmanın en önemli özelliği kapsayıcılık olmalı. Yalnızca mevcut siyasi çevrelerle sınırlı kalmadan, aydınların, yazarların, demokratların, liberallerin, muhafazakârların, farklı inanç ve kültürden çevrelerin, emekçilerin ve demokratik siyasete katkı sunmak isteyen bütün kesimlerin kendisini içinde görebileceği tarihsel bir ittifak ve yapıdan söz ediyoruz.

Altını çizerek vurgulamak gerekir ki burada mesele sadece partiye yeni insanların katılması değil. Siyaset yapma biçiminin kendisini değiştirmekten söz ediyoruz.”

‘İttifakın ölçüsü ortak mücadele zemini olmalı’

Mevcut ittifak anlayışının yeterli olmadığını belirten Temel, ittifakların yalnızca siyasal ve kurumsal merkezlerde kurulmasının toplumsal zemine yeterince yansımadığını söyledi.

“Evet. Mevcut ittifak anlayışımız hem yeterli değil hem de eksik zemin üzerinde gelişiyor. Çünkü çoğu zaman siyasal veya kurumsal merkezlerde ittifak yapıyoruz ve bu birliktelik yerele yani toplumsal zemine sirayet etmiyor. Üstte ve elit kalabiliyor. Böyle olunca ittifak anlayışımız toplumdan destek göreceğine bazı komplikasyonlar yaratarak tepkisel yaklaşımlara neden olabiliyor. Oysa asıl sorumuz şu olmalı; Biz bu ittifakları hangi mücadele etrafında kuruyoruz?

Bir siyasi blok bizden destek isteyebilir. Bizim yapmamız gereken yalnızca ‘destekliyor muyuz, desteklemiyor muyuz?’ diye bakmak değil. Önce kendi taleplerimizi ortaya koymak.

Yerel demokrasi konusunda ne söylüyor? Kayyım meselesinde ne düşünüyor? Dil ve kültür haklarına yaklaşımı nedir? Hukuk devleti konusunda nasıl bir tutumu var? Demokratik siyasetin önünü açacak mı? Demokratik bir cumhuriyetin inşa edilmesi için ne öneriyor? Bunlara bakmalıyız. Taleplerimize en yakın olanla ortaklaşmanın yollarını aramak siyasetin gereğidir. Dolayısıyla ittifakın ölçüsü salt kimlik sorununa yaklaşım değil, sorunları çözme perspektifi, demokratik talepler ve ortak mücadele zemini olmalı.” 

‘İktidarla görüşmek, ittifak anlamına gelmez’

İktidarla yapılan görüşmelerin ittifak anlamına gelmediğini belirten Temel, DEM Parti’nin iktidarı hedefleyen bir siyasi güç olduğunu söyledi.

“Zaten şimdi herhangi bir güçle bu tartışmayı yürütme aşamasında değiliz. İktidarı hedefleyen bir siyasi gücüz. Eğer ittifaklar gündeme gelirse biz kendi taleplerimizi ortaya koyarız. Karşımızdaki siyasi aktörler bu taleplerin hangisine yaklaşıyor, hangisini kabul ediyor, hangisinde direniyor, buna bakarız. Demokratik siyasette izlediğimiz yol bunu gerektirir. Herkesle görüşmekten korkmamak gerekir. Eğer bir görüşme toplumsal barış açısından faydalıysa yapılmalıdır. Bizim açımızdan önemli olan, kimseye eklemlenmek değil, kendi siyasal hattımızı koruyarak demokratik çözüm alanını genişletmektir. Yapılan görüşmeler bir barış ve çözüm arayışıdır.”

‘Demokratik Cumhuriyet Hareketine ihtiyaç var’

Türkiye’nin ihtiyacının yalnızca yeni bir seçim ittifakı olmadığını belirten Temel, “Demokratik Cumhuriyet” fikrini ve bunun toplumsal karşılığı olarak “toplum ittifakı” kavramını öne çıkardı.

“Bugün Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni bir seçim ittifakı değil. Daha geniş bir toplumsal demokratikleşme için ortak zemine ihtiyaç var. Cumhuriyetin demokratik niteliğini güçlendiren, farklı kimliklerin ve inançların kendisini eşit yurttaş olarak ifade edebildiği bir siyasal düzen gerekiyor. Bu nedenle ‘Demokratik Cumhuriyet’ fikri önemli. Bunun toplumsal karşılığı ise toplum ittifakıdır.”

Temel, söz konusu yapının sınırlarının baştan çizilmemesi gerektiğini belirterek farklı toplumsal kesimlerin ortak bir demokratik zeminde buluşabileceğini ifade etti.

“Kürtler, Türkler, Araplar, farklı inanç grupları, kadınlar, gençler, emekçiler, aydınlar, akademisyenler, demokratlar, liberaller, muhafazakârlar… Demokratik çözümden yana olan herkesin kendisini ifade edebileceği bir alan yaratılmalı. Burada ‘bizden olanlar’ ve ‘olmayanlar’ şeklinde bir ayrım yerine, demokratik gelecekte kimlerin ortaklaşabileceğine bakmalıyız.”

‘Silahın bıraktığı alanı siyaset doldurabilmeli’

Barış sürecinde temel meselenin silahlı çatışmanın yerine demokratik siyasetin geçirilmesi olduğunu belirten Temel, şöyle dedi:

“Her savaşın bir sonu vardır. Sonsuz savaş olmaz. Dolayısıyla bugün esas mesele savaşın ve çatışmanın nasıl sürdürüleceği değil, nasıl sona erdirileceğidir. Bence kritik eşik, silahlı çatışmanın yerine demokratik siyasetin geçirilmesidir. Kürt sorunu gibi ağır bir sorun düşünüldüğünde silah bırakmak tek başına yeterli değil. Silahın bıraktığı alanı siyaset doldurabilmeli. O insanlar kendi düşüncelerini demokratik ve hukuki yollarla ifade edebilmeli. Siyasi faaliyetlerin önündeki engeller mutlaka kaldırılmalı. Aksi halde çatışmayı sona erdirmiş görünürsünüz ama çatışmayı üreten koşulları ortadan kaldırmamış olursunuz.”

‘Çatışmadan demokratik siyasete geçiş hukuken güvence altına alınmalı’

Barış sürecinin hukuki ayağına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Temel, silahsızlanma sürecine giren kişilerin demokratik siyasete katılabilmesinin önünün açılması gerektiğini söyledi.

“Hukuk bu adımlar için güvence sağlamalı. Silahsızlanma sürecine giren insanlar evlerine gidip oturmayacağına göre bundan sonra demokratik siyasete katılabilmesinin önü açılmalı. Bunun için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalı. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmalı. Uygulamak yetmez aynı zamanda o kriterleri iç hukukta temel referans hâline getirmek gerekir. Neden Türkiye yargısının verdiği yanlış kararları hep uluslararası hukuk kurumları düzeltsin ki? Bu temelde insanların hakları kişisel takdirlere değil, hukuka dayanmalı. Burada mesele yalnızca kişilerin hukuki statüsü değildir. Esas mesele, çatışmadan demokratik siyasete geçişin hukuken güvence altına alınmasıdır.”

‘Öcalan’ın özgürlüğü sürecin en önemli başlıklarından biri’

Temel, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü meselesinin sürecin önemli başlıklarından biri olduğunu belirterek, konunun yalnızca kişisel özgürlük çerçevesinde ele alınmaması gerektiğini söyledi.

İnançsızlıklığın derinleştiğini vurgulayan Temel, “Eğer bir toplumun demokratik siyasete geçişinden söz ediyorsak, bunun önündeki hukuki ve siyasi engellerin tamamını ele almak gerekir” diyerek şunları ekledi:

“Mesele kişiselleştirilmeden, hukuk ve demokratikleşme çerçevesinde değerlendirilmelidir. Şimdi gündemde olan ağırlaştırılmış müebbet cezası tamamen Öcalan’ın içerde tutulması için getirildi. Binlerce kişi şu an aynı hukuksuzluk ve insafsızlıkla karşı karşıya. Düzeltilmesi gerekir. Uluslararası hukuk otoriteleri bunun insanlık dışı olduğunu ve umut ilkesinin ihlal edildiğini söylüyor.”

Temel, sürecin siyasi boyutunda Abdullah Öcalan’ın rolüne ilişkin ise şu değerlendirmeyi yaptı:

“İşin siyasi kısmına da baktığımızda; Öcalan Önderliği devrede olmadan Kürt siyasi hareketinin silahı tamamen terk etmesi için son sözü söyleyecek aktör çıkamaz. PKK sistematiği böyle bir gerçekliğe dayanıyor. Barış, çatışmasızlık ve geri dönüş için tek söz mercii Öcalan liderliğidir. Bunun topluma da doğru anlatılması lazım. Aynı şekilde hareketin farklı düzeylerindeki insanların geleceği konusunda da kapsayıcı, uygulanabilir ve toplumsal barışı güçlendirecek hukuki çözümler düşünülmelidir. Öyle kapsam dışı bırakıldılar demekle çözüm gelmez. Cesur ve gerçekçi bir politikaya ihtiyaç vardır.”

‘Kürt kimliğini, dilini ve kültürünü savunmak vazgeçilmez’

Kürt meselesinin çözümünde devletçi yaklaşımın doğru olmadığını belirten Temel, Kürtlerin kimliği, dili, kültürü ve siyasi iradesiyle özgürce yaşayabilmesinin temel mesele olması gerektiğini söyledi.

Milliyetçilik tartışmasına da değinen Temel, farklı çözüm modellerinin tartışılabileceğini ancak demokratikleşmenin temel alınması gerektiğini söyledi.

“Toplumda tek bir çözüm modelinin düşünülmesi ve savunuluyor olması mümkün değildir. Toplumun içinde farklı görüşlerin, farklı tezlerin olması doğaldır. Bu bağlamda Kürtlerin kendi kimliklerini savunması başka bir şeydir, bunun mutlak milliyetçilik olarak tanımlanması bambaşka bir şeydir. Hatta kimi çevrelerin bir ulus-devlet kurulması gerektiği savunması bile tek başına milliyetçilik olarak tanımlanamaz. Böyle eğilimler toplumsal yapıların içinde olabilir. Ancak geçmiş yüzyılın deneyimleri bize devlet merkezli çözümlerin tek başına çözüm getirmediğini hatta yeni sorunlar yaratabildiğini gösterdi. Bu yüzden bizim açımızdan daha önemli olan, toplumun demokratikleşmesidir. Her model tartışılabilir. Fakat hiçbir model kendiliğinden demokratik olmaz ve değildir.

Bir modelin niteliğinin ne olduğu tek başına çözüm getirmez. Asıl bakmamız gereken şey, toplumun karar alma süreçlerine ne kadar katıldığı ve insanların kendi kimlikleriyle ne kadar özgür yaşayabildiğidir. Kürt kimliğinin savunulmasından geri adım atılmaz. Kürt kimliğini, dilini ve kültürünü savunmak bizler açısından da vazgeçilmezdir. Ama bunun tek yolu mutlaka ulus-devlet kurmaktan geçmez diyoruz. Tam tersine, farklı kimliklerin birbirini ayrılıkçılığa zorlaması yerine demokratikleşmeye zorladığı bir model daha kalıcı olabilir.”

‘Kürtçenin eğitimde ve kamusal yaşamda önü açılmalı’

Kürt dili konusunda hukuki ve fiili engeller bulunduğunu belirten Temel, Kürtçenin eğitim, kültür, akademi ve kamusal yaşamda kullanılmasının önünün açılması gerektiğini söyledi.

“Öncelikle tartışmanın kendisini anlamsızlaştırmamız gerekiyor. İnsanların kendi diliyle yaşaması doğal bir haktır. Kürtçenin eğitimde, kültürde, akademide ve kamusal yaşamda önünün açılması gerekir. Bugün Kürtçeyle üniversite kurmanın, eğitim kurumları oluşturmanın önünde çeşitli hukuki ve fiili engeller bulunuyor. Bunların zaman içerisinde aşılması gerekiyor. Hangi çağda yaşıyoruz sorusunu herkesin kendine sorması gerekir. Bunun bir günde gerçekleşeceğini söylemiyorum. Ama hukuki zemin oluşturulabilir. Kurullar oluşturulur, çalışmalar yapılır, eğitim politikaları geliştirilir. Dil politikası uzun vadeli bir demokratikleşme programı olarak ele alınmalıdır.”

‘Kayyım uygulaması sona ermeli’

Yerel yönetimlerin demokratikleşme açısından önemli olduğunu belirten Temel, kayyım uygulamasının sona ermesi ve seçilmiş yerel yönetimlerin iradesinin korunması gerektiğini söyledi.

“Yerel yönetimleri sadece merkezi devletin hizmet birimleri olarak görmemek gerekiyor. Yerel demokrasi, halkın kendi sorunları hakkında karar verebilmesidir. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi devletin zayıflaması anlamına gelmez. Tam tersine, toplumun devlete olan güvenini artırabilir.”

‘Öcalan sosyalizmden vazgeçmiyor, sosyalizmi yeniden düşünüyor’

Temel, Abdullah Öcalan’ın “demokratik toplumculuk” fikrinin sosyalizmden uzaklaşma olarak yorumlanmasının doğru olmadığını belirtti.

Abdullah Öcalan’ın sosyalizmden vazgeçmekten değil, sosyalizmin demokratik özünü yeniden düşünmekten söz ettiğini vurgulayan Temek, “Bu çerçevede otoriteleri ve sosyalist düşünürleri düşünmeye ve tartışmaya çağırıyor. Bu yüzden koşulların oluşturulması ve sözün Abdullah Öcalan’a bırakılması gerekiyor. Eleştirileri dinleyip tartışmaları özgürce yürütmesi hakikati ortaya çıkarır. Tarih kimin haklı kimin yanılgılı yaklaştığını ancak böyle belirleyebilir” dedi.

‘Yeni dönemin temel kavramı gönüllü demokratik entegrasyondur’

Türkiye tasavvurunu da anlatan Temel, farklı kimliklerin ve inançların ortak yurttaşlık temelinde özgürce yaşayabildiği demokratik bir ülke hedeflediklerini söyledi.

“Temel mesele, herkesin kendi kimliğiyle yaşayabildiği demokratik bir Türkiye. Kimseye ‘Türk ol’, ‘Kürt olma’, ‘şu inancı bırak’, ‘şu dili konuşma’ denmemeli. Yurttaşlık, kimliklerin yok edilmesi üzerine kurulmamalı. Bu sağlandığında kimlikler ve inançlar ortak yurttaşlık içerisinde gönüllü biçimde buluşabilir. Bu nedenle demokratik entegrasyonun özü gönüllülük olmalı. Zorla bütünleştirme asimilasyondur. Gönüllü biçimde ortak bir demokratik yaşam kurmak ise demokratik entegrasyondur.”